VakıfBank Kültür Yayınları, Núria Triana-Toribio’nun kaleme aldığı, Fatma Büşra Çalış’ın Türkçeye kazandırdığı İspanyol Ulusal Sineması adlı çalışmayı okurla buluşturuyor. Kitap, “ulus” ve “ulusal sinema” kavramlarını İspanyol sineması özelinde ele alarak, bu kavramların tarihsel ve kuramsal arka planını ayrıntılı biçimde tartışmaya açıyor.

Triana-Toribio, “İspanyol sineması diye bir şey var mı?” sorusundan yola çıkarak sinemanın ulusal kimliğin kültürel inşasındaki rolünü mercek altına alıyor. Sinemanın sınıfsal, estetik ve ideolojik boyutlarını yalnızca İspanya bağlamında değil, daha geniş bir teorik çerçevede ele alan çalışma; filmlerin Franco rejimi döneminde ve 1970’lerde demokrasiye geçiş sonrasında nasıl bir ulusal kültür endüstrisi işlevi gördüğünün izini sürüyor.
Kitap, bir yandan Pedro Almodóvar ve Julio Medem gibi uluslararası alanda “yüksek sanat” sinemasıyla tanınan yönetmenlerin filmlerini değerlendirirken, öte yandan esas olarak ulusal ölçekte başarı kazanmış popüler sinema örneklerine de odaklanıyor. Españolada gibi kavramlar etrafında yürütülen tartışmalar, Türkiye’deki Yeşilçam sineması üzerine yapılan değerlendirmelerle dikkat çekici paralellikler kuruyor. Benzer biçimde, Franco sonrası dönemde ortaya çıkan Nuevo Cine Español’un arayışları, 1990 sonrası Türk sinemasındaki yönelimleri hatırlatıyor.
İspanyol Ulusal Sineması, yalnızca İspanyol sinemasına dair bir inceleme olmanın ötesine geçerek sinema ile ulusal kimlik arasındaki karmaşık ve değişken ilişkiye ışık tutuyor. Bu yönüyle kitap, “ulusal sinema” kavramını farklı bağlamlarda yeniden düşünmek isteyen okurlar için güçlü bir karşılaştırmalı zemin sunuyor.
Kitaptan
“Kitap, ulusal sinema tahayyülünün yalnızca içsel dinamiklerle değil, aynı zamanda Batı’yla kurulan estetik ve politik ilişkilerle de şekillendiğini ileri sürer. İspanya örneğinde Avrupa merkezli sinema estetikleri karşısında yaşanan konumlanma süreci, Türkiye bağlamında da fazlasıyla tanıdıktır. Türkiye’de ulusal sinema arayışları, çoğu zaman uluslararası festivallerde temsil edilebilir bir sinema üretme hedefiyle biçimlenmiş; halkın benimsediği melodram, güldürü ya da arabesk gibi türler bu anlatının dışında bırakılmıştır. Bu durum, Batı’nın beğeni normlarına uygun filmlerin “bizim sinemamız” olarak inşa edilmesine yol açmış, böylece ulusal sinema söylemi tersinden işlemiştir. İspanya’da da 1940’lar ve 50’lerin eleştirmenleri, İspanyol sinemasının ‘yabancılarla aynı kulvarda yarışabilecek’ işler üretmesini ve uluslararası statü kazanarak ülkenin itibarını korumasını talep etmişlerdir. Bu talep, uluslararası tanınırlık arayışının, ulusal sinemayı kendi kültürünün ‘geçerli’ temsilcisi olarak meşrulaştırma çabasının bir parçası olduğunu gösterir.”


