Gündelik hayatın küçük ayrıntılarında saklanan hikâyelerin izini süren Benan Bilek, iki yeni öykü kitabıyla okur karşısında. Banliyö Kitap etiketiyle yayımlanan İnce Belli ve Yusufçuk Olan Gregor; hafıza, aile, yas, kadınlık, yalnızlık ve sınıfsal sıkışmışlık gibi temaları iki farklı anlatı dünyasında buluşturuyor.

Yazar Benan Bilek’in iki yeni öykü kitabı, İnce Belli ve Yusufçuk Olan Gregor, Banliyö Kitap tarafından yayımlandı. Bilek, her iki kitabında da gündelik hayatın çoğu zaman gözden kaçan ayrıntılarından yola çıkarak geçmişin bugünde bıraktığı izlere odaklanıyor.
Öykü ve roman çalışmalarının yanı sıra resim, nakış, çini ve ipliklerle gerçekleştirdiği sanatsal üretimlerini sürdüren Bilek’in daha önce Gece Tuşları, Punta: Bir Meyhanenin Romanı, Çin Çin Çini Mini Hanım, Duvarlar Şahit, Rezene, Küçürek Bir Aşk ve O Peri Gelecek adlı kitapları yayımlandı.

Eşyaların hafızası: İnce Belli
On dokuz öyküden oluşan İnce Belli, gündelik hayatta sessizce varlığını sürdüren eşyalara ve bu eşyaların taşıdığı hatıralara yöneliyor. Çay bardakları, eski yorganlar, anahtarlar, kumaş parçaları ve evlerin duvarları, öykülerde yalnızca dekor olarak kalmıyor; kayıpların, suskunlukların ve geçmişte kalmış hayatların tanıklarına dönüşüyor.
Kitabın açılış öyküsü “Mahperi Hanım’ın Emsalsiz Yorganı”, eski kumaş parçalarından oluşturulan bir yorganın çevresinde komşuluk, kayıp ve dayanışma duygularını bir araya getiriyor. Farklı hayatların izlerini taşıyan yorgan, zamanla kişisel olduğu kadar ortak bir hafıza nesnesine dönüşüyor.
Kitaba adını veren “İnce Belli”de ise bir çay bardağının çağrışımları çocukluğa, kadın bedenine ve toplumsal bakışın biçimlendirdiği kimlik algısına uzanıyor. Zarife’nin hikâyesi üzerinden görünür olmanın bedeli ve bireyin kendi bedenine başkalarının gözünden bakmaya zorlanması anlatılıyor.
“Aşk Merdiveni”, “Gerçek Hayattan Alınma”, “Yabancı”, “Beyaz Sessizlik”, “Kahkaha Aynaları”, “Bit Pazarında Kayıp Hayatlar” ve “Duvarın Bildiği” de kitapta yer alan öyküler arasında.
Hakan Akdoğan’ın kaleme aldığı arka kapak yazısında İnce Belli, kaybedilenlerin bütünüyle yok olmadığını; kimi hayatların bir bardağın çınlamasında, bir kumaşın kokusunda ya da yarım bırakılmış bir çayda yaşamaya devam ettiğini hatırlatan bir öykü toplamı olarak değerlendiriliyor.

Kafka’nın Gregor’u bu kez yusufçuğa dönüşüyor
Bilek’in diğer yeni kitabı Yusufçuk Olan Gregor, kırk kısa öyküyü bir araya getiriyor. Aileden miras kalan yaralar, çocukluk, şiddet, yoksulluk, yas ve yalnızlık; bu kez daha karanlık ve tekinsiz bir atmosfer içinde anlatılıyor.
Kitabın adındaki Gregor, Franz Kafka’nın Dönüşümündeki Gregor Samsa’ya açık bir gönderme taşıyor. Ancak Bilek’in Gregor’u bir böceğe değil, yusufçuğa dönüşüyor. Böylece dönüşüm yalnızca yabancılaşmanın ve dışlanmanın değil; hafiflemenin, görünür olmanın ve insanın kendisini yeniden kurabilmesinin de simgesi hâline geliyor.
Kitabın ilk öyküsü “Kapılar”, deniz, kar, anne ve geçmişten kalan görüntüler çevresinde ilerleyen yoğun bir anlatı kuruyor. “Akıllı Ev”de ise kentsel dönüşüm, yerinden edilme, yoksulluk ve güven duygusu, Aylin ile Hasene adlı iki komşunun hayatı üzerinden ele alınıyor. Evlerin “akıllanacağı” bir geleceğin karşısında, o evlerde yaşayan insanların başına ne geleceği sorusu öykünün temel gerilimini oluşturuyor.
“Gülten”, “Duvarları Erdem Sanmak”, “Yürüyen Harfler”, “Açık Penceredeki Gece”, “Eksik Nefes”, “Palya’nın Gece Uçuşu”, “Otuz Yılın Gölgesi”, “Eski Ev” ve “Mürekkebe Düşen Damla” da kitaptaki öyküler arasında yer alıyor.
Hakan Akdoğan’ın arka kapak değerlendirmesinde kitap, okuru kırk ayrı eşiğe götüren bir öykü toplamı olarak tanımlanıyor. Bu eşiklerden bazıları geçmişe, bazıları dışarıya, bazılarıysa insanın uzun zamandır duymadığı kendi sesine açılıyor.
Küçük ayrıntılarda saklanan büyük kırılmalar
İnce Belli ile Yusufçuk Olan Gregor, aynı anlatı duyarlılığından beslenirken farklı atmosferlere açılıyor. İnce Belli, eşyalar ve komşuluk ilişkileri üzerinden hafızanın daha sıcak ve incelikli tarafına yaklaşırken; Yusufçuk Olan Gregor, geçmişin ve toplumsal yaraların izini daha karanlık, yer yer tekinsiz bir anlatı dünyasında sürüyor.
Her iki kitapta da büyük olaylardan çok küçük hareketler belirleyici oluyor: Bir tabağın uzatılması, bir kapının kapanması, çekmecenin açılması, eski bir fotoğrafın bulunması ya da çay bardağının masaya bırakılması… Bilek, bu sıradan görünen anların içinde yıllardır taşınan duyguları, söylenemeyen sözleri ve görünmez hayatları açığa çıkarıyor.
Benan Bilek’in İnce Belli ve Yusufçuk Olan Gregor adlı kitapları, kısa öykünün dar alanında genişleyen iki ayrı dünyayla okurları hafıza, kayıp, dönüşüm ve yeniden var olma ihtimali üzerine düşünmeye çağırıyor.


