Arzu Kurt
Boyun eğiyorum artık. Çok yoruldum. Ne ben değişiyorum ne sen. İlk gençlik yıllarımdan beri otoriteyle boğuşan o ateşli ergen de yok artık. Feminist tartışmalar, iteklenen cam tavanlar, entelektüel zorbalar. Meydanı size bırakıyorum. Ben olmadım. Olamadım.
İçimde ne yapsam yaranamadığım biri var. Aşağılık duygusuyla beni bataklığına çeken, narsisist çabaları yenen. Tüm duvarlarım yıkılıyor, doğru bildiklerim tarumar. Dizginlenemez bir at koşturuyor içimde alevden. Önce kendime boyun eğiyorum.
Bu beni sevmiyorum. Ben ne dersem sanki tersine ant içmiş. ‘İçimdeki şeytan’ kulağımı kapatsam da fısıldıyor. Onu yenemiyorum. Kendime itaat ediyorum.
O ne yapsa kabullenemediğim. Sanki onları ben yapmamışım gibi. Önümde duvarlar yükselse, kapısında sadece bana özel bir bekçi; bekle dese yıllarca, ben beklesem. Bu dava hiç görülmese.
Kin gütmüyorum kendime belki müebbetle yırtarım belki ölümle tamamlanır varlığımın anlamı. Köpükten balonlara sığdırdım üstbeni; gökkuşağı renklerim içinde. Bir dokunuşla tek tek patlayan ömrüm ıslak bir leke bırakıyor zeminde.
Mecbur kaldım kendime, suçsuzum.
‘Korkuyu beklerken’ buluyorum kendimi… Üstelik hiç mektup gelmemişken. Zihnim cellatlar üretiyor kendine. Hâkimi ben, savcısı ben. Utanmasam davayı gazeteye yazan gazeteci ben. Okuru ben, eleştirmeni ben. Sen, sen sevgili okur bu kez sadece seyreden.
Kendimi köşeye sıkıştırdım. Gelmeyen mektuptan sayfalar okuyorum. Korkuyla boyun eğiyorum kendime. Şeytanıma tapıyorum. Kurbanı ben.
Aynaların üstünü örttüm. ‘Kırık bir yansıma’ya bile tahammülüm yok. Korkmasam bin parçaya böleceğim aynayı. Cam kırıkları batsın kalbime. Cürmü işleyen ben.
Bir ‘Bulantı’ kaplıyor içimi. Kapılıp gitmemek için sert bir şeyler tutuyorum avcumda. Soğukluğu biraz azaltıyor sanrıyı. Neden sonra fark ediyorum kütüphanemin önünde dikildiğimi. Bodrum’dan aldığım minik evlere bakıyorum biri hediye. İçine sığdırsam tek tek güzel ihtimalleri. Her bir ihtimal ben, her bir ihtimal sen.
Dünyadaki köşeme sırtımı yaslama fikri, saman alevi bir parlaklık yaratıyor zihnimde. Köklerime su yürüsün istiyorum. Karanlık galip geliyor. Celladı ben.
Bozkıra fırlatıyorum kurdumu. Sürgünüme. Güvercin ruhum vahşi doğaya emanet. Zamanın ruhu karanlık ne beyhude. Zaman biter mi? Dünya yaslı kalabalıklardan amade. Çamurda boğuşuyor kurtla insan.
Bir Guernica tablosu gibi bedenim. Parçalarımı topluyorum. Goleme dönüşmüş elimdeki bütün. Yaratan ben, yaratılan ben.
Bir Matrix inşa ediyorum. Tanrısı ben, düşmanı ben, kölesi ben. Ördüğü kozaya sıkışıp kalmış kelebek ben.
İçimde devrim, içimde kalabalık, alayına isyan diye bağırıyor dudaklar.
İçimde savaş, içimde kaos, bir çığlık tablosuna bürünüyor sessiz haykırışlar.
Acıma tanıklık etmeye mi geldiniz?
‘İmgeler ihanet’ eder. Herkes bilir ve fakat beyler ‘Bu bir pipo değildir.’
Ruhuma dar geliyor bedenim. Üzerinde çatlaklar aşikâr. Şüphe sızıyor inceden inceden. Pürüzlerimde kan damlaları. Bir volkan fokurduyor içimde. Bu kaçıncı Pompei. Küllerden bembeyaz bedenim.
Uyan, bir rüya olmalı bu diyorum. Sonra fark ediyorum.
Kalemin ucu batıyor zihnime. Kim yazıyor öldürdüğüm beni.

Arzu Kurt, Karabük doğumlu, evli, iki çocuk annesi. İstanbul’da yaşıyor. Denize ve kitaplara aşık. Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Bir kamu bankasında şube müdürü olarak rakamlarla geçen yılların ardından emekli olup kelimelere yöneldi. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde başladığı ikinci kariyerinde kolektif kitaplarda altı öyküsü ve iki dergi yazısı yayımlandı. Yazı yolculuğuna Suaremag’da devam ediyor.

