DAVID SZALAY’IN 2025 BOOKER ÖDÜLÜ’NÜ ALAN BEDEN ROMANI ÜZERİNE
Burak Soyer
Geçtiğimiz yıl 2025 Booker Ödülü’nü alan Kanadalı yazar David Szalay’ın yazdığı “Beden”, insanın varoluşsal sancılarını psikolojik kanattan değil, fiziksel avantajın getirdiği biçimde yaparak, çağımızın erkeklik kavramını farklı bir açıdan sorgulamaya açıyor.

Aslında söyleyenin de içinin el vermediği şöyle bir modern aforizmamız vardır: “Dünyada toz zerresi kadar yerimiz var.” Bu vecize insanın şu ölümlü dünyada kapladığı alanın fiziksel boyutuyla değil de ruhunun, huyunun, iyiliğinin önemli olduğunu vurgulasa da, alt metinde çaktırmadan, “Ben özelim, tekim,” mesajını taşır. Vecizede bir falso yok. Evet, hepimiz bu fanilikte toz zerresi kadar yer kaplıyoruz ve önemli olan ruh güzelliğimiz ancak geniş anlamda içinde yaşadığımız çağ, ruh güzelliğini bedensel güzelliğin ve kullanışlılığın daha ön planda olmasını gerektiğini bize kakalıyor. Biz de gönlü saf sıradan insanlar olarak, yaşamın bu cilvesine kendimiz bir kılıf uydurmaya çalışırken buluyoruz. Bunu etken ve edilgen olarak da ikiye ayırmak mümkün. Zira etken olduğumuz durumlarda, “Yakarım bu mekânı,” özgüveniyle ortamın sivrisi olurken, edilgen durumlarda, “Başımdan geçenler yüzünden bu hâldeyim,” savunmasını kör göze parmak hesabı yapmadan da olsa karşı tarafa hissettiriyor. Tıpkı Kanadalı yazar David Szalay’ın, 2025 Booker Ödülü’ne layık görülen “Beden” kitabında olduğu gibi.
İthaki Yayınları’ndan Elif Ersavcı çevirisiyle yayımlanan “Beden”, insanın farkında olmasa da çok küçük yaştan itibaren başlayan varoluşsal sorgulamalarında tıkandığı yerleri fiziki varlığıyla dolduruşunu anlatırken, bu durumun gelebileceği noktaları göstermek açısından da önem arz ediyor.
“Beden”de, ana karakter István 15 yaşında, henüz ergenlik döneminin ortalarında annesiyle birlikte Macaristan’daki küçük bir kasabaya taşınırlar. Kasaba eşrafınca içine kapanık, yalnız, kimseyle görüşmeyen, konuşması gerektiğinde tek kelimelik cümleler kuran bir gençtir. Yavaş yavaş ısındıkları kasabada István, neredeyse annesi yaşındaki evli komşularıyla bir ilişki içine girer. Cinsellikle, duygudan yoksun olarak böyle bir şekilde tanışır. Komşusunun manipüle etmesiyle onun elinde bir seks objesine dönenIstván, erken yaşta tanıştığı cinsel deneyimneticesinde, hayata karşı alacağı tavırla ilgili ilk emareleri göstermeye başlar.

István, bu yasak ilişkinin ardından yavaş yavaş çizginin dışına taşmaya başlar. Önce orduya katılır. Sonrasındaysa İngiltere’ye göç eder. Londra’nın tekinsiz sokaklarını arşınlarkenzaman da “bedensel” olarak onun lehine işlemektedir. Çünkü paranın ve statünün tadını almıştır ve yaşadığımız şu çağda tek geçer akçe bunlardır. Londra’nın en kalburüstü insanlarıyla seçkin davetlere katılır, projeler üretir, ihalelere girip yepyeni lansmanları ensesi kalınlarla kurduğu ilişkiler sayesinde daha fazla paraya dönüştürür. Ancak bu büyülü toz pembe dünyanın içinde fark etmediği bir şey vardır: István, zaten buz tutmuş olan ruhunun son kalıntılarını da kaybetmeye başlamıştır. Artık o da materyalist ve kapitalist çarkların döndürdüğü bu düzenin adamlarından biri olmuştur…
David Szalay, “Beden” romanında insanın karanlık ruhunun yaklaşık yarım asırlık şeceresini ortaya döküyor. Ancak bunu yaparken, klasik psikolojik tespitler yerine, bedeni başka bir yapı olarak görerek duygu namına hiçbir şey bulunmayan cansız bir mankenin portresini ortaya çıkarıyor. “Beden” öylesine bir tutulma hâlindedir ki; 334 sayfa boyunca romanda ne aşk ne tutku ne vicdan azabı görürüz. Modern bir erkek olarak István, asgari ihtiyaçlarını da fiziksel olarak karşılarken, bunun yanında kendisinin değil, etraftakilerin neye ihtiyaçları vardır, bunları gözlemler ve ona göre yaşar. Asla bir kahraman olmayan, olmak da istemeyen Istvánfiziksel artıları sayesinde açılan kapılardangirerek o kapıların ardından kendini, kendince inşa eder. Ama tersine bir inşadır bu. Çünkü zamanın arası bedenle pek de yakın değildir. István da bundan nasibini alır ve günden güne eriyerek, hayatını emanet ettiği bedeninin kendisine ihanet etmesiyle sonuçlanan birdöngüye girer.

Burak Soyer
Gazeteciliğe 2005 yılında Radikal Gazetesi Kültür Sanat Servisi ve Kitap Eki’nde başladı. Şimdiye kadar Milliyet, Hürriyet, Hürriyet Kitap Sanat, BirGün, BirGün Pazar, BirGünKitap, Taraf, Cumhuriyet Pazar, T24, Gazete Duvar, sendika.org, solhaber.org’a, siyaset, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro yazıları yazdı. Halen Gazete Pencere, Bianet, Gazete İkinci Yüzyıl ve OT dergisine kültür sanat, K24, Edebiyathaber.net, Oggito, Ne Okuyorum?, Ajandakolik, Mahal Dergi, Romanoku internet sitelerine de edebiyat yazıları yazıyor. 2017 yılında ilk kitabı Zıvana Doğan Kitap etiketiyle yayımlandı. Zıvana’nın devamı olanBuji de 2019 yılında aynı yayınevinden çıktı. Son romanı Ring ise, geçtiğimiz Eylül ayında Karakarga Yayınları etiketiyle okuyucuyla buluştu. 2015 yılında Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezun olan Burak Soyer, halen Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi bölümündeki eğitimine devam etmektedir.


