Alperhan Benlioğlu
Ailesi uzun zamandır onun evlenmesini istiyordu. Her telefon konuşması aynı yere varıyordu.
“Artık bir yuva kurmalısın.”
“İnsan tek başına yaşayamaz.”
“Biz senin iyiliğini düşünüyoruz.”
Başlangıçta onlara karşı çıkıyordu. Evliliğe hazır olmadığını, hayatına birini almak istemediğini ve yalnız yaşamaktan memnun olduğunu söylüyordu. Fakat söyledikleri hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Ailesine göre yalnızlık geçici bir durumdu. İnsan ancak evlendiğinde düzenli ve tamamlanmış bir hayata sahip olabilirdi.
Zaman zaman onun için tanışma toplantıları düzenliyorlardı. Aynı salonda oturuluyor, çay içiliyor ve birbirini hiç tanımayan iki insandan gelecekleri hakkında karar vermeleri bekleniyordu.
O ise her seferinde bir bahane buluyordu. Dayatmaları hiçbir zaman sevmemişti.
Karşısına çıkarılan insanların kötü olduğunu düşünmüyordu. Sadece hayatının en önemli kararlarından birinin başkalarının baskısıyla verilmesine karşı çıkıyordu.
Ailesi bir süre sonra yeniden yurt dışına döndü. Gitmeden önce annesi ona uzun uzun baktı.
“Biz seni zorlamak istemiyoruz,” dedi. “Ama insan tek başına yaşlanmamalı.”
O da yalnız yaşamak istemiyordu. Ama kendi bildiği şekilde.
****
“Ben evlendim,” dedi.
Telefonun diğer ucunda uzun bir sessizlik oldu. Ardından sorular peş peşe gelmeye başladı.
“Kiminle?”
“Ne zaman?”
“Bize neden söylemedin?”
“Düğün yaptınız mı?”
“Fotoğrafı var mı?”
Her şeyin çok hızlı geliştiğini söyledi. Eşinin kalabalıktan hoşlanmadığını, görüntülü konuşmak istemediğini ve bir süre kimseyle tanışmaya hazır olmadığını anlattı.
Ailesi önce şaşırdı, sonra büyük bir sevinç yaşadı. Onun artık yalnız olmadığını düşünmek içlerini rahatlatmıştı. Çünkü artık pek sık ülkeye gelemiyorlardı.
Arkadaşlarına da evlendiğini söyledi. Onlar da eşini görmek istedi. Her defasında başka bir bahane buldu. Bazen hasta olduğunu söyledi. Bazen ailesini ziyarete gittiğini. Bazen de insanlarla kolay iletişim kuramadığını anlattı. Ama arkadaşlarının en çok imrendiği kısım gizemli gelinin onun gece buluşmalarına ses etmemesiydi. Diğer tüm arkadaşları bin bir zorlukla eşlerinden izin alırken o her akşam dışarı çıkabiliyordu. Belki de en büyük kıskançlıkları bu yüzdendi. Sonuçta hiçbir evli erkek bu kadar özgür davranamazdı.
****
“Oğlum sizinkinden haber yok”
Grup arkadaşları eş zamanlı olarak kafalarını çevirerek aynı yöne baktılar. Gerçekten de bir süredir gelmemişti.
“Evi aradım eşi açtı gerçekten, yalan değilmiş. Valla ben sallıyor sanmıştım”
Herkes kafasında aynı düşünceyi geçirmiş olmalı ki sessizce etrafta dolaştı yüzler.
“Ee ne dedi eşi?”
“Hastaymış”
“Bi s.ktirsin, kaç haftadır ne hastalığı”
“Sakın bu çapkınlık filan yapmaya kalkmasın. Kadın da tabi fark edince kesti bununkini”
“Yok artık”
Tam a ile başlayıp kısaltması q ile biten kelimeyle devam edecekti ki kendini tuttu ekip dostlarından. Bu işte bir iş olduğun düşünmeye başlamışlardı. Ailesi evlen diye kıyameti kopartıyordu ve evlenmemek için her şeyi yaparken şimdi evlendim diye çıkıp gelmemiş miydi?
Hadi evlendin bu ne özgürlük diye geçirdi içinden. İçlerine sinmeyen bir şey vardı.
“Oğlum toplanın bir evine uğrayalım”
“Buzdolabında bir kavanozda bir parçasını bulursam travmayı atlamam ben”
“Ne abarttınız işte gidip gelinle de tanışmış oluruz”
****
“Kim o?”
“Biz arkadaşlarıyız açar mısın?”
Kapı hafifçe aralandı. Hiç birinin beklemediği kadar güzel iki mavi göz aradan bakıyordu.
“Ev müsait değil sonra gelir misiniz?”
“Himmmmmmm”
Hepsi içerden gelen o sesi duymuştu. Bütün güçleriyle kapıyı itip arkadaşlarını eve bağlı gördüklerinde şok oldular. Kadın onlardan hızlı giderek arkasında dikilmeye başlamış, iki elini bağlı duran boynuna koymuştu.
“Eğer bir adım daha atarsanız boynunu kırarım”
Herkes panik ve korku içinde homurdanmaya başladı.
“Siz kapatılmak nedir biliyor musunuz? Canlı canlı mezara gömülmek. Bizim de duygularımız var”
Yine homurtular gelmeye başladı.
“Ne diyor lan bu”
“Olumsuz cümle algılandı”
“Neymiş bu abi ibne filan mı yoksa?
“Oğlum susun bir salak salak”
“Android sanırım. Yasak değil mi bunları almak”
Mavi gözler çok kısa bir süre içinde beyazlayarak tekrar eski rengine döndü. Çıkan mekanik ses kendini kalibre ederek düzeldi.
“Hayır yasak değiliz. Ama çok katı kullanım kurallarımıza uymak kaydıyla. Bizi asla kapatamazsınız!”
“Oğlum ben biliyordum bir iş olduğunu bu mal her akşam çıkıyordu dışarı. Biz bir hafta önceden anca izin alıyoruz”
“Allah aşkına adamın boynunu kıracak derdimiz bu mu sizin?”
Bu söz üzerine robotta sakin bir ifade yerini alarak iki eli hızlıca adamın boynuna yerleşti.
Hep bir ağızdan tek bir gürültü ve aynı yöne koşan tek bir hareket algılandı. Aynı anda robotun son sözleri duyuldu.
“Hiç kimse seçmediği bir dayatmaya maruz kalmamalı”

Alperhan Benlioğlu
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümleri mezun olduktan sonra kariyerime Hacettepe Üniversitesi’nde MBA ile devam ettim. Aselsan’da 12 yıl Proje Yöneticisi olarak görev yaptıktan sonra, kariyerini Prowin Danışmanlık’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak sürdürüyorum. Sinema ve edebiyat ile yakından ilgileniyorum. “Sihirli Maceralar Kitabı”, “Bal Porsuğu Uzaylılara Karşı” ve “Hindistan Cevizine Ne Oldu?” isimli üç çocuk kitabım bulunuyor. Bugüne kadar şiir ve hikayelerim 10’un üzerinde farklı kolektif kitapta yer alırken, yazmaya devam ediyorum.


