Şahizer Senem Telli
Bugünü kendime ayırdım! “Karışık düşüncelere, duygulara kapılmadan günün tadını çıkaracağım,” diye romantik romantik çıktım evimden. Denize dik sokağımızdan alışmışlığın rahatlığıyla salınarak indim. Sonbaharın nemli, sarı kokusunu çektim ciğerlerimin en derin köşelerine. Manzara dayanılmazdı, dalgalar da bana sesleniyordu uzaktan. Çağrısını acele adımlarımla yanıtladım. Sahile vardığımda cilveleşen oynak dalgalar, beni görünce sevinçle çarptı kayalara peş peşe. Şımardılar ve şımarttılar…
Güneşin denize yansımasının karşısında sanki küçülmüştü deniz feneri. Dünyada her şey kendi zamanına göre yaşar, o da bir ışık kaynağıydı ama onun zamanı değildi. Deniz feneri, güneşe bakarak “Gece görüşürüz.” der gibiydi. Denizin de çok umurunda değildi sanki. “Tüm zamanlarda varım.” mesajını dalgalara bıraktı ve martılara çevirdi yüzünü.
Derin bir nefes alıp bıraktım iç konuşmalarımı, gevşeyip manzaraya karıştım. Dalgaların müziğiyle uyum içinde onlarla hemhâl olmak çok iyi geldi bana. Banklardan birinin ucuna ilişip göz ucuyla yanımdakilere baktım, onlar da bana. Sarışın, renkli gözlü, sıska, iki genç adayı çocuk gördüm birbirine sokulmuş. Oturuşlarıyla çekingen, benzerlikleriyle kardeş olduklarını hemen anladım.
O sırada “Gevrekçiii!” diye bağıran çocuğa işaret edip aldığım gevrek peynirimi iştahla yerken “Bu güzel manzara iştahımı mı açtı ne?” diye düşündüm.
Yanımdakilerin ter kokusu bana kadar ulaşıyordu, esen rüzgârın yardımıyla. Yerken göz ucuyla bana baktıklarını görüp başımı onlara çevirdim, onlar da aceleyle öbür tarafa döndüler bana yakalanmamak için. Bunu oyunlaştırdım kendimce, belli aralıklarla tekrarlayarak. Keyfim yerineydi ya!
Ne kadar sonraydı bilemiyorum, aç olabilecekleri geldi aklıma, gevreğimi paylaşmak için onlara döndüğümde birbirlerine çarparak uzaklaştıklarını gördüm genç adayı çocukların. Kendileri iki, gölgeleri tekti.
Üzülüyorum gitmelerine, başımı önüme eğip düşüncesizliğimin utancını yaşıyorum içimde. Kucağımda martıların oynaşan gölgeleri, istem dışı başımı güneşe çevirtti. Batarken bıraktığı ışıklar, sanki denizi yukarıya çekiyor, ışıklar kırılınca tekrar yatağına indiriyordu. Bakışlarım manzarada, düşüncelerim kaçırdığım çocuklarda. Aniden ilginç şeyler oluyor denizin yüzeyinde; yansımalar, iki çocuğa dönüşüp dalgalara karışıyor, batıp çıkıyor, batıp çıkıyor…
“Dalgalar gücendi bana, hırçınlaştı.” diye düşünüyorum.
Bir an kontrolümü kaybettim adeta. Hayallerimi, pişmanlıklarımı düşünüp içine giremiyorum günün bitişinin, güneşin gidişinin. Oysa ona “Güle güle.” demeye gelmiştim, bir de dilek tutacaktım çocukluğumdaki gibi. Duruluğumu yitirmiştim, ağzımda kekremsi bir tat, yüreğimde sızı.
Ah hayat, zalimsin, yine dalgalandırdın beni!


