Close Menu
    Son Eklenenler

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Ekim 15
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Bağdat Kavşağı: Savaş, Vicdan ve Kefaret

      Ekim 14, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

      Ekim 12, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

      Ekim 15, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Bağdat Kavşağı: Savaş, Vicdan ve Kefaret

      Ekim 14, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » MAVİ KARE
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    MAVİ KARE

    Ekim 15, 2026Yorum yapılmamış7 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Gökçe Karabay

    “Hayrettin abi, iyice tuhaflaştın, ha!”

    Balıkçı, duymazdan gelip fırçayı tekrar boyaya daldırdı. Tek bir çizgi kalmıştı. Onu da yukarıdakiyle hizalayıp dik gelen diğer ikisiyle birleştirdi mi, tamamdı. Boyuna gevezelik eden çömez balıkçılara, teknelerinde keyif çatanların meraklı bakışlarına ve sabah koşusuna çıkan ünlüleri yakalamak için nöbet tutan gazetecilerin kameralarına aldırmadan beton sahili boyamaya devam etti.

    “Hayrettin abi, o ne şimdi allasen?”

    “Senlen beni ayıran sınır be ya!”

    Balıkçı, ufuk çizgisi betonun dibindeymiş gibi gözlerini kısıp uzun uzun yere baktı. Yüzü, kurumuş dere yataklarıyla kaplı, ıssız bir toprak parçasını andırıyordu. Baktığı yerin mavisi o yatakları canlandırınca aydınlanıverdi balıkçının esmer yüzü. İşte şimdi tamamlanmıştı mavi kare. Ortasına geçip gururla etrafına baktı. Her sabah ona takılan geveze balıkçılar, ünlü bir dizinin çekildiği yalıyı görmek için semte akın eden turistler, okulu kırıp kendilerini sahile atan liseliler, yürüyüşten başka iş bilmeyip yaz kış güneş gözlüğü takan artizler… Sonunda hepsi dışarıda kalmıştı.

    “Bizi istemiyon ha, Hayrettin abi?”

    “İyi bildin. İstemiyom.”

    “Fırtına çıksa, senin tarafı sular bassa? Kedi, köpek gelse?”

    “Tıslarım onlara, aha böyle, tısss!”

    Kırklarındaki üç balıkçı aynı anda kahkahayı bastı. İçlerinden biri, eksik dişlerini göstere göstere tıslayan adama doğru abartılı adımlarla yaklaştı:

    “Peki biz gelsek, Hayrettin abi?”

    Balıkçı, kışın güneş görmüş deniz gibi yumuşayıverdi:

    “Size tıslamak olur mu hiç be ya?”

    Yüzünde emanet duran bir gülümsemeyle az ilerisindeki üç balıkçıya bakıyordu. Erken emeklilik yasası çıktığından beri sahili onlar gibi gevezeler doldurmuştu. Yok muydu bunların evi barkı?

    Kırklarındaki adamlarsa aylardan sonra ilk defa aksi ihtiyarı gülerken görmenin şaşkınlığını yaşıyorlardı. Oysa nasıl İstanbul havası kaşla göz arasında bahardan kışa koşardı, balıkçının görünürdeki sakinliği de bir anda fırtınaya dönebilirdi. Yaşlı adam, yumruğunu balıkçılara doğru savurarak “Yumruk var, size yumruk! Size tıs mıs yok, yumruk var!” diye haykırdı.

    Balıkçılar, yaşlı adama acıyan gözlerle bakıp önlerine döndüler.

    “Valla tırlattı iyice!”

    “Öyle deme, ayıptır, yetmiş küsur yaşında adam…”

    “Yaş yetmiş, amcam gitmiş, dalgakıran olmuş be yaaaa…”

    Balıkçı, kahkahalara kulak tıkayıp oltasına yem takmaya koyuldu. Şu hayatta ne içkisi vardı ne de kumarı. Haftada bir iki defa kafa çekmek de alkolden sayılmazdı ya… Adamı bir rahat bırakmazlardı balık tutarken. Onun tek aşkı balıktı. Deniz bile değil. Soru sormayan gözlerle bakar, gıkını çıkarmaz, hiçbir şey hatırlamazlardı. Ama karadakiler öyle mi… Ne adamların lakırtısı biter ne arısı, sivrisineği, sırnaşık kedisi, köpeği ne de şu köşeyi mesken tutmuş keltoş simitçileri.

    İstanbul’un, İstanbul kartpostallarına benzediği yıllarda gelmişti buralara. Belki elli, belki de altmış yıl önce. Şehrin insanla, betonla, dumanla dolup taşmasına tanık olmuş; ona ilk görüşte duyduğu aşk zamanla nefrete dönüşmüştü. Neyse ki kalın kalın çekmişti sınırını. Bazen küfürlerle, bazen sessizlikle, bazen de bilenmiş gözleriyle. Bileydi, daha önce çizerdi kareyi. Gerçi şu geveze balıkçılardan birinin dediği de aklını karıştırmıştı ya… Şöyle bir rüzgâr çıksa, deniz aşka gelse, kabarsa da kabarsa, sonra da onun mavi karesine… Ufka baktı. Deniz, yosun istilasıyla yeşermişti. Güneş ışıklarının yıkadığı sularla kimselerin bilmediği bir anlaşması varmış gibi mırıldandı:

    “Yok canım, bugün çarşaf gibi…”

    Yüzünde göz yerine telefon varmış gibi duran bir genç, balıkçının arkasında dikilmiş, bir ona bir de beton zemindeki çizgilerin taze mavisine bakıyordu. Emektar simitçi, yaşlı balıkçının yıllardır onun kelliğiyle dalga geçmesine nasıl alıştıysa yoldan geçenlerin sessiz sorularına da alışmıştı. İhtiyar, yere kare çizip ortasına geçmese elbet yapacak başka bir tuhaflık bulurdu. Gözlerini balıkçıdan alamayan gence yaklaşıp yılların getirdiği bilgelikle söze girdi:

    “Burada en az yirmi yılı var. Benden eski. Deli desen değil, akıllı desen hiç değil! Aman, yanaşma.”

    Eliyle başının tepesini kapattığının farkında değildi.

    Delikanlı telefonunu cebine koyup caddeye doğru uzaklaştı. Balıkçının kimseyi duyduğu yoktu. Balon balığına benzettiği sakallı bir turisti ve onun arkasından yürüyen, yosun rengi kumaşlara bürünmüş kadınları süzüyordu.

    “Bi siz eksiktiniz be ya!”

    Simitçinin yüzü asıldı:

    “Deme öyle, Hayrettin abi. Din kardeşimiz onlar.”

    Din kardeşi, kin kardeşi bilmezdi balıkçı. Onun bir tane kardeşi olmuştu şu hayatta. İç çekerken göğsü titredi. Cebindeki buruşmuş paketten bir sigara çıkarıp kulağının arkasına yerleştirdi. Sigarayla arasındaki elli yıllık bir anlaşmaydı bu. Eli hemen ateşe gitmez, sanki bir dosta son görevini yaparmış gibi öylece beklerdi. Bir kulağında sigara, cebinde paslı çakmağı, yüzü hep suya dönük.

    Çığırtkan ağustos güneşi olgunlaşmış, içinde sudan başka bir şey olmayan kovaya dolmuştu. İşler kesattı. “Hep bu kalabalık yüzünden,” diye geçirdi içinden. Hadi, simitçi gevezeliğini bitirmiş, tezgâhıyla ağır ağır Sarıyer’e doğru yürümeye başlamıştı. Gelip geçenler de yaşlı balıkçının ortasında oturduğu mavi kareyi görünce öbür yana uzaklaşmışlardı. Peki, az ötedeki üç gevezeyi, kırklarındaki o erken emekli grubunu ne yapacaktı? Yetmezmiş gibi bir de çipuralarla, istavritlerle, palamutlarla dolup taşan kovalarını insanın gözüne gözüne sokuyorlardı. Oysa yalnız olsaydı, oltası tüm denizi çekerdi! Arka bankta saatlerdir birbirini okşayan o liseli çifti polis alıp götürseydi, hazır gelmişken emekliler grubuna da “Bir yanlışlık olmuş, dönün işinizin başına,” deselerdi… Ne de güzel tutardı çinekopunu da sarıkanatını da. İstanbul iyi hoştu da bu kadar insanla yaşanmazdı.

    Yaşlı balıkçı sigarasını yaktı. İlaç gibi gelmişti günün, on dakika aradan sonraki ilk sigarası. Günde kırk sekiz doz alıyordu yıllardır. Doktor azaltmasını söylemişti ama doktorun da zaten işi ne… Varsa yoksa “Yeme!”, “İçme!” Lazım olduğunda konuşsaydı ya doktor… O kuyunun başındayken, yine böyle adam ağlatan bir ağustos günü…

    Nihayet yalnız kaldığında güneş gözlüklü bir adam, elinde bavuluyla haşır huşur yanında bitti. Üzerinde muşambadan bozma bir pantolon, gözlükleri kırmızı çerçeveli. Deli mi ne… Yerdeki mavi kareyi ve gözlerini ona diken balıkçıyı fark eder etmez bir kraldan özür dilercesine başı önde, gerisin geri uzaklaştı. Balıkçı rahatlamıştı rahatlamasına ama adamın bavuluna bakmadan da edemedi. Kendini mi öldürecekti acaba? Keşke. Çok görmüştü bir gece yarısı ayağına taş bağlayıp denize atlayanları. “Rast gelsin,” der, uzaklaşırdı yanlarından. Ha bir eksik ha bir fazla. Bu şehirde yerleri dolardı zaten, anında!

    Balıkçı, çok değil beş dakika sonra, bavul zannettiğinin gıcır gıcır bir olta seti, Muşambalı adını taktığı adamın da usta bir balıkçı olduğunu görecekti. Adam ondan beş yaş büyüktü, belki on yaş küçük. Bir zaman sonra insan anlamaz oluyordu diğerinin yaşını. Büyük acılar yaşayınca yaş denen sayının tam da o anda donduğuna inanırdı. Bu hesapla yaşlı balıkçının yaşı on iki ya vardı ya yoktu.

    Muşambalı, yarım saatte Karadeniz’den kaçan tüm balıkları kovasına indiriverdi. Balıkçıyla tek kelime etmedikleri hâlde süregelen bir muhabbeti kibarca bitirir gibi “Kolay gelsin,” diyerek uzaklaştı. Balıkçı, sahilde bir başına kalmıştı. Kireçburnu, taze ışıklarıyla karşıdan göz süzen Beykoz kadar sessizdi.

    “Oh be, dünya varmış…”

    Günler sonra yüreğinde katıksız bir huzur duydu balıkçı. Tam bunu kutlamak için bir sigara yakacaktı ki oltasındaki hareketlenmeyle irkildi. Misina aniden gerilmişti. Ellerinin ucunda hissettiği keskin vuruşlara sağa sola çekişler de eklenince balıkçının kaşları çatıldı. “Ne biçim balıktır bu be ya?!” O misinayı çekmeye çalışadursun, oltası da sanki sapana dönüşmüş, sıska balıkçıyı Beykoz’a fırlatmaya ant içmişti. Balık değil, Marmara’yla Karadeniz’di gelen. Balıkçının sırtında soğuk bir ürperti gezindi. Boyu kısaldı, elleri ufaldı. Altmış sekiz yıl önce, yine böyle bir gün, kardeşini kuyudan çekerken… Eti ne, budu ne. Çekiyor da çekiyor. Hava sıcak, bahçede gürültüler, kadın çığlıkları… Adım adım yükseliyor halatın ucundaki. Geliyor, yükseliyor, yaklaştı; göğsünde bir şey taştı taşacak…

    Balıkçı hiç durmadan misinayı çeviriyordu. Oltasını yukarı çekerken ayaklarını tüm gücüyle yere, mavi kareye mıhladı. Sonra da kalbi ağzında, günün tek hasılatını gökyüzüne fırlatıverdi.

    Misinanın ucuna takılanları gördüğü gibi de donakaldı balıkçı. Oltasına geçen haftaki gibi poşetler, çürük elmalar, hatta o ahlaksız şeyler takıldığında bile böylesine şaşırmamıştı.

    Oltasının ucunda, sanki yasak bir aşkın sonucu olarak uygunsuz bir vaziyette yakalanmışçasına kıvranan iki balık duruyordu. Oltaya yaklaşıp gözlerini kısınca çığlığı koparıverdi.

    “Yetişin! Bir çipura, bir de palamut! İkisi bir arada! Kaç senede olur bu be? Nereye kaçtınız, gelin de görün be ya!”

    Muşambalı’ya yetişse de şu mucizeyi gösterse, atsa havasını! Ama adam çoktan gözden kaybolmuştu. Liseli çift olsa bir işe yarar, emzik gibi taşıdıkları telefonlarıyla bir fotoğraf çekerlerdi. Balıkçı hemen arka köşeye baktı. Keltoş simitçi de ortada yoktu. Erken emekli gevezeler zaten alıp başlarını gideli… “Bari Araplar dönse be ya!” Din kardeşimizdi onlar. Daha birlikte Fatiha okuyacaklardı, âşıkların ruhuna.

    Herkes gitmiş miydi sahi?

    Ellerinde balıklar, içinde sahile vuran çiçekler gibi ince bir hüzünle karesinin ortasına çöktü ve zaferine baktı balıkçı. Dört parlak mavi çizgi, Karadeniz’den köpüre köpüre büyüyen sulara yenilmiş, denize sızıyordu. Balıkçının sesi, sularınkine karıştı:

    “Neredesiniz be ya?”

    Caddeye yakın bir ağacın dibinde oturan delikanlı, az önce çektiği videoyu başa sarıp sarıp izliyor; dakikalardır gözlediği balıkçı, oltasının ucundakilere bakıp her kahkaha attığında o da yaşlı adamla birlikte gülüyordu.

    Balıkçı kovaya baktı. Balıkların aşkını, eve gidince kardeşine anlatacaktı artık. Belki kaşını gözünü oynatamazdı, ağzından tek ses çıkmazdı ama dinlerdi be ya…


    Gökçe Karabay öykü

    Related Posts

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    DİP DALGA

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    KIYILARDA İKİ ÇOCUK

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    NOKTA

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    H. Nilgün Karataş Yüzeyde başlayan küçük bir titreşim, hafif bir esintiyle. Kilometrelerce ötede gerçekleşen bir…

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026

    BENİM DALGALARIM

    Ekim 15, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    KONFORUN EFENDİSİ, KORKUNUN KÖLESİ

    Eylül 1, 2026 Elif Özge Karakaya

    Duvarlar da konuşur: Benan Bilek’in gölgesinde dolaşırken

    Nisan 7, 2025 Edebiyat

    Institut français 2023 Çeviri Ödülü Siren İdemen’in oldu

    Ekim 20, 2023 Kitap
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.