Zeynep Altuntaş
Şehir sabaha henüz tam uyanmamıştı. Gökyüzü gri bir aydınlıkla açılıyor, sokaklarda geceden kalan serinlik dolaşıyordu. Otobüs durağında bekleyen birkaç kişi vardı. Günün henüz başlamamış o kısa aralığında şehir, sanki derin bir nefes alıyordu.
Aylin her sabah olduğu gibi erkenden evden çıkmıştı.
Yurtta kalma imkânı vardı ama o gidiş geliş yapmayı seçmişti. Yol ona iyi geliyordu. Otobüsün camından dışarı bakarken şehir yavaş yavaş uyanırdı; fırınların önünde bekleyen insanlar, yeni açılan dükkânlar, aceleyle yürüyen öğrenciler…
Hayatın bu sade başlangıcında Aylin çoğu zaman kendini dışarıdan biri gibi hissederdi. Sanki herkes ait olduğu yere doğru yürüyordu ama o hâlâ kendi yerini arıyordu.
Üniversite kampüsü kalabalık ve gürültülüydü. Koridorlarda adımlar yankılanır, merdivenlerde öğrenciler birbirine karışırdı.
Kerem o kalabalığın içinde ilk başta sıradan bir yüzdü.
Kütüphanede birkaç kez karşılaştılar. Sonra aynı masada ders çalıştıkları bir gün oldu. Ardından kantinde yapılan kısa sohbetler başladı.
Kerem konuşurken acele etmezdi. İnsan konuştuğunda gerçekten dinlediğini hissettirirdi.
Bir gün kantinde Aylin ve Derya otururken Kerem yanlarından geçti. Başını hafifçe eğip selam verdi.
Derya çayından bir yudum aldı.
“Farkında mısın?” dedi.
“Neyi?” diye sordu Aylin.
“Kerem sana bakarken dünyayı unutuyor.”
Aylin gülümsedi.
“Abartıyorsun.”
Ama günler geçtikçe o bakışları fark etmemek zorlaştı.
Kerem’le yürüyüşler uzadı. Kütüphanede geçirilen saatler çoğaldı. Bazen konuşmadan bile aynı masada oturmak tuhaf bir huzur veriyordu.
Bir akşam kampüsün arka bahçesinde yürürlerken gökyüzü turuncuya dönmüştü.
Kerem birden durdu.
“Aylin,” dedi, “sen hiçbirini tanıdıkça daha çok merak ettiğin oldu mu?”
Aylin düşündü.
“Olmuştur belki.”
Kerem gülümsedi.
“Ben seni tanıdıkça sanki yeni bir şey öğreniyorum.”
O cümle Aylin’in içinde küçük ama kalıcı bir titreşim bıraktı.
O günlerden sonra aralarındaki mesafe iyice kısaldı.
Ve bir akşam Kerem ilk defa açık konuştu.
“Aylin… sana bir şey söylemem gerekiyor.”
Aylin onun yüzüne baktı.
“Ben sana âşığım.”
Cümle kısa ama kesin bir ağırlık taşıyordu.
Aylin o an cevap veremedi. Çünkü kalbinde büyüyen duyguyu hissediyordu ama adını koymaya cesaret edemiyordu.
Günler geçti.
Uzak durmaya çalıştı. Ama mesafe duyguyu azaltmadı; aksine görünür kıldı.
Bir akşam Derya ona uzun uzun baktı.
“Sen de ona âşıksın,” dedi.
Aylin ilk defa inkâr etmedi.
Ama hayat sadece iki insanın kalbinden ibaret değildi.
Aylin büyük bir şehirde büyümüştü. Ailesi yıllardır akademinin içindeydi. Evlerinde kitaplar, tartışmalar ve özgür fikirler vardı. Onun için hayat, insanın kendi yolunu seçebildiği bir şeydi.
Kerem’in dünyasıysa bambaşkaydı.
Kerem’in ailesi Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşıyordu. Babası aile onurunu her şeyden önce tutan bir adamdı. Kerem’in çocukluğundan beri sözü edilen bir mesele vardı: babasının en yakın arkadaşının kızıyla yapılması beklenen bir evlilik.
Bu, iki aile arasında yıllar önce verilmiş bir söz gibiydi.
Kerem bu meseleyi hiçbir zaman ciddiye almamıştı.
Ta ki Aylin’i tanıyana kadar.
İlişkileri bir süre saklı kaldı. Ama gerçek uzun süre saklanamadı.
Bir gün Kerem’in babası onu karşısına aldı.
“Bu kızla devam edersen,” dedi, “bu evin kapısı sana kapanır.”
Sözler yalnızca bir tehdit değildi. Bu, Kerem’in büyüdüğü dünyanın kesin sınırıydı.
O gece Kerem uzun süre yürüdü. Şehrin sokakları karanlık ve sessizdi.
Hayatında ilk defa iki şey arasında kalmıştı: ailesi ve Aylin.
Ertesi gün Aylin’le buluştu.
“Benim bir seçim yapmam gerekiyor,” dedi.
Aylin onun yüzündeki yorgunluğu fark etti.
“Eğer seni seçersem ailemi kaybedeceğim.”
Aylin uzun süre sustu.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
“İnsan bazen sevdiğini korumak için geri çekilir.”
Kerem başını kaldırdı.
“Bu geri çekilmek mi olacak?”
Aylin cevap vermedi.
Ama o sessizlik aslında cevaptı.
O gün Kerem hayatının en ağır kararını verdi.
Ve bazı kararlar alındığı anda insanın hayatını ikiye böler.
Zaman geçti.
Mesafeler büyüdü.
Hayat onları farklı yönlere savurdu.
Yıllar sonra bir akşam Aylin yine otobüste camdan dışarı bakarken geçmiş aniden geri geldi.
Kerem’in bakışı.
Kampüs yolları.
O ilk itiraf.
O an Aylin kalbinin derininde sakladığı gerçeği nihayet kabul etti.
Onlar gerçekten birbirlerini sevmişti.
Ama bazı aşklar kaybedildiği için değil, zamanında korunamadığı için yarım kalır.
Otobüs bir durakta durdu.
Kapılar açıldı.
Şehir geceye doğru ilerliyordu.
Ve Aylin o an hayatının en derin uyanışını yaşadı.
Çünkü insan bazen sevdiğini kaybettiği gün değil, onu ne kadar sevdiğini çok geç fark ettiği gece uyanır.
Ve o uyanışın içinde kalbinin derinlerinden tek bir cümle yükseldi:
Biliyorsun… bazı aşklar bitmez.
Sadece birbirlerine kavuşacak zamanı kaybeder.


