Can Yayınları, şubat ayında edebiyatın karanlık ama sarsıcı iki yüzünü okurla buluşturuyor. Jacqueline Harpman’ın Erkek Nedir Bilmeyen Ben’i ile Guido Morselli’nin İnsanlığın Sonu, uygarlığın çöküşünü iki farklı uçtan ele alırken, insan olmanın anlamını hafıza, iktidar ve yalnızlık ekseninde yeniden sorguluyor.

Jacqueline Harpman, Erkek Nedir Bilmeyen Ben’de kapalı bir yeraltı dünyasında yaşayan kırk kadından geriye kalan son tanığın anlatısıyla okuru distopik bir hafıza labirentine davet ediyor. Erkeklerin var olduğu, düzenin hüküm sürdüğü ve sonra sessizce çözülen bir dünyayı hatırlamaya çalışan anlatıcı için anlatmak, hayatta kalmanın tek yolu hâline geliyor. Ancak hafıza, bu dünyada hem bir sığınak hem de tehdit. Harpman’ın yalın ama ürpertici dili, iktidarın doğasını ve cinsiyetler arasındaki görünmez sınırları felsefi bir derinlikle açığa çıkarıyor. Roman, bugün Z kuşağı tarafından “modern bir Damızlık Kızın Öyküsü” olarak yeniden keşfediliyor.
Guido Morselli’nin İnsanlığın Sonu ise kıyameti tersinden anlatıyor: Dünya yerli yerinde dururken insanlık bir gecede yok olmuştur. Alpler’deki ıssız evinde intiharı düşünen anlatıcı, sabaha uyandığında yeryüzünde tek başına kaldığını fark eder. Kasabalar, yollar, oteller, sınırlar… Her şey oradadır, yalnızca insan yoktur. Morselli’nin, kendi yaşamına son vermeden hemen önce tamamladığı bu roman, modern insanın varoluş, özgürlük ve anlam karşısındaki kırılganlığını derin bir yalnızlık duygusuyla yüzeye çıkarır.
Erkek Nedir Bilmeyen Ben ve İnsanlığın Sonu, farklı coğrafyalardan ve dönemlerden seslense de ortak bir soruda buluşuyor: İnsan, insan olmadan var olabilir mi? Bu iki roman, distopyayı yalnızca geleceğin karanlık bir tasviri olarak değil, bugünün dünyasına tutulan rahatsız edici bir ayna olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.


