H. Gaye Aybar
Yürüyüşe çıkmış, biraz kafasındaki düşünceleri dağıtmaya niyet etmişti. Boşlukta yürür gibi basıyordu zemine. Bir banka denk gelip oturduğundaysa ne kadar yol yürüdüğünü, nerelerden geçtiğini hatırlayacak halde değildi. Aklında psikiyatrın söylediği söz dolanıyordu: “Kaos fırsattır.”
Döndü etrafına baktı. “Amma da yürümüşüm,” dedi içinden. Tak… Tuk… Bir ses duyduğuna yemin edebilirdi. Durdu. Kulağını kabarttı. Tak… Tuk… Kayarak açılan ahşap bir çekmece sesi geldi kulağına. Etrafa baktı. Yol, ağaçlar, rüzgârın savurduğu yapraklar ve birkaç bank daha… Çekmece, peki? Güldü sonra kendine. Başını iki yana salladı. Sonra güm diye bir ses, geldi. Kafasının içinde bir şeyler devrilmişti.
“Yavaş” diyen bir ses duydu. “Bütün çekmeceler ortalığa saçıldı” dedi aynı ses. “Çekmece mi,” dedi. “Evet çekmeceler,” dedi. “E nasıl yani, ne yapacağız şimdi,” diye sordu. “Çekmecelerden bir şeyler fırladı. Onları yerli yerine koyacağız,” dedi. “Koyacak mıyız?” “Evet, bunu birlikte yapacağız” dedi.
Sonra bir rüzgâr esti, şapkası başından yere düştü ve yapraklar uçuşarak etrafını sarmaya başladı. Yaprakların her biri üzerlerinde tarihler yazan etiketlere dönüşüp sonra yere düşüyorlardı. Yerlere saçılmış notlar ve tuhaf çekmeceler duruyordu önünde.
Ses, tok ve kararlı bir tonla fısıltı şeklinde konuşarak “Bu çekmeceye çocukluk anıları, bu çekmeceye o güne dair hissettikleri,” diyerek bir şeyleri istifliyordu. Sonra da etiketi üzerlerine yapıştırıp çekmeceleri yerlerine takıyordu. Sesin sahibini göremese de çok tanıdık gelmişti. Nereden tanıdıktı hatırlayamadı. “İstersen,” dedi ses, “Çekmecelerin içini yeniden düzenleyebiliriz.”
Düşündü ve bunu birlikte yapmanın iyi bir fikir olduğuna karar verdi. Başını yukarı aşağı olur manasında salladığında güm, diye yeni sesler duyuldu kafasının içinden.
Güm sesinin olduğu yerde pembe renkli, üzeri kalpli, içinde eski parfümlerin kokusunu bıraktığı bir çekmece duruyordu. Parfümlerin kokusu başını döndürdü. Kalbi titredi. Eski sevgililerine ait mektuplar, hediyeler ve fotoğraflar vardı orada. Ses, bunların onun için ne kadar yorucu olabileceğini biliyordu ancak yine de onun karar vermesiydi doğru olan “Bunlar senin için hala önemli mi?” “Yani emin değilim.” “Hm, belki sana yorgunluk yapanları özel olanlardan ayırabilirsin?” “Evet bu güzel bir öneri. Şu özel biriydi. Bir tek o kalsın,” dedi. Bunu dediğinde rüzgârın bazı yaprakları alıp uzaklara götürdüğünü fark etti. Derin bir iç çekti arkalarından.
“Peki şu gri metalik renkli, tozlanmış çekmecedeki eski işine ait olanlar” diyen sesi duydu ve irkildi. “Onlar mı? Sekiz yıl geçti üzerinden biliyor musun? Ama içimdeki acı hala canlı” “Hatırladığım kadarıyla adaletsizlik ve hayal kırıklarıyla dolu günlerdi o günlerin.” Kısa bir an düşündü. Burnunun direği sızladı. Göz yaşlarını içine geri çekti. Sonra derin bir nefes aldı ve verirken çekmecedeki tozları savurdu. “Evet boşaltalım,” dedi. “Ama tekrar benzer durumları yaşamamak adına bana hatırlatıcı olsun isterim.” Bazı notlar yazdı “ve şimdi bunları tecrübeler çekmecesine koyalım,” dedi.
Gri çekmeceyi boşaltırken ayaklarına çarpan bir sıcaklık fark etti. Parlak kırmızı ateş parçası bir çekmece gözüne takıldı. “O baktığın kızgınlıkların,” dedi ses. “Ha, doğru kızgınlıklarım,” dedi sonra kaşları çatıldı. “Kızgınlığa tutunmak karşı taraftan çok sana zarar verir. Dilersen onları artık affedilen olaylar çekmecesine yerleştirelim. İster misin?” “Haklısın, haklısın da. Sebep olanları affedemem.” “Onları affetmen gerekmiyor zaten. Sadece yaşananları irdelemeyi bırakman ve kendini bu esaretten özgürleştirmen gerekiyor.”
“Esaretten özgürleşmek” diye geçirdi içinden. Bunu hissettiğinde çekmecenin ısısı sönmeye ve rengi solmaya başladı. Kalbinde bir serinlik ve hafiflik fark etti. Derken yerinden bile kıpırdamamış bir çekmece ilgisini çekti: “Şurada! Şurada kilitli bir çekmece var onda ne var,” diye sordu. “Açmaya hazır olduğunda açılacaktır” dedi, ses. “Açmaya hazır olmak?” Gizemli bir çekmece onu bekliyordu. “Evet, belki de ondan önce bakman gereken başka bir çekmece daha vardır”
Gözleri etrafı taradı. Başka çekmece yok gibiydi. Rüzgârın sesini duydu ve geldiği yöne doğru baktı. Perdeler uçuştu. Tam orada, en ücra köşede perdelerin etekleri altına gizlenmiş, tek başına bir çekmece. Üzeri çeşitli posterlerle bezenmiş ve kapüşonunu kafasına çekmiş bir ergen gibi duruyordu. İsyankâr ve biraz da anlaşılmamış hisseden bir çekmeceydi bu. Şaşırtıcı bir şekilde dile geldi: “Hey, öyle izinsiz alanıma giremezsin. Dur bakalım orada. İçimde günlükler var. Onlar sırlarla dolu.”
“Bana ait şeyler onlar” dedi.
“Yo, zamanında yazdıklarına değer vermedin. Onları dikkate bile almadın. Şimdi gelmiş de bana ait diyorsun.”
Çekmecenin sesi tıpkı 13 yaşlarındaki sesiyle aynıydı. “Ben, ben,” dedi. “Hatalıyım, bilmiyordum. Seni kâle almam gerekirken, herkesin davrandığı gibi ihtiyaçlarını görmezden geldim. Çok özür dilerim. Bana yol göster. Çünkü o yazdıklarıma o kadar ihtiyaç duyuyorum ki…”
Ergen çekmece kırılgan ama kararlı ve bir o kadar da şüpheci bir sesle konuştu: “O zaman önce şu gizemli çekmeceyi açacaksın. Eğer açarsan güvenimi yeniden kazanabilirsin ve tüm bilmek istediklerin senin olur.”
Gizemli çekmecenin yanına tekrar geldi. Ne yapacağını bilmiyordu. Sese seslendi. Ses, yerini sessizliğe bırakmış, köşesine çekilmişti. Tam da ona ihtiyacı varken çekip gitmişti. Çekmecenin baş ucuna oturdu. Tüm çekmecelerin içinde olanları tekrar aklından geçirdi. Yolları geri geri yürüyor. Her çekmeceyle zamanın katmanlarından geçiyordu. Tak, tuk. Tak, tuk. Her kapanış yeni hatırlayışlara gebeydi. Sonra birden içinden “Anlam” dedi. Sonra dışından da. Çekmece “Tak” sesiyle açıldı. Evet, anlam. Anlam arayışı. Çok uzun zamandır kör, sağır ve bir topal gibi yaşıyordu hayatını.
Sonra o ergen ses ilk kez sevinçli hissederek, “Artık aradığın şeyin ne olduğunu ve de burada olduğunu biliyorsun ve şimdi sana güvenebilirim.” On üç yaşındaki kendine yaslanıp onunla kah ağlaya kah güle günlüklerini okudular. Okudukça yeni çekmeceler açılıyor ve içlerine günlükten sızan kelimeler doluyordu. Muhteşem bir an yaşanıyordu.
Umut ve anlam dolu hisler içinde eli son bir çekmeceye daha uzandı: “Şimdi burada çekmecesi.
Çekmeceyi açmasıyla birlikte rüzgâr üzerine yumuşakça değdi. Yapraklar kıpırtılarını duydu. İçi ürperdi. Nefesindeki ılıklığı ve kalbinin sesini fark etti. Ayakları toprağı hissediyordu. Oturduğu banktan etrafına baktı ve “Sanki ilk kez, yürüdüğüm yolu görüyorum” dedi.


