Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Temmuz 5
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ZOR YÜKLER
    Melek Toksoy

    ZOR YÜKLER

    Temmuz 1, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Melek Toksoy

    Bu yüzyılda acaba kaç kişi istediği gibi yaşayabiliyor? Ya da kaç kişi, kendini gerçekte mutlu etmeyen seçimlerle bir hayatı sürdürüyor ve o hayatın içindeki dayatmaların farkında?

    ​Peki ya fark edenler? Kendilerini memnun etmeyen, birçok ayrıntıda gizlenmiş dayatmaları ve “seçtiklerini” zannettikleri o yaşamı irdeleyenler? İşte onlar; yaşadıkları toplumda dışlanmamak adına önlerine serilen tercihlerin çoğunun kendi iradeleriyle yapılmadığını, sisteme ait olduğunu anladıklarında bile o yükü taşımaya devam ediyorlar. Sözde bir düzenin içindeki kaosların ve çarpışmaların idrakına varsalar da, bildikleri o ağır yükleri bilinçle yokuş yukarı yuvarlıyorlar. Bir “of” çekseler yeter deseler acaba kaçı ayakta mutlu kalırdı?

    Bu “Yeter” kararları; çağın ortaya sunduklarıyla gelişmiş ihtiyaçlarımız listesi ile görünmez bir şekilde harmanlanmış olduğu için, kendi içlerinde soruları getiriyor, bu da bir sınır arayışına eviriyor muhakkak.

    ​Sisyphos’un hikayesi belki bizi aradığımız cevaplara ulaştırabilir.  Tanrılar tarafından devasa bir kayayı bir dağın tepesine yuvarlamaya mahkûm edilen Sisyphos, tepeye her ulaştığında kayanın aşağı yuvarlanışını izler ve her şeye yeniden başlar.  Antik Sisyphos cezalandırılmıştı. Günümüz modern insanı da  Sisyphos gibi o kayayı sırtlanmış ama bunu kendi özgür iradesiyle sırtlanmış gibi taşıyor, çünkü dayatmalarla buna inandırılıyor. Peki nedir bu dayatmalar?

    ​Sert kayalar değil elbet; çağa uymak, teknolojinin ve üretim zincirlerinin sunduklarını tanımak, ekole dönüşen ürünlere sahip olabilmek, yıllarca yap – boz olarak sundukları sağlıklı beslenme konularına hâkim olmak, seyahatlere giderek göstermek gibi saymakla bitemeyecek konulardır ve bunlardan biri de; Sosyal Medya profillerinde parıldayan imajımızı bir ‘kendini gerçekleştirme’ çabamızın oyununa dönüştürmektir. Yani bir kısmımızın ait olduğumuzu düşündüğümüz ya da stabil kalabilmek istediğimiz toplumda dışlanmamak adına ya da bir gruba dahil olarak mutlu olabilmek adına sırtlandığımız ayrı birer yük olarak bize sunulmuş yaptırımlardandır. Bir yandan koşan – çalışan insanlarız, her sabah çalan alarmla birlikte çağa uymuş kayalarımızı o plazaların, şantiyelerin, ofislerin tepesine doğru tırmandırıyoruz. Cuma akşamı tepeye ulaştığımızı sanıp,  pazartesi sabahı o kayayı tekrar sırtlıyoruz. Bu temponun arasında bu kayayı tüm bu iş tempoları arasında ekranların üstüne doğru da kaydırıyoruz. Belki işimizden, başarımızdan paylaşmak, diğerlerinin de başarılarını, mutsuz –  mutlu anlarını görmek; “trendleri” yakalamak ve dijital kayayı sürekli yokuş yukarı yuvarlayarak o vitrini sürekli takip etmek durumundayız gibi hissederek yaşamak. Tabii beğenilerle tepeye çıkan o sahte tatmin duygularının, ekranı her kaydırdığımızda yeniden sıfırlanmasıyla çöküşümüz. Bir başka durum da; bizi mutlu edeceğine inandırıldığımız şeylere kavuşabilmek için üstlendiğimiz taksitler, krediler ve ulaştığımızı sandığımız ‘satın alınmış mutluluklar’…  Sistemin vitrininde özgür ve mutlu görünen bizler, bu satın almalarla ruhumuzu bizzat kendimiz cezalandırarak ağırlaştırıyoruz aslında.

    ​Peki, bu dayatılmışlıkların farkında olabiliriz ama bilincine vardığımızda ne olur?  Camus’ye göre insanı trajik ama aynı zamanda üstün kılan şey,  Sisyphos’un o dönüş yolundaki kayaya odaklı bilincidir. Şöyle der: “Bu dönüşün her anında, insan kendi yazgısından daha üstündür. Eğer bu gidiş bir kederle yapılıyorsa, aynı zamanda bir sevinçle de yapılabilir.”

    ​İşte o bir “of” çeksek yıkılacağımız ya da zorlanacağımız an; aslında bilincin ayağa kalktığı, sırtımızdaki yüklerin bize ait olmadığını anladığımız o dönüş yolu, içimizdeki o yorgun ama bilinçlenmiş sesin derin bir nefesle “of” dediği an, sistemin bize sunduğu sahte dengelerin sarsıldığı andır.

    ​Yıkılmak, her zaman bir sonu ifade etmez; bazen yanlış inşa edilmiş bir deponun çökmesi gibi, özgürleşmenin ilk adımıdır. Eğer bir “of” ile sarsılacaksa bu sözde düzen, sarsılsın. Çünkü insan, bilinçle yokuş yukarı yuvarladığı o yabancı yükleri sırtından indirdiği an, kayanın ağırlığından ve onun sunucu düzenlerinden kurtulur. Belki o zaman, başkalarının dayattığı kaosun içinde kaybolmak yerine, kendi uçurumumuzun kenarında ilk kez özgürce soluklanabiliriz. İstersek düşer, sonuçlarına katlanır, istersek yeniden kalkarız da. Hayatın tadı, kendi düşüşünün ve kalkışının iradesinde olabilmekte değil midir zaten?

    ​Biz de kendi kayamızı, dayatılan sistemin elinden geri aldığımızda, o “of” sesi artık bir ağıt değil; özgürlüğün, yani “kendin olabilmenin” ilk çığlığıdır.

    ​Tabii bu çığlık, her şeyi bir anda yakıp yıkmak da değil. Bazen seçimlerimiz, o düzene bir miktar uymakla da kolaylaşır. Yukarıda değindiğim gibi ihtiyaçlarımız da söz konusu. Buradaki asıl mesele; kendini incitmeden, özünden uzaklaşmadan ve kendini keşfederek, yani o yükü bilerek taşıyabilmektir. İnsan, çağın gerektirdiği o yükleri tanıyıp onlarla bilinçli bir bağ kurduğunda vicdanını da yormaz. Evet, bazı şeyleri sürdürmek hayatı kolaylaştırır, hatta bir kısmı ihtiyaçtır da; yeter ki o yükü taşırken kendimize esneklik payı bırakalım, ruhumuza nefes alacak süreler tanıyarak seçelim veya kopalım.

    ​Peki nasıl olmalı bu esneklikler, kendimize tanıdığımız toplumsal uyum hareketleri, seçimlerimiz?

    ​Öncelikle şunu görmek lazım: Kendimizin seçtiğini düşündüğümüz o dayatmalarla sunulan seçenekler, dünyaya öyle ustaca serpiştirilmiştir ki; içinize nasıl süzüldüklerini, sanki kendi düşüncenizmiş gibi ruhunuza yapıştıklarını en bilinçli sorgulamalarınızda bile zor algılarsınız. Birçok seçenek; tıpkı bir ürün paketinin parlak kırmızı ambalajı üzerine mikroskobik harflerle yazılan içerikler gibidir… Okuyamaz – anlayamaz, ya bıkkınlıkla incelemekten vazgeçip o ürünü körü körüne satın alırsınız ya da farkındalıkla yerinde bırakırsınız. İşte tam da bu yüzden, neye dikkatinizi verdiyseniz verin ama basit bir market alışverişinde olduğunuz gibi  iyi bir içerik okuyucusu olun; olun ki en azından sağlık ve ruh sağlığı  bakımından kendinizi koruyun. Ayrıca rüyalarınızı da takip edin; onlar size yol gösterecek, yeri geldiğinde “elini geri çek – ya da uzak dur” diyerek ruhunuzu tedaviye çağıracaktır. Başarı ve sahnede kalma konusundaki gereksiz hırslarınız, kalbinizin sıkışan atışlarıyla size zaten gerekli sinyalleri yollayacaktır.

    ​Bu ustalıklı tuzakların en hazin sahnesi ise şüphesiz yine sosyal medyadır. Şayet o vitrini yapay yaptıysanız var olmanın dayanılmaz heyecanını yaşadığınızı düşünürsünüz. İnsanlar sizi mutlu, üretken ya da yaratıcı sanır. Hasetliği olanlar sizden uzaklaşır ki bu bir bakıma iyi olur; kimi ise daha çok yaklaşır. Fakat günün sonunda kendi başınıza kaldığınızda, aynaya bakıp “Bu ben değilim ki” dersiniz ve içten kırılırsınız: “Bu muydu gerçekten istediğim?”

    ​Oysa madalyonun diğer yüzü de var: Sosyal medyayı ayarında ve dürüst kullanmak, dünyayı önünüze getirir. Uzaktaki dostlarınızı yakınlaştırır; gitmediğiniz ya da çeşitli sebeplerden gidemeyeceğiniz diyarlara —kokusunu alamasanız da bir nebze olsun rahatlatarak— götürür sizi. Dünya kültürlerinin içinde dolaştırır, vizyonunuzu geliştirir. Demek ki kendimize izin verdiğimiz o çağa ve topluma uyma hareketlerinin süresi de sınırı da tamamen bize bağlıdır. Yoksa “bilinçli oluyorum” derken yine sistemin sınırlarında kaybolmak, bu ince elenip sık dokunmuş dayatma tuzaklarının da tuzağına toslamak kaçınılmazdır.

    ​Tüm bunları gözden geçirince, geldik yine o vicdani, ince sınırlarımıza…

    ​İstatistiki bilgileri şöyle bir gözden geçirelim:

    Araştırmalar, günlük kararlarımızın %95’ine kadarını bilinçaltımızda verdiğimizi; davranışlarımızı, değerlerimizi ve hatta düşünme biçimimizi diğer insanlardan benimsediğimizi söylüyor.

    Peki, dijitalleşmeyle birlikte yalnızlığımız da artıyorsa, diğer insanlardan etkileşimle benimsediğimiz düşünce biçimlerinin oranı nasıldır?

    ​Bir diğer bilgi ise; beynimizdeki ayna nöronları, sadece birkaç etkileşimden sonra başkalarının davranışlarını bilinçaltımızda kopyalamamızı sağlar. Başkalarını gözlemlediğinizde, beyniniz otomatik olarak onu taklit eder.

    Peki, bir reklama tıkladığımızda karşımıza çıkan o bitmek bilmez tekrarlara, hatta daha ileri gidelim, sadece aklımızdan geçirdiğimiz bir şeyin saniyeler sonra sosyal medyada şak diye karşımıza çıkmasına ne demeli?

    ​”Sosyal çevreniz başarınızı etkiler, en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalamasıyız,” diyor bir istatistikte.

    Peki, ekran başında uzaktan düzenli etkileşimde olduğumuz ama az buluştuğumuz insanlar da bu beş kişi ortalamasına dahil mi?

    ​Son istatistiki bilgi: Değerlerimiz çevremizin değerleriyle çatıştığında; bu durum stres, kararsızlık ve hatta tükenmişliğe yol açar. Öyle ki aile değerleri, bilinçli veya bilinçsiz olarak hayat kararlarımızın %80’ini şekillendirir, diyor.

    Peki, bu da kaçınılmaz bir sonuçtur, diyebiliriz, ailemiz çünkü. Genler de var.

    İstatistikler, karşımıza çıkan yeni sorular, dayatılan seçenekler derken; çağımız insanının ve modern dünyanın yükü düşündüğümüzden de çok ağır. Tüm bu teknolojik gelişmişliğin, konforun ve dijitalleşmenin üstüne dünya politikaları da gürültülere eklenince “kendin olmak” ve “kendini uyumla renklendirmek”; ciddi bir sorgulama ve kendini her an yeniden inşa eden çabalar gerektiriyor, diyebilir miyiz?

    ​Kesinlikle diyebiliriz. Tabii Camus der ki: “Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doyurmaya yeter. Sisyphos’u mutlu hayal etmek gerekir.”

    ​İşte biz de kararlarımızın arkasındaki o %95’lik görünmez çarkları fark ettiğimizde, çağın kaçınılmaz sahteliklerini ayıklayıp işimize yarayanları seçerek vizyonumuzla çizgilerimizi belirleyebilirsek, yükümüzü tanıyarak kendimize taşımak için esnek süreleri de belirlediğimizde; kayanın altında ezilen bireyler değil, kendi rızası ve sınırlarıyla yaşayan mutlu birer Sisyphos’a dönüşebiliriz. Çağın getirdiği yükleri tanıyarak, kendimizden uzaklaşmadan doğru seçimlerimizle, bu yorucu yüzyılda ruhumuzu rahatlatarak yaşayabiliriz. Zor ama olabileceğinin en doğrusu da olsa iyidir, vazgeçmeyiniz…


    Melek Toksoy, Antalya doğumlu. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okudu. Turizm ve otelcilik alanından emekli oldu. Yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldı; insanlar, hayvanlar, doğa her daim ilgisini çektiğinden, sandığından günlük ve karamalarını çıkartarak  yazın hayatına başladı. Beş kolektif kitapta öyküleri yer aldı, çeşitli dergilerde yazıları yayımlandı. 

    DİĞER YAzıları oku
    melek Toksoy suaremag yazar

    Related Posts

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Gece Yarısı Kütüphanesi: Ya diğer olasılıklar gerçekleşseydi?

    Temmuz 8, 2025 Edebiyat

    Cumhuriyet’in İlk Sabahı ile o günlerde çocuk olmak…

    Ekim 25, 2023 Çocuk

    Giuseppe Verdi’nin Falstaff Operası AKM’de

    Mayıs 11, 2023 Etkinlik
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.