Hediye Gülden Özgür
İçimdeki yangının külleri kaplamış ciğerlerimi. Nefesim isle karışmış.. İki kadeh rakı kokuyor senden gayrı. Bütün gün içime işleyen mahkumların dili bir bir çözülüyor kadehimin içinde. Bilirsin, esaretler de hikayeler de tükenmez Leylâ.
Gel hele gel. Gel buyur otur. Hani olur da için çeker. Gücenmeyesin…
Biz rakı sofrası raconunu babamdan öğrendik. “Yüreğin sahibinin hatrı varsa, bıraksın yükünü masana, sen yine de buyur et sofrana Halil,” derdi. Masada o sandalye halen boş, bendeki dalgalarla anca. Senin o “dallarına mı konuyorsun” dediğin o ağaca benzeyen sandalye. Hani güzel olan. Yükün hâlen ağır mı Leyla?
Sevda neymiş, anlamışsın öyle mi? Hele git… Gökten zembille değil, şimşekle düşmüşüz. Eskisi gibi değil gökyüzü, yok yok taşımaz bizi. Yıldızlar sorduğum sorulara cevap vermiyor hem, pek bi karışık. Yollara serdiğim yıldızlar mı nerede? Küsmüşler… Yüzlerine bakmıyorum, aklıma gelmiyor bile. Neyse.
İnsan sevdiğine kızsa, bağırsa çağırsa, küfretse, lanetlese, acıtsa daha mı iyi… Ben sana hiç Leyla! Kabulüm artık; yüreğin de hikaye de o son cümle kadar tükendi. Acı çekmeye takati kalmamış yüreğim herhal… Ona değen dalların var ya, onlara bir daha o kuşlar konmadı Leyla. Rabbim daha fazla kıyamadı bana, ben uyurken budamış onları. Onların gölgesinde içimi karartmışım meğer. Hani duvarlara çizip yazdığım… Bildiğin o karanlık var ya, sinene saklamak isteyip de hiç saklamadığın! Biz onu tecrübe diye misafir ettik ciğerimize. Nefesimde is işte. Şükür, böyle de alacak nefesimiz varmış…
Yiğitlik öldü diyorlar. Eskisi gibi içebilen yokmuş, boş laf bunlar. Eee, öldüren dünya! Var yiğitler bir yerlerde hâlâ Leyla. Bilirsin sen, boğazımdan geçmezdi önceleri. İlk düğüme takılıverirdi. Artık aştık oraları, hallaç pamuğuna dönmüş. Diyeceğim…
Boğazımın düğümlerine acı değil, tecrübe oturdu benim. Rakı ile birlikte damıttık halimizi. Yalnız bilesin, sana inat değil… Hâla ilk kadehe alışmam saatler sürüyor Leyla. Eskiden seni içimden sökmeye içerdim ilk kadehi. Her yudumda, yavaş yavaş. Sadece bi’ tekte…
Anasona alışmak öyle kolay değil. Rakıdan değil de, sabahları şu nefesimin buğusundan tiksinmeye karar verdim ben. Kadehin dibinde kalmıştın, oradan toprağa akıttık seni o gün Leyla. Dut ağacının altına. İçerken yüzümü buruşturmaktan alıkoyamadığım bu meretle gülümsemeyi öğrendim. Meğer ikinci kadehten sonra rahat bırakırmış ya adamı. Bıraktı mı? Ben pelikanın kanadına yüklenip çoktan bıraktım o sahile. Gecenin sonunda tatlı bir gülümseme alıyor yüzümü şimdi. Evet, Rabbimle konuşuyorum hâlâ. “Beni onun hesabına katma,” dedim korkma, ağır gelirim sana ben terazide Leylâ.
Ama korktuğum gibi olmadı; senden gayrı şu mereti içtiğim gecelerde de var yaradan, hep orada… Yok yok hiç heveslenme. Sen hiç oralarda yoksun valla. Hiç inanmazsın ama bilen bilir. Özümüz ile sözümüz bir. Sen sakın ola ha. Biz o gece kaldırdık senin bardağını soframızdan Leyla. Şah damarımla arama kimseyi sokmam Leyla.
Evet, katranla kararmış artık dediklerini rakının beyazı ile seyrelttiğim doğrudur. Büyük konuşma demedim mi? Kuşlar gibi pır pır, o tuzağa düşülür demedim mi? Dedim ya şiiri. Yolunu vururlar senin, kötü huylar edinirsin, ayrılık çeşmesinde beni kaybedersin… Yüreğimin kıyılarına vuran dalgalarla boğuşmayı bıraktım. Fırtınaya kapılmasın diye bağladım sandalı kumsaldaki o kazığa. Hayır, sahildeki o banka bir daha oturmayacağım. Kimsenin ikna edemediği yüreğimi sen nasıl bir anda ikna ettin Leyla?
En iyi bildiğin oysa… Beni de nasıl edeceğini buldun ya sonunda.
Şehri sana bıraktım. Sokaklarında gezerken “hafifle” diye.
Satır aralarına sığdırdım binbir geceyi. Efkardan içtiğim sigara ile duman grisine dönmüş ciğerim… Bak, yaş aldım sonunda. En sevdiğim renk artık rakı beyazı…
Masaya dökülenler kadehin içinde öylece gözüksün diye.
Rakının beyazı içini görebilene iyidir Leyla.

Hediye Gülden Özgür, tasarımın farklı alanlarında üretim yapan bir sanat tutkunu. Renklerden ve gökyüzündeki yıldızlardan aldığı ilhamı somutlaştırarak doğanın ve evrenin gizemini sanatın diliyle yaşamla buluşturmaya çalışıyor. İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü ve Palazzo Spinelli Design eğitiminin ardından reklamcılık, tekstil, saat ve takı tasarımı alanlarında çalıştı; uluslararası markalar için tasarımlar üretti. Uzun yıllardır Sembolizm, Astroloji, Sabian Sembolleri ve Astro-psikoloji üzerine çalışmalar yürütüyor. İlk öyküsü 2023 yılında Gecenin İçinden adlı kolektif kitapta yayımlandı. Halen Distopya Dergi ve Suare Dergi’de yazmaya devam ediyor. Aynı zamanda sanat ve semboller üzerine eğitimler ve atölyeler düzenlemeye devam ediyor.

