Pelin Süalp
Kelimelerin anlamları tıklım tıklım: Mutluluk, başarı, kariyer. İfade etmeye niyet ettikleri ise bende şüphe uyandırıyor.
Mutluluk, mutsuzluğun ayıp sayıldığı upuzun bir çağın mirası; başarı desen kocaman okyanuslarda minicik balıkların rastgele bir kıyıya vurup bunu zafer saymalarına benziyor.
Başka bir şey yazmak istiyorum, samimiyim. Hayattaki tek meselem bu mu: Bana ait olduğunu sandığım düşünceleri defalarca sınamak, “Kim konuşuyor?” diye sormak. Kitaplar, şiirler, dünyaya dair masallar. Onların arasında dolanırken kendime rastlamayı umuyorum.
Çünkü ses bana ait olsa da kelimeler bana ait değil. Bir hüzün sarıyor içimi. Sus, diyorum kendime. Sus. Evet, pembe devasa bir Stanley aldım çünkü neden olmasın. Saçlarımı Dyson ile kurutuyorum. Bu yabancı markalar kulağımı tırmalıyor. Toplum baskısı diyip işin içinden çıkıyorum. Aslında biraz da hayret ediyorum. Geçmişin bir yerlerinde başka biri olmayı seçtim gibi geliyor. Hatırlamıyorum. Ya da belki oraya yükseklerden bir yerden düştüm. Nasıl emin olabilirim?
Ben her sabah ve akşam cilt bakımı yapan biri olmaya ne zaman karar verdim, bilemiyorum. Çenemde sivilceler çıkmaya devam ediyor.
Küçük itaatler biriktiriyorum. Pahalı rutinler. Seçimler insanların içinde böyle mi yeşeriyor?
Muhteşem bir kadın olmak istiyorum. Nereden çıktı şimdi bu? Sonra canımı sıkan bir şey oluyor. Yanlış seçimler yapıyorum. Kendime ihanet etmek canımı sıkıyor.
Hayata üşeniyorum. Sonra ertesi sabah erkenden kalkıyorum. Doğan günün ilk saatlerinde sevdiğim dizeler parlıyor. Ya da bir şarkı açıyorum. Kahve koyuyorum. Hayat devam ediyor.
Dilin sorduğu soruları bastırıyorum.
Başkalarının sesleri çok ötelerden geliyor, dinlemiyorum.
Hayatımın içine sonradan yerleşen ve birazdan kalkıp gidecekmiş gibi eğreti duran tüm bu alışkanlıklar, benimle kalmaya karar veriyor.
Ve ben, onlara izin veriyorum. Çünkü bazen yorgunluk seçimlere üstün geliyor.
Belki budur, diyorum.
Belki hepsi bu kadardır.

Pelin Süalp, yazılarını, kendini anlatmaya başlamış bir dünyanın artıklarıyla kurar. Hareketini yitirmiş imgeler, yarım kalmış düşünceler ve konuşmayı sürdürmeyen sesler etrafında dolaşır. Viyana’da yaşar. Şiiri sever; daha çok okur, bazen susar.

