Close Menu
    Son Eklenenler

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Ekim 15
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      KOPENHAG: GÜVENİN VE HAFİFLİĞİN KONFORU

      Eylül 1, 2026

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      2026 Nobel Edebiyat Ödülü Anne Carson’a verildi

      Ekim 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      2026 Emmy Ödülleri’nde Rekorlar Gecesi: Televizyonun Ezberleri Bozuldu

      Eylül 16, 2026

      ÇYDD’nin 2026-2027 burs başvuruları başladı

      Eylül 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      2026 Uluslararası Booker Ödülü’nün Kazananı “Tayvan Seyahatnamesi” Türkçede!

      Ekim 9, 2026

      Sıradan insanın bir “derbeder” olarak portresi

      Ekim 7, 2026

      Celal Kadri Kınoğlu’nun yeni romanı “Provalar” raflarda

      Ekim 3, 2026

      Tutu Aydınoğlu’ndan Mirzayev’e yeni bir yorum: “Hafızanın Kontrpuanı” albümü çıktı

      Eylül 29, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      İsmi olmayan hikâyeler – VIII

      Ağustos 30, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Kırık Yansımalar, İstanbul Concept’te edebiyat ve fotoğrafı buluşturdu

      Ekim 11, 2026

      Pera Müzesi’nde İki Yeni Sergi: Cumhuriyetin Kamera Arkası ve Frank Bowling

      Eylül 30, 2026

      ‘1914 Kuşağı: Tanıdığımız Ressamlar’ sergisi RHM’de

      Eylül 23, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Bağdat Kavşağı: Savaş, Vicdan ve Kefaret

      Ekim 14, 2026

      37. Ankara Film Festivali’nde Ulusal Kısa Film Yarışması jürisi açıklandı

      Ekim 12, 2026

      Arjantin sinemasından Lütfi Ö. Akad’a: Sinematek’in yeni sezonunda neler var?

      Ekim 9, 2026

      Cennete 9 Tapınak: İnanç, aile ve ölüm arasında 9 durak

      Ekim 5, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kaş Tiyatro Günleri Likya’nın izinde beşinci kez perde açıyor

      Ekim 6, 2026

      14 yıl sonra yeniden perde: Muammer Karaca Tiyatrosu bağımsız tiyatrolara açılıyor

      Eylül 27, 2026

      Tiyatroda “VR” deneyimi: “35 Mayıs” yeniden sahnede

      Eylül 22, 2026

      Sait Faik ile Orhan Kemal “Düş Payı”nda buluşuyor

      Eylül 1, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

      Ekim 15, 2026

      ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

      Ekim 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikâyeler – IX

      Ekim 14, 2026

      Bağdat Kavşağı: Savaş, Vicdan ve Kefaret

      Ekim 14, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Küçük bir kâğıtta koca bir hayat: Hasip Pektaş ve ekslibrisin hafızası

      Eylül 25, 2026

      ÖZLEM GÜLLER ÜNAL RÖPORTAJLARI

      Eylül 13, 2026

      ‘Yazmak ömür boyu sığınağım oldu’

      Ağustos 29, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Karanlığın değişen yüzü: Gotik edebiyatın tarihsel gelişimi

      Eylül 15, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Polat Özlüoğlu ile “Kalbin Durduğu Bütün Zamanlar” romanı üzerine

      Ekim 13, 2026

      “Miras alanlarını rant projesine dönüştürmeden kentin ortak yaşamının parçası haline getirmek meselemiz”

      Ekim 7, 2026

      İoanna Kuçuradi: Bir ömrü insanın değerini düşünmeye adadı

      Ekim 3, 2026

      ÜST GEÇİT

      Ekim 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ
    Öykü

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Nihal Turan Yurdabak

    Sabah, pencerenin camına vuran yağmur sesine uyandım. İnce ince, usulca yağıyordu. Damlalar camda birbirine karışıyor, sonra ağır ağır aşağı süzülüyordu. Yorganı üzerimden çekip doğruldum. Odanın içi serindi. Tekrar yorgana gömülsem mi diye düşündüm ama perdenin arasından görünen masmavi gökyüzü, sanki gece boyunca bu anı beklemiş gibi benim uyanmamı bekliyordu. Kalkar kalkmaz pembe peluş terliklerimi geçirdim ayağıma. Mutfağa geçip ilk işim kahve makinesinin düğmesine basmak oldu. Kahve demlenene kadar sokağı gören penceremden dışarıyı izlemeye daldım. Makinenin ötmesiyle kendime geldim. Fincanı avuçlarımın arasına aldım, pencerenin önündeki berjere oturdum. Ağacın sararmış yaprakları rüzgârla savruluyordu. Bir yaprak, pencerenin önündeki taş zemine düştü. Ardından bir başkası… İnsanlara ne kadar da benziyordu. Bazen umutlarımızı, bazen heveslerimizi, bazen de kendimize dair inançlarımızı dökmüyor muyduk?

    Tam o sırada telefonum çaldı. Arayan, uzun zamandır görüşmediğim arkadaşım Ece’ydi.

    “Sesin tuhaf geliyor,” dedi. “İyi misin?”

    “İyiyim.”

    “Senin bu ‘iyiyim’lerini çok iyi biliyorum.”

    Gülümsedim. Fincanı dudaklarıma götürdüm ama kahvem soğumuştu. Soğuk kahve hiç sevmem.

    “Bilmiyorum Ece. Sanki bir süredir hiçbir yere ait değilmişim gibi hissediyorum. Havada asılı kalmış gibiyim. Bir şeyler yapıyorum, çalışıyorum, gülüyorum ama içimde bir yer hep sessiz.”

    Telefonun içinde bir sessizlik oldu.

    “Belki de yoruldun,” dedi.

    “İnsan yorulunca böyle mi olur?”

    “Bilmiyorum. Ama her zaman aynı insan olmak zorunda değilsin.”

    Bu cümle, gün boyunca aklımın bir köşesinde kaldı. Öğleden sonra biraz yürümek için dışarı çıktım. Yağmur dinmişti ama kaldırımlar ıslaktı. Burnuma ıslak toprak ve ağaç kabuğu kokusu geliyordu. Ağaç kabuğu kokusunu herkes bilir mi bilmiyorum ama ben çok iyi biliyorum. O koku beni çocukluğuma ve özgürce oynadığım günlerime götürür hep…

    Ayakkabılarımın altında ezilen yapraklardan hafif hışırtılar yükseliyordu. Hava soğuktu. Sonbahar tam kendini göstermeye başlamıştı. Montumun yakasını kaldırıp ellerimi ceplerime soktum. Amaçsızca yürüyordum. Bu aralar bana en iyi gelen şeydi şüphesiz…

    Parkın girişindeki bankta yaşlı bir kadın oturuyordu. Başında yeşil bir eşarp, sırtında gri şal ve dizlerinde küçük bir bez çantası vardı. Önündeki ağacı seyrediyordu. Yanından geçerken o da bana bakmış olmalı ki seslendi:

    “Üşüdün mü kızım?” diye sordu.

    “Biraz.”

    “İnsan bazen soğuk havadan önce kendi içinde üşür.”

    Olduğum yerde durdum. Kadının yüzünde tuhaf bir dinginlik ve huzur vardı. Gözlerinin kenarındaki çizgiler, sanki yıllarca gülmüş, ağlamış ve sonunda hayatla kavga etmeyi bırakmış birinin izlerini taşıyordu. Bakışlarımdan şaşırdığımı anlamış olmalı ki devam etti:

    “Ben de senin yaşlarındayken her şeyin, her zaman yolunda gitmesini isterdim. Bir şeyler ters gittiğinde hemen düzelsin, içim sıkıldığında güneş yeniden doğsun, içimi ısıtsın ve hayat hiç beni yormasın sanırdım. Sonra öğrendim ki hayat, insanın isteklerine göre mevsim değiştirmiyor. Bazen en güzel çiçeklerini açarken ansızın bir rüzgâr çıkıyor, bazen de bütün yapraklarını dökmüş bir ağacın dallarında yeniden tomurcuklar beliriyor. Denizler gibiymiş meğer yaşam. Bazen durgun, bazen dalgalı… Bazen kıyıya vurup geri çekilen, bazen de önüne çıkan her şeyi sürükleyecek kadar güçlü. İnsan da öyleymiş. Bazen kendini dünyanın en güçlü insanı sanıyor, bazen küçücük bir şeyin altında eziliyor. Yataktan bile kalkmak istemiyor. Ama unutma, deniz her zaman dalgalı kalmaz. Dalgalarla yaşamayı öğrendikçe kıyısını da bulur.”

    Yanına oturmamı işaret etti başını hafifçe sallayarak. Yanına oturdum. Bir süre konuşmadan ağacı seyrettik. Rüzgâr estiğinde dallardaki son yapraklar titriyor, bazı yapraklar kendini boşluğa bırakıyordu.

    “Şu ağaca bak,” dedi yaşlı kadın. “Yapraklarını döküyor diye her şeyini kaybettiğini düşünür müsün?”

    “Hayır.”

    “Peki, insan neden kendi içindeki yapraklar dökülünce her şey bitti sanıyor?”

    Cevap veremedim. Kadın çantasından küçük bir mendil çıkardı. Hava soğuk olmasına rağmen ara ara terliyor olmalı ki alnını silip dizlerinin üzerine bıraktı.

    “Geçen yıl kışın ortasında hayat arkadaşımı kaybettim,” dedi. “O günden sonra aylarca baharı görmedim. Herkes çiçeklerden, güneşten bahsederken benim içim buz gibiydi. Yapayalnız kalmıştım. Hiçbir şey yapmadan öylece yaşıyordum. Eşimin bana aldığı çiçeği sulamayı bile unutmuştum, kurumuştu. Bir sabah saksıda küçücük bir filiz gördüm. Dalları kurumuştu ama kökten yeşermeye başlamıştı.”

    Sesindeki titremeyi fark ettim.

    “İlk kez o gün ağladım,” diye devam etti. “Ama bu kez yalnızca özlem için değil… Bir şeyin bitti dediğimiz hâlde devam ettiğini gördüğüm için de ağladım.”

    Kadının gözleri ağacın dallarına kaydı.

    “Acı geçiyor mu?” diye sordum usulca.

    Bana döndü. Gözleri sıcacıktı.

    “Bazı acılar tamamen geçmiyor kızım. Ama insanın içindeki yerleri değişiyor. Arada dalgalanıyor, coşuyor. İlk başta her şeyi kaplıyor, sonra bir gün bakıyorsun pencerenin önünde güneş tüm cilvesiyle duruyor. Bir çocuk gülüyor, bir kedi bacağına sürtünüyor. Çay demlenmiş ve sen, bütün bunları fark edebiliyorsun. Acın orada hâlâ evinin içinde ama hayatının tamamı olmaktan çıkmış.”

    Boğazım düğümlendi. Bir süredir kendi içimde taşıdığım o belirsiz ağırlığı düşündüm. Bir şeyleri kaybetmiş gibi hissediyordum. Ama neyi kaybettiğimi tam olarak bilmiyordum. Belki eski heyecanımı, belki kendimden beklediklerimi, belki de her şeyi yoluna koyabileceğime dair inancımı…

    “Peki ya insan kendi içinde kaybolursa?” diye sordum.

    Kadın, elini dizlerinin üzerine koydu. Hâlâ alyansı duruyordu parmaklarında. Parmakları inceydi, tırnaklarının kenarında lekeleri vardı.

    “Önce durursun,” dedi. “Sonra kendini ararsın. Ama ararken de kendine kızmazsın. Çünkü bazen kaybolduğumuz yer, kendimizi yeniden bulacağımız yerdir.”

    Bu sözleri hemen anlamadım. Belki anlamam da gerekmiyordu. Bazı cümleler vardır, insanın içine bir tohum gibi düşer. Ne zaman filizleneceğini kendisi bile bilmez.

    Kalkarken kadına teşekkür ettim.

    “Yarın yine gelir misiniz?” diye sordum.

    “Gelirim,” dedi. “Hava çok kötü olmazsa.”

    Sonra gülerek ekledi:

    “Ama gelmezsem de merak etme. İnsan her gün aynı yerde oturmak zorunda değil.”

    Eve dönerken adımlarımın biraz hafiflediğini hissettim. Ertesi gün parka yeniden gittim. Yaşlı kadın oradaydı. Bu sefer elinde küçük bir termos vardı.

    “Bak,” dedi, yanıma otururken. “Bugün çay getirdim. İçin soğuk olsa bile çay biraz da olsa ısıtır.”

    Güldük. Termostan doldurduğu çayın buharı yüzüme değdi. Tarçın kokusu aldım. Bir süre havadan sudan konuştuk. Sonra bana dönüp sordu:

    “Senin en güzel mevsimin hangisi?”

    “İlkbahar,” dedim düşünmeden. “Her şeyin yeniden başladığı zaman.”

    “Peki, neden?”

    “Çünkü umut veriyor. Ağaçlar çiçek açıyor, günler uzuyor. İnsan sanki yeniden başlayabilecekmiş gibi hissediyor.”

    Kadın çayından bir yudum aldı.

    “Ben kışı severim.”

    Şaşırdım.

    “Kışı mı? Ama her yer soğuk, ağaçlar çıplak, günler kısa…”

    “Evet,” dedi. “İnsanlar kışın her şeyin durduğunu sanıyor. Oysa toprağın altında bir sürü şey hazırlanıyor. Biz görmüyoruz diye olmuyor mu sanıyoruz?”

    Bir yaprak ayaklarımızın dibine düştü.

    “Belki de,” dedim, “ben uzun zamandır kıştayım.”

    Kadın bana baktı ama teselli etmek için hemen bir şey söylemedi. Bu hoşuma gitti. Herkesin acımı ya da sessizliğimi düzeltmeye çalışmasından yorulmuştum.

    “Olabilir,” dedi sonunda. “Ama kendine sor bakalım. Kışında ne öğreniyorsun?”

    Başımı eğdim. Islak toprağa baktım. Cevabım yoktu. O gün eve döndüğümde kendime uzun zamandır sormadığım bir soruyu sordum: Ben neden hep iyi olmak zorundayım? Neden her gün üretmeli, her zaman güçlü durmalı, her şeyi yoluna koymalıydım? Neden üzgün olduğumda hemen kendimi düzeltmeye çalışıyordum? Birkaç gün hiçbir şey yapmak istemesem, bunun beni eksik biri yapacağına neden inanıyordum? Belki de ruhumun kışında kendime dinlenme izni vermeyi öğrenmeliydim…

    Sonraki günlerde parka gitmeye devam ettim. Bazı günler yaşlı kadınla konuştuk, bazı günler yan yana oturup sustuk. Bana çocukluğundan söz etti, ben de hayallerimi anlattım. Bazen güldük, bazen eski anılarımızın gölgesinde sessizleştik. İki ayrı kuşaktık ama aynı dilden konuşuyorduk.

    Bir gün ona, “Siz hiç umutsuzluğa kapılmaz mısınız?” diye sordum.

    “Kapılırım. Bazen dingin bir denizken bazen de hoyratça köpüren dalgalı bir deniz olabiliyorum. Bazen hiçbir şey eskisi olmayacak diye umutsuzluk sarar ruhumu. Ben de insanım nihayetinde,” dedi gülümseyerek.

    “Ben de senin yaşlarındayken her şeyin, her zaman yolunda gitmesini isterdim. Bir şeyler ters gittiğinde hemen düzelsin, içim sıkıldığında güneş yeniden doğsun, içimi ısıtsın ve hayat hiç beni yormasın isterdim. Sonra öğrendim ki hayat, insanın isteklerine göre mevsim değiştirmiyor. En güzel çiçeklerini açarken ansızın bir rüzgâr çıkıyor, bazen de bütün yapraklarını dökmüş bir ağacın dallarında yeniden tomurcuklar beliriyor. Denizler gibiymiş meğer yaşam. Bazen durgun, bazen dalgalı… Bazen kıyıya vurup geri çekilen, bazen de önüne çıkan her şeyi sürükleyecek kadar güçlü. İnsan da öyleymiş. Kendini dünyanın en güçlü insanı sanıyorken küçücük bir şeyin altında eziliyorsun. Yataktan bile kalkmak istemiyorsun. Ama unutma, deniz her zaman dalgalı kalmaz. Dalgalarla yaşamayı öğrendikçe kıyısını da buluruz.”

    Haftalar geçti. Hava yavaş yavaş ısınmaya başladı. Bir sabah parka gittiğimde ağacın dallarında minicik yeşil tomurcuklar gördüm. Güneş yüzüme vuruyor, rüzgâr artık tenimi üşütmüyordu. Uzakta oynayan çocukların sesleri duyuluyordu. Birinin kahkahası bütün parkı doldurdu. Nedense ben de gülümsedim. Yaşlı kadın henüz gelmemişti. Bankta oturup onu beklerken dallardaki tomurcukları seyrettim. Sonra kendi kendime sordum:

    “Acaba ben de değişiyor muyum?”

    Eskisi kadar acele etmiyordum. Bir şeyler yolunda gitmediğinde hemen kendimi suçlamıyordum. Üzüldüğümde üzülmeme izin veriyor, mutlu olduğumda sevincimi yarına ertelemiyordum. Küçük güzellikleri fark etmeye başlamıştım. Sabah kahvemin kokusunu, yüzüme değen güneşi, yürürken duyduğum kuş seslerini… Bahar, dışarıda olduğu kadar içimde de kendine yer buluyordu artık.

    Tam o sırada kadın göründü. Yavaş adımlarla yanıma geldi, oturdu ve ağaca baktı.

    “Bakın,” dedim heyecanla. “Tomurcuklanmış.”

    “Görüyorum.”

    “Demek ki kış bitiyor.”

    Kadın bana döndü.

    “Kış bitti diye bir daha gelmeyecek sanma.”

    Bir an sustum. Sonra ikimiz de güldük.

    “Peki, ne yapacağız?” diye sordum.

    “Geldiğinde yaşayacağız. Bahar geldiğinde de onu kaçırmayacağız.”

    Başımı salladım. Bir yaprağa dokunmak ister gibi elimi uzattım ama dal bana yetişemeyeceğim kadar yüksekteydi.

    “Biliyor musunuz,” dedim, “ben eskiden hep mutlu olmaya çalışıyordum. Şimdi galiba kendimi anlamaya çalışıyorum.”

    Yaşlı kadın çantasını dizlerinin üzerine yerleştirdi.

    “İyi ediyorsun yavrum. Çünkü insan her zaman mutlu olamaz ama kendine yabancı kalmak zorunda da değilsin.”

    O an, aylardır içimde dolaşan soruların hepsinin cevabını bulmuş gibi hissetmedim. Hayat birdenbire kolaylaşmadı. Geçmişim değişmedi. Bütün korkularım ortadan kalkmadı. Ama içimde bir şey yerine oturdu. Mutlu olduğum kadar, hüzünlü olduğumda da, yorulduğumda da, hayal kırıklığına uğradığımda da kendime aynı şefkatle yaklaşmak istiyordum. Çünkü ben yalnızca çiçek açtığım zamanlardan ibaret değildim. Dökülen yapraklarım da bendim, sessizliğim de, yeniden filizlenmeye çalışan yanım da…

    Yaşlı kadın ayağa kalktı. Çantasını aldı.

    “Ben artık gideyim,” dedi.

    “Yarın görüşür müyüz?”

    Gülümsedi.

    “Bakarız kızım. Hayat dediğin biraz da bu değil mi? Her şeyin sözünü veremiyorsun.”

    Onu uzaklaşırken izledim. Sonra başımı kaldırıp ağaca baktım. Güneş dalların arasından süzülüyor, tomurcukların üzerine ince bir ışık bırakıyordu. İçimden bir ses, uzun zamandır duymadığım bir cümleyi fısıldadı: Her şey yeniden başlayabilir.

    Eve yürürken telefonum çaldı. Zeynep’ti.

    “Ne yapıyorsun?” diye sordu.

    “Yürüyorum.”

    “Sesin daha iyi geliyor. Ne oldu?”

    Bir an düşündüm.

    “Sanırım bir şey olmadı,” dedim. “Belki de mesele budur. Her şeyin değişmesi gerekmiyor. Bazen insanın hayata baktığı yer değişiyor.”

    “Ne demek şimdi bu?”

    Güldüm.

    “Uzun hikâye. Bir gün anlatırım.”

    Telefonu kapattığımda yüzüme ılık bir rüzgâr değdi. Derin bir nefes aldım. Havada çiçek kokusu vardı. Uzakta bir kuş öttü. İlk kez uzun zamandır, yarının nasıl olacağını düşünmeden yürümeye devam ettim. Çünkü artık biliyordum: İçimde yeniden kışlar yaşanabilirdi. Bir gün yine üzülebilir, yine yorulabilir, yine kendimi bir yol ayrımında bulabilirdim. Ama bunların hiçbiri hayatımın tamamı olmayacaktı. Ben, kendi mevsimlerimden ibarettim. Ve hiçbir mevsim, benim bütün hikâyem değildi.


    Nihal Turan Yurdabak öykü

    Related Posts

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    ÇEKİLME HİZASINDA

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    DALGALARIN GETİRDİĞİ

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    BENİM DALGALARIM

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    H. Nilgün Karataş Yüzeyde başlayan küçük bir titreşim, hafif bir esintiyle. Kilometrelerce ötede gerçekleşen bir…

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026

    BENİM DALGALARIM

    Ekim 15, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Avrupalı Yazarlar Festivali’nde Türkiye’yi Selçuk Altun temsil etti

    Mayıs 19, 2024 Etkinlik

    Filmlerdeki efsanevi arabalar

    Kasım 18, 2025 Uncategorized

    LATİFE’NİN ŞAKASI

    Ekim 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Editörden: KIYIYA VURAN KELİMELER

    Ekim 15, 2026

    ÖMRÜMÜN MEVSİMLERİ

    Ekim 15, 2026

    DALGALAR

    Ekim 15, 2026

    Haber Bülteni

    Haber Bültenimize Abone Olun

    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.