Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazar, Temmuz 5
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » GAFLET UYKUSU
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    GAFLET UYKUSU

    Ocak 1, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Burak Turgut

    “İnsan hiç, yağmuru sert yağdırdığı için gökyüzüne kızar mı?”

    Nedenler ve nasıllar, kimi zaman yalnızca zihinsel birer geviş getirmekten ibarettir. Bazı olaylar yalnızca “olur.” Var olmak başlı başına bir trajedi ise bu trajedinin en temel taşı bazı şeylerin olma gereksinimidir. Bazı şeyler olur ve her şey için çok geçtir. Ve varoluşun en canice trajedisi kayıtsızlıktır. Ben böyle bir adamım. Aksiyim biraz, bıçkınım, öfkeliyim. Başlı başına buz gibi bir adamım ben. Ben sefil ve affedilmemeyi hak eden bir adamım. Griyim biraz, soğuğum, buz gibiyim. Kendini bile yanlış anlamış tezat biriyim. Ben büsbütün “susamış” biriyim… Yedi yüz otuz gün oluyor o göçüp gideli. Yedi yüz otuz asır, yedi yüz otuz cehennem yılı… Her şey dün gibi. Taze ve ilk günkü gibi beni benden alan cinsten. Tanrım, nasıl bu kadar kör olabilmiştim? Nasıl bu denli sağır olabilmiştim? Nasıl böyle bir gaflet uykusuna dalmıştım? Her şeye karşı nasıl bu kadar kayıtsız kalabilmiştim? Boynumdaki bu vebal ile nasıl yaşayabilirdim? Kifayetsiz cümleler bunlar. Gidenin ağırlığı yalnızca kaybedildikten sonra anlaşılır. Tıpkı onun gidişinde olduğu gibi. Bugün onun gidişinin yıl dönümünde, dehşet verici sabahın ışıkları suratıma, işlediğim bir suçun kanıtı gibi soğuk bir şekilde vuruyordu. Odanın içinde asılı kalan toz zerrecikleri, sanki zamanın donduğu o anı kutsuyordu. Sabaha gözlerimi yine tüm dünya meşgalesinden arınmış bir kayıtsızlıkla açmıştım. Dünya yerli yerinde dönüyor, güneş doğuyor ve çark işliyorsa hayat pek de telaşa kapılacak bir yer değildir diye düşünmüşümdür her zaman. Aynı manasız piyesin yeni perdesini aynı oyuncularla oynuyorsak şayet, hayat kaygılanılacak bir olgu da değildir öyleyse. Fakat yaşamak gariptir. Bir kayıp, her şeyinizi yerle bir edebilecek güce de sahiptir. Dünyası, dünyanız kadar olan birini kaybedene dek ne dediğimi anlayamazsınız. Uyandıktan sonra elimi yatağın diğer kısmına uzattım. Soğuk çarşaftan başka elime bir şeyin gelmemesi öylesine acı veriyordu ki bana… Keşke mutfakta olsa veya o anlamsız yürüyüşlerinden birine çıkıp birazdan dönüp benimle her şeyini paylaşsa diye düşündüm. Ancak yataktan kalkıp evin o sağır edici sessizliğinin koridorlarında yürüdükçe, göğsümün tam ortasında, kaburgalarımın altında bugüne kadar hissetmediğim garip bir burukluk hissettim. Gariptir; çünkü kayıtsızlığım hayata karşı burukluk duymamı minimuma indirmiştir her zaman. Yokluğunu o andan itibaren daha farklı hissediyordum. Sıradan bir yokluk değil bu. Markete gidip dönmemek gibi bir yokluk değil. Varlığı ile beni var eden birinin kâinattan tamamen silinmesi gibi bir yokluk. Mutfağa vardığımda tezgâh tertemizdi. Hep tezgâhın üstünde yarım bıraktığı kahve kupasının orada olmasını öyle çok isterdim ki… Vestiyerdeki gri paltosu, kapının önündeki o narin botları… Hiçbiri artık orada değildi.  Salonun tam ortasında durdum. Zihnim, kayıtsızlığın edebiyatından pasajlar okuyan o mağrur kalesinden ilk kez dışarı adım atıyordu. Duvarlar üstüme üstüme geliyor değil de, duvar bile beni görmezden geliyor gibi hissediyordum. Tıpkı benim onu onca zaman görmezden geldiğim gibi. Görmezden gelinmenin o acı farkındalığına rağmen, yine de onun gidişini haklı çıkaracak bir sebep bulmam mümkün değildi. Hayatın anlamsızlığından bu kadar dem vuran birinin, böylesine gideceğini kestiremediğim için ben bir aptalım. “Her şey saçma, o halde keyfine bak,” diyenlerden değildi o. “Her şey hiç, o halde tüm bu acılar neden bu kadar gerçek?” diyenlerdendi. Ne karamsar bir bakış diye düşünürdüm o zamanlar. Hiçliği yorgan gibi kafasına kadar çekmiş birinin, o yorganın altında nefes alabilmesinin tek sebebinin ben olduğumu nasıl görememiştim? Benim biriciğimin, benim sarsılmaz sandığım umursamaz duruşuma tutunduğunu göremeyecek kadar nasıl insanlıktan çıkmıştım? Onun sessizliğinin huzurdan değil, tükenişten geldiğini duyamayacak kadar nasıl bencilleşmiştim? Farkındalık erdemdir ve ben farkına varamadığım her şey ile birlikte erdemsizliğin yükü altında her geçen gün kıvranarak eziliyorum. Evin içinde amaçsızca dolaşırken gözüm çalışma odasındaki eski, maun şifonyere takıldı. Pirinç kulplarla bezenmiş eski çekmecelerin yalnızca kilitli olan üçüncüsü göze çarpıyor ve onu açmam için beni kendine doğru bir mıknatısla çekiyordu adeta. Geri kalan çekmecelerin tamamında faturalar, eskimiş piller, bozuk saatler ve bir sürü gereksiz ıvır zıvır vardı. Bir tek o kilitliydi ve bir tek o açılmaya değer gibiydi. Fakat üzerinde, sağında solunda ya da herhangi bir konumda bir anahtar yoktu. Gözlerimi dört açıp etrafı ararken gözüm masanın yanındaki ufak sandığa takıldı. Sandığın içinde biraz mürekkep, bir kalem ve bir küçük anahtar vardı. Kalem ve mürekkep benim için olmadığına göre ona ait olabilirdi yalnızca. Gece geç saatlere kadar burada bu kadar zaman harcamasının, rahatsız edilmek istememesinin böyle bir sebebi olabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim. Gece geç saatlere kadar yazıyor, yazıyor ve yazıyordu demek ki. Kimsesizliğin yükünü tek başına bir kalemle sırtlamak, ona karşı duyduğum hüznü o an kat kat artırmıştı. Çekmeceyi açacağını ümit ederek anahtara davrandım ve yuvadan içeri soktum. “Klik.” Böylesine basit bir sesin böylesine can yakıcı olması ömrümden ömür almıştı. Titreyen ellerle açtığım çekmecenin kulpunu tuttuğumda parmak uçlarımda garip bir elektriklenme hissettim. Zorladım. Sıkışmıştı. Sanki içindeki hakikatler gün yüzüne çıkmak için fazla ağırdı. Biraz güç uygulayınca ahşap, acı bir iniltiyle sürtünerek açıldı. Diğer çekmecelerin o karmaşasının aksine, buranın içindeki üç eşyanın düzenli oluşu insana huzur veriyordu. Bir fular, bir kolye ve bir de siyah deri ciltli kalın bir defter vardı. Defteri elime aldığımda hayatım boyunca hissetmediğim kadar büyük bir ağırlık hissettim. Elim ayağım boşalmıştı sanki. Her bir sözcük, her bir kâğıt yaşanmamış ve görülmemiş bir ömrün yazısıydı. Sırtımı duvara yaslayarak defterin kapağını açtığımda, onun o ince kırılgan el yazısı sayfaların üzerinde siyah bir örümcek ağı gibi yayılmıştı. Yıllar öncesine kadar dayanan tarihler, aylar hatta yıllar ile yazılı onlarca sayfanın tek bir anlamı vardı: Konuşacak kimsesi olmayanın, yazmak en yakın dostudur. Rastgele bir sayfayı çevirip açtım. Tarih geçen yılın kışına aitti.

    14 Şubat

    Bugün anlamsızlığın kutlandığı günlerden biri daha. Bana bir buket çiçekle geldi. Gözlerime bakmadı. Sırf güzel çiçeklerin, benim gözlerime bakmayışını, bana yine kayıtsız kalacağını, beni görmezden geleceğini telafi edeceğini düşünmesi ne kadar acı. Yalnızca bir “nasılsın” dese iyi değilim derdim belki de. Yorgunum derdim. Öylesine değil, ölesiye yorgunum derdim. Ben hemen yanı başında bir buz kütlesi gibi eriyip giderken, senin hayatı bu kadar basite almana kırgınım derdim. Ben eriyip giderken senin yere düşen su damlalarının sesinin varlığından haberdar olmayıp da yalnızca çorabınla bastığında hissedeceğin iğrençliğin gerçekliği ile görünür olabileceğim için kızgınım derdim. Karanlığın içinden beni ayakta tutacak tek şeyin senin varlığın olduğunu suratına haykırmak isterdim. Nafile. Ağzımı açsam da, dudaklarım kıpırdasa da sesim çıkmayacaktı ne de olsa. “İçim ölüyor anlasana!” diye haykırsam, bana yine o kayıtsız ve sinir bozucu bıyık altı gülümseme ile bakıp: “Herkes ölür, hayatın kanunu budur,” cevabını verecektin. Senin yanı başında, sen tarafından yok sayılmanın okyanusunda boğulmanın çaresizliği var üstümde. Benim acıma sağırsın ve ben bu sağırlığın içinde çok gürültülüyüm…

    Olduğum yere çöküp kalmıştım. Okuduğum satırlar zihnimdeki o “mutlu çift” illüzyonunu balyozla parçalıyordu. O akşam onun sessizliğini huzur zannetmiştim. Çığlığına karşılık bir şey yapmamak… Ah Tanrım! Kutsal ateşin en azap vericisini hak ediyorum ben. Okuduklarımı tam sindiremeden yeni bir sayfayı hızla açtım.

    20 Mayıs

    Dün gece kâbus gördüm. Uçurumun kenarındaydım ve aşağısı zifiri karanlıktı. Yanımdaydın. Gazete okuyordun. “Düşüyorum!” diye bağırarak uyandım. Sayfayı çevirdin ve beni sakinleştirmek yerine “yer çekimi” dedin. “Düşmek doğaldır” dedin ve arkanı dönüp uyumaya başladın. Tuvalete çıkıp ağlamaya başladım. Suyu sonuna kadar açtım ki sen duyma. Tanrım! Sen, sen, sen… Gerçekten çok acımasızsın. Bu dünyaya bu kadar kayıtsız kalabildiğin için gerçek bir zalimsin sen. Benim dünyamla senin dünyan arasına ördüğün bu duvar seni mutlu ediyordur umarım. Artık günlerim sayılı. Sen bu hayatın anlamsızlığında huzur bulmuş iken, benim senin sevgin ile yarattığım anlamın benim kadar farkına varmanı dilerdim. Sen benim mabedimdin. Ancak sen de bilirsin ki mabetlerin içinde sıradan eşyalar kimi zaman fazlalıktır. Ve bilirsin ki amaçsız ve bakımsız mabetler yıkılmaya mahkumdur…

    Boğazıma sıcak, asitli bir yumru oturarak bitirdim bu sayfayı. “Ağlamam ben!” derdim her zaman. “Böyle bir biyolojik tepki vermem!” Ancak yanaklarımdan süzülen ıslaklığın verdiği rahatlık ve sıcaklık; başarısızlığın ve kederin verdiği hisle ciddi bir ağırlık ve karşıtlık oluşturuyordu. Yanağımdan süzülen yaşlar ve feryat ile karışan hıçkırıklarım arasından başka bir sayfayı açtım.

    16 Haziran

    Uyuyorsun. Göğsün düzenli bir şekilde inip kalkıyor. Ne kadar da huzurlusun. Dünya yansa, kıyamet kopsa, evrenin altı üstüne gelse dahi sen, dönüp uyumaya devam edeceksin gibi. Senin bu kayıtsız tavırlarına aşıktım eskiden. Beni korursun sanıyordum üstüne ördüğün zırhları görmeden. Hep bir hayvan sahiplenelim derdim sana. Sorumluluk alamayacağını söyleyip reddederdin beni. Şimdi ise ben kapında bir parça sevgiye muhtaç bir biçimde sana bir sokak köpeği gibi yalvarırken; çığlıklarımı duymuyorsun, sesimi duymuyorsun, ağlayışlarımı duymuyorsun… Sürgün etmişsin beni besbelli. Kalbinden, hayatından, aklından, varoluşundan sürgün etmişsin. Benim yurdum sen iken, beni vatansız bırakmanın adına aşk deniyorsa, benim sana sevgime ne denir o halde? Kırgınım sana sevgilim, çok kırgınım…

    “Hayır!” diye bağırdım yalancı bir reddedişle. “Ben seni hep sevdim, hep çok sevdim. Tanrı’ya yemin ederim sevdim…!” Sadece… Sadece fazla dramatik olduğunu düşündüm ben. Sesimdeki cılızlık ruhumdaki cılızlık ile örtüşüyor, hayatımda daha önce hiç bu kadar çaresiz ve küçük hissetmediğimi anlıyordum. Son bir gayret ile elimi defterin en son sayfasına götürüp okumaya başladım.

    Tarihsiz

    Sevgilim… Bugün benim doğum günüm. Hatırlamadın. Tüm gün bekledim ağzından çıkacak bir kelimelik güzel bir şey için. Söylemedin. Takvimlere boşuna bakma. Ne orada yazılı, ne de zihninde. Önemsiz besbelli, sen söylemiştin hatırla: “Önemli günleri asla unutmam ben!” diye. Bugün yirmi dokuz oldum. Yirmi dokuz yıldır var olmaya çalışıyorum. Yirmi dokuz yıldır ait olabileceğim bir ev arıyorum. Ben seninle beraber yirmi dokuzun tersini görmeyi isteyecek kadar seviyordum seni. Ancak ayrılıklar bazı aşkların kaderidir. Şayet günün birinde bunu okursan üzülme. Artık kırgın değilim sana. Seninle benim aramda bir kırgınlık olmayacak kadar mesafeliyiz artık. Sana kızgın da değilim. İnsan, yağmuru sert yağdırdığı için hiç gökyüzüne, sert olduğu için taşa kızabilir mi? Biz buyuz. Eğer yaşamak bir toprak parçasının üstünde hapis olmaksa gardiyanım da sen ol öyleyse. Şimdi ebediyet bir göz kırpış kadar yakın bana. Sana bahşettiğim bu mutlak sessizlik için de bana teşekkür etme. Artık gidiyorum. Ben sonsuza kadar uyurken tek temennim, uyuduğun o gaflet uykusundan uyanmandır. Elveda, sevgilim… Boğazım düğümlenerek son sayfayı bitirdiğimde, çoktan akşam olmuş ve güneş yerini tıpkı bundan sonraki hayatım gibi karanlığa bırakıyordu. Güç bela da olsa yerden kalkıp camın kenarından nefes almak için kafamı uzattım. Bir nefesi bile hak etmediğimi düşünecek kadar çok tiksiniyordum kendimden. Gök, yeni yeni yıldızların parıldamasına sevinirken; ben de evrenin en parlak yıldızını yitirmenin sessiz ağıdını yakıp, kapalı çekmecelerin yaşayan evsizler için sıcak ve rahat bir ev olabileceğini yürek burkan bir biçimde anlıyordum.


    burak turgut çekmece öykü suare öykü

    Related Posts

    İsmi olmayan hikayeler – lV

    Mayıs 9, 2026 Manşet 2

    Suare Öykü Dergisi – 4. Sayı

    Mayıs 1, 2026 Manşet

    EDİTÖR’DEN

    Mayıs 1, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    SESSİZ KOPUŞ

    Mayıs 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Bir antikahramanın portresi: MARLA SINGER

    Nisan 30, 2025 Film

    Kadıköy Oda Tiyatrosu “Kalabalık Fasıl” ile açılıyor

    Mayıs 12, 2025 Manşet 2

    Şişli Kız: Bulanık sınırlar, keskin gerçekler

    Nisan 3, 2025 Alperhan Benlioğlu
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.