Röportaj: Tuba Ayşe Özgür
Fotoğraf çoğu zaman bir anı sabitlemekle ilişkilendirilir. Oysa bazı kareler zamanı durdurmaz, onu derinleştirir, gerer, bazen de görünmeyen bir yerinden delik açar. Nihal Gündüz’ün fotoğrafları tam da bu kırılma anında yer alıyor. Kadrajın içinde olan kadar, dışında bırakılanın da konuştuğu bir alan açılıyor her bir karede. Bu yüzden her görüntü, tamamlanmamış bir cümle gibi kalıyor. İzleyicisini yalnızca bakmaya değil, eksik olanı hissetmeye çağırıyor.

- Fotoğrafla ilk karşılaşman bir başlangıç mıydı, yoksa zaten içinde olan bir şeyin yüzeye çıkması mı?
Nihal Gündüz – Fotoğrafla ilk karşılaşmam bir başlangıç değil, zaten içimde olanın yüzeye çıkmasıydı. Henüz minicik bir kız çocuğuyken babamın fotoğraflarımızı çektiğini hatırlarım. Sapsarı saçlarımı gözümün önünden çekmemi ister, alnımı ağaca yasladığım koluma dayayarak baktığım o anın ‘doğru duruşunu’ yakalamak için çok uğraşırdı. O zamanlar merak ederdim; duruşumu neden beğenmiyordu, neyi arıyordu acaba? İçimde biriken o katmanların “fotoğraf aracılığıyla dışarı sızması olarak görme” şeklinde tercüme etmem yıllar sonra oldu. Fotoğraf benim hayatıma sonradan eklenen bir yenilik değil; tanıdık bir sima, bir ‘hatırlama anı’ olarak girdi.
- Bir görüntünün seni çağırdığını hisseder misin, yoksa sen mi onu bulursun?
Nihal Gündüz – Acaba görüntü de kendi gerçekliğini herkese gösterecek bir ‘göz’ arıyor olabilir mi? O fısıltıların ayak izlerini görecek kadar eğitilmiş bir göz; bakmayı, görmeyi, anı yakalamayı ve onu kendi gerçekliğiyle yorumlamayı bilir.
- Fotoğraflarında gerçeklik olduğu gibi mi kalır, yoksa ince bir yerinden kırılır mı?
Nihal Gündüz – Fotoğraf, tam anlamıyla saf gerçekliği yansıtmaz. Fotoğrafta kadraj seçimi kritiktir; çünkü kadraj dışında bıraktığınız gerçekliğin ta kendisiyse, içerideki anlam kökten değişir. İzleyici, fotoğrafçının kadrajına hapsolur. Dışarıda bıraktığınız bir kaos, içeride sunduğunuz huzur görüntüsüyle birleştiğinde gerçeklik ‘kırılabilir’.

- Senin için güçlü bir fotoğraf, gösterdiğiyle mi yoksa sakladığıyla mı var olur?
Nihal Gündüz – Roland Barthes’a göre güçlü bir fotoğrafın bizi ‘delip geçen’ bir noktası (punctum) vardır. Bu nokta bazen gösterilen bir detay değil, o detaydan yola çıkarak zihnimizde canlanan bir histir. Her şeyi gösterirseniz, o sadece sizin fotoğrafınız olur. Ancak fotoğraflarınızda sakladıklarınız, izleyicinin kendi iç dünyası ile birleşerek ‘onun fotoğrafı’ haline gelir. Güçlü bir fotoğraf, her şeyi göstererek değil, bazı şeyleri gizleyerek var olur.
- Fotoğrafın zamanı durdurduğuna inanır mısın, yoksa zamanı çoğalttığını mı düşünürsün?
Nihal Gündüz – Fotoğrafın teknik ve fiziksel yönüne odaklanırsak ‘fotoğraf anı durdurur.’ Ancak fotoğrafa tanıklık etmek o anı çoğaltır. Dolayısıyla ‘Her Bakışta Yeniden Doğar’ o an; izleyicinin zihninde her defasında yeniden yaşanır. Bir an, binlerce farklı gözde binlerce kez çoğalarak o anı bugüne ve geleceğe taşır.

- Mekân senin işlerinde bir arka plan mı, yoksa kendi hafızası olan bir özne mi?
Nihal Gündüz – Mekânın işlerimdeki konumu, konuya nasıl yaklaştığım ve neyi anlatmak istediğimle doğrudan ilişkilidir. Fotoğraf üretimi sırasında temel meselem; kişi ya da nesnenin mekânla kurduğu bağda, hangisinin özne olacağına karar verme halidir.
Bazen nesneyi ya da kişiyi mekânından koparmak, anlamı saflaştırmak adına bilinçli bir anlatım tercihidir. Mekânsızlık, portre veya nesne için onu zamanın ve mekânın dışına çıkararak izleyici ile arasındaki tüm engelleri kaldıran bir yüzleşme alanı yaratır. Mekân sustuğunda, kişinin veya nesnenin sesi yükselir. 2012 yılında gerçekleştirdiğim ‘Son Tophaneli’ projem, tam da bu düşünsel zemin üzerine inşa edilmişti.
Öte yandan, mekânın bir otorite kurması, nesneyi veya kişiyi o bütünün ayrılmaz bir parçası haline getirir. Bu durumda mekân artık bir arka plan olmaktan çıkar; kendi hafızası olan, hikâyeye yön veren bir özneye dönüşür.
- Nesneler senin kadrajında yalnızca nesne mi kalır, yoksa başka bir şeye mi dönüşür?
Nihal Gündüz – Fotoğraflarımda nesne her zaman dönüşmez. Belgesel yaklaşırken nesne güçlü olmak zorundadır. İzleyici ile metafor olmadan doğrudan iletişime girmelidir. Ancak son dönem bazı işlerimde nesnenin ‘ne olduğunu’ değil, ‘neyi temsil edebileceğini’ sorgulamaktayım. Bu tarzda oluşturduğum işlerimde nesnenin ham gerçekliğini kavramsal bir boyuta dönüştürerek başka anlamlar yüklüyorum.
- Görüntüde boşluk bırakmak senin için bir eksiltme mi, yoksa anlamı çoğaltan bir alan mı?
Nihal Gündüz – Fotoğraftaki boş alanların bırakılması konuyu daha vurgulu hale getirir. Fotoğraftaki nesneyi rahatlatır, anlamını çoğaltırsınız. İzleyiciye kaçış noktası verirsiniz. Özellikle bakış ve hareket boşluğu dikkat ettiğimiz teknik ve işlevsel görevlerindendir.
Zihnimiz boşlukları doldurmaya meyillidir. Siz fotoğraf karesinde büyük bir boşluk bıraktığınızda, izleyiciyi o boşluğu kendi duygularıyla, anılarıyla veya sessizliğiyle doldurmaya davet edersiniz. Bu da izleyiciyi pasif bir bakandan ziyade, aktif bir anlam yorumlayıcısına dönüştürür.
- Bugünün görüntü fazlalığı içinde fotoğraf hâlâ bir durma anı yaratabilir mi?
Nihal Gündüz – Görüntünün fazlalığı insan gözünü ve zihnini yormaktadır. Her geçen gün artarak hızla kaydırdığımız piksel yığınlarıyla “akışa” dönüşmüştür. Ancak eğitilimiş izleyici gözü için “bakmak ve idrak etmek” iradi bir eylemdir.
İzleyiciyi durduracak olan şey eylemin şiddeti, dikkat çekiciliği, sansasyonel olması değil, kadrajın içindeki anlamın yoğunluğudur. Görüntü akar, anlam durdurur; asıl güç eylemin büyük hareketinden değil, kadrajın sessiz vurucu anlatımındadır.”
- Henüz çekmediğin ama seni beklediğini hissettiğin bir görüntü var mı?
Nihal Gündüz – Zihnimde yankılanan ama henüz kadraja sığmamış birçok sessizlik var. Randevulaşarak bir araya geleceğiz.



