Elçin Çakmak Erarslan
Motorun hırıltısı sabahın kararsız sessizliğini parçalıyordu. Hızla gaza asılıyordu Cemil. Nereye yetişeceksek. Sonra ani bir fren. Ne tam gece bitmiş ne de gün başlamış bu saatte. İnsanların çoğu daha arabalarını sokaklardan çıkartmamıştı. Yeni uyananlar, kahvaltı masasında olanlar. E onların işi dokuz-altı, bilemedin sekiz-beş. Bizim için sabaha karşı saat dörttü günün başlangıcı.
Sola döndürdü Cemil arabayı, biz de Muratla çöp kamyonun arkasındaki metallere tutunarak yalpaladık. Dar bir sokak. Kamyonun aynaları neredeyse duvarlara sürtecek kadar yakın. Cemil gene ani bir frenle durdurdu. Ben koşup, yanına bindim. Dar sokakları sevmezdi Cemil. Elleri direksiyonu sımsıkı kavramıştır. Sonra bir anda gaza asıldı.
“Yavaş lan Cemo.” Koca dikiz aynasında Murat’ın yansıması. Bir eli apartman duvarını tuttu tutacak. Herkes deli.
“Yavaş gidilecek yol mu var?” Cemil biraz daha hızlandı. “Sokak dar, hayat dar.”
Sokağı bitirince, kamyonu durdurdu Cemil. Çöpleri bir bir toplayıp, tıpkı aç bir timsah gibi ağzını açan kamyonun konteynırına yutturduk sırayla Muratla. Tam bir çöpü daha vermişken kamyonun ağzına, arkamızda bir şey patladı yerde. Murat eğilip aldı. Nereden atıldığına bakmadık.
“Bebek bezi,” evirdi, çevirdi, koklamadı. Koklasa da burnumuz alışmış, hepsi aynı koku. “Dolu,” dedi.
Kısa bir sessizlik. Sonra ikimiz aynı anda bastık kahkahayı. Gülüyoruz ama neşeli değil, yorgun, gereksiz. Kamyonun arkası açık. Biriken çöplere takıldı gözüm. Hep fazlalık. Biriken hayatlar, kusulan düzenler.
Murat bezi atıp, arkasına döndü. Dolu bir kartona uzandı, içinde dergiler. En üsttekine uzandı. Kapakta bikinili bir kadın, tüm vücudu dövmeyle kaplı.
“Hiç düşündün mü? Ben istiyordum bir ara.” Kapaktaki kadının vücudunu sonra da kıyafetlerinin altında saklı duran Murat’ınkini inceledim.
“Bu vücuduna mı?” Gene gülüştük. Murat’ın koca göbeği sallandı. Dergiyi konteynıra attı. Altındakine uzandı. Bu sefer kapakta aynı tonlarda kıyafetler giyinmiş bir aile. Arka fonda kocaman, ahşap bir kütüphane. Büyük bir koltukla oturmuş, dört yetişkin. İkisi yaşlı, ikisi genç. Koltuğun arkasında üç çocuk, yaşları on dört on beş civarı. Kızlar genç kadının aynısı, oğlanın suratında ufak tefek tüyler. Annenin dizinin dibinde elinde dinozoru ufak bir çocuk.
“Lan benimkiler hiç böyle oturmadı dizimin dibinde.”
“Üzülme Murat.”
“Ne üzüleceğim.” Sonra kapağa bir bakış daha. “Bunlar hiç çöp atmıyorlardır değil mi?”
Haklı bir soru.
“Atıyorlar,” dedim, “Ama bize atmıyorlar, onların başka çöpleri var. Yukarıya atıyorlar, gene üstümüze düşüyor.”
Anlamadı Murat. Ben de üstelemedim. Murat geri kalan kutuyu bir hamlede attı içine konteynırın. Kolu çekti, ağız kapandı. İkimizde yerlerimize geçip, kamyona vurduk.
“Hadi Cemo.”
Tam Cemil hareket edecekken bir kere daha yukarıdan torba, bu sefer Murat’ın kafasında patladı.
“Lan.” Eli başında, poşet yerde, içinden kaskatı bir ekmek fırladı betona, küflenmemiş. Artık ekmekler hiç küflenmiyordu.
“Dur Cemil,” diye bağırdım.
Cemil bu sefer kapısını açıp, bedenini çıkarttı dışarı.
“Yukarıdan atmayın.” Sonra ağzının içinden küfürler mırıldandı.
Hepimizin kafası çöp poşetinin geldiği camı aradı. Bir kadın, pencerenin kenarına tünemiş, elinde sigara. “Sizin işiniz çöp toplamak,” dedikten sonra külünü aşağı silkeledi. Cemil güldü, onunkisi de kırık, keskin bir gülüş.
“İşiniz bu diyor, anasını avradını…” Gerisi ağzının içinde. “İtaat etmek, aşağıda kalmak.”
Ben tamamladım gerisini, “Yukarıdan geleni toplamak.”
“Ne diyorsunuz oğlum?” Murat bizi hiç anlamazdı. Kendini ne kadar anlıyor, diye düşündüm.
“İtaat eden temizler, isyan eden kirletir Murat’ım.” Cemil içeri girip, kapısını hızla kapattı. Arabanın motoru homurdandı. Kadının bulunduğu pencerenden bu sefer bitmiş sigara izmariti süzüldü aşağı. Onu da diğer çöpçüler toplayacaktı.
Dar sokaktan, geniş sokağa, oradan dara saatlerce aynı şekilde ilerledik. Kısa gülüşmeler, yerlere yayılan çöpler, taşanlar ve daha fazlası. En son sokak. Boşaltılacak yedi bilemedin on çöp kovası. Cemil durdurdu gene kamyonu. Atladık Muratla. Birer sigara yaktık, kovaları itelerken. Murat ağzında sigara, kolu çekti, çöpler kaydı, kapak kapandı. Dışarı sarkan oyuncak bir ayı. Bacağı içerde, gövdesi, başı dışarıda. Tek gözü yok.
“Önce görsem Sibel’e götürürdüm.” Sibel Murat’ın altıncı çocuğu, iki yaşında. “Doğum günü için bir şey almadım.” Sigarasından öyle bir duman çekti ki yarası küle dönüştü. Cebimden biraz para çıkartıp, ona uzattım. “Amcasından hediye al, ben aldım de ama Murat’ım.”
“Eyvallah. Ama boş ver. Sevip, atacak sonra, gerek yok.”
“Var, var,” deyip parayı cebine sıkıştırdım. Bu seferki çekişinde sigarası bitti Murat’ın. Ayağıyla ezdi, diğer cebine attı. Cebinde en az on sigara izmariti. Sokaktaki çöpleri bir bir attık. Son çöp ve sonra paydos. Onu da atıp, konteynırı kapattık.
“Saat on iki, hadi beyler,” diye seslendi Cemil. Murat ile öne, Cemil’in yanına yerleştik. Tam bu sırada bir poşet daha fırlatıldı pencereden. Tam kamyonun önüne.
“Yeter lan,” diye bağırdı Murat.
“İnmeyin,” dedi Cemil.
“Ne?” Murat şaşkın, eli kapı kolunda.
“İnmeyin oğlum mesai bitti.”
“Toplamazsak birikir,” diye itiraz etti Murat.
“İtaat saati bitti. Bırak biriksin. Belki o zaman kokuyu duyarlar.” Cemil motoru çalıştırdı. Çöp yerde, üstünden geçip gittik. İlk kez.
“İsyan edersen, görünürsün,” dedi Cemil son hız ilerlerken. “Pislik hep görünür.”

Elçin Çakmak Erarslan, İstanbul’da dünyaya geldi. FMV Ayazağa Işık Lisesi’nden mezun olduktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İktisat okudu. Londra’da yaptığı stajın ardından Türkiye’ye dönerek aile şirketinde çalışmaya başladı. Bu süreçte Galatasaray Üniversitesi’nde Pazarlama ve Lojistik Yönetimi yüksek lisansımı tamamladı. Halen profesyonel iş hayatını ve yaşantısını İstanbul – Almanya arasında sürdürüyor. Edebiyat Atölyesi Dergisi 2023 Öykü Yarışmasında üçüncü olan Eraslan, yazı çalışmalarına da devam ediyor.

