LAWRENCE DURREL’İN İSKENDERİYE DÖRTLÜSÜ’NÜN TÜRKÇE’YE ÇEVRİLMESİNİN HİKAYESİ
DEMET CENGİZ

Yıl 1984… Soğuk bir Ankara gecesi… Botanik Parkı’nın karşısındaki Basın Sitesi’ndeki binalardan birinde bir adam ağır ağır merdivenleri iniyor. Lezzetli yemekler yenilmiş, birkaç kadeh bir şeyler içilmiş. Keyifler çakır… Gani gani edebiyat konuşulmuş. Ruhlar keyiflenmiş.
Dördüncü katta bir kadın aralık kapının ardında sessizce dikiliyor; merdivenleri inen adamın ayak seslerini dinliyor. Biraz önce kocasıyla birlikte uğurladıkları misafirleri üçüncü katta şimdi. Dikkatli adımlarla basamakları iniyor. Kadın kapıyı kapatıp, büyük kitaplıkların bulunduğu salona geçecek ama bir türlü yapamıyor bunu. Kadının kalbi küt küt atıyor.
Misafir ikinci kata varıyor, ayak sesleri giderek uzaklaşıyor. Kim bilir belki de birazdan karşılaşacağı Ankara soğuğundan çekindiğinden telaşsız…
Kadın biraz önce kendisine yapılan ve reddettiği teklifi düşünüyor. Yüreği ağzında, korkuyor. Adamın ayak sesleri uzaklaştıkça kadının korkusu ve tereddüdü artıyor. Bir an adama seslenmeyi düşünüyor. Hayır, hayır yapamaz bunu!
Adam birinci kata varıyor ve ayak sesleri dördüncü katta zar zor duyuluyor artık. Birazdan giriş kata inecek ve apartman kapısı kapanınca Ankara’nın soğuğuna teslim olduğu kesinleşecek. Bu konu da böylece kapanacak.
Salondan hafif keyifli bir kahkaha duyuluyor. Kadın içerideki şair kocasını düşünüyor; yüreği küt küt… Ve misafir giriş kata varıyor; aparman kapısı açılıyor. Birazdan kapı kapanacak ve kadın kendine yapılan teklifi sonsuza kadar reddetmiş olacak. Salondan şairin çapkın sesi yükseliyor.
“Ülker?”
Kadın kocasının sesinden aldığı güçle binadan çıkmak üzere olan misafire sesleniyor.
“Ataol geri gel. Ben yapacağım. Karar verdim; yapacağım.”
Bina kapısı kapanıyor fakat sevinçli adımlar dördüncü kata koşuyor.
*
Burada bahsi geçen kadın o zaman 43 yaşında olan Ülker İnce’dir. Salondan sesi duyulan koca Özdemir İnce, basamakları inen misafir Ataol Behramoğlu’dur. Yapılan teklif ise Lawrence Durrell’ın İskenderiye Dörtlüsü’nün Türkçeye çevrilmesi…
Uzun yıllardır İngilizce öğretmenliği yapan Ülker İnce, o sıra Çankırı Lisesi’nde çalışmaktadır. Can Yayınları’nda editörlük de yapan şair-yazar arkadaşları Ataol Behramoğlu, o akşam Türkçeye çevrilecek kitap önerilerini almak için İnce çiftini evlerinde ziyaret eder. Lawrence Durrell’in, Avrupa’da büyük ilgi gören İskenderiye Dörtlüsü’nü Ülker İnce önerir.
Ataol Behramoğlu “Ülker neden çevirisini sen yapmıyorsun” der.
Öneri karşısında dehşete düşen Ülker İnce, hayır anlamında başını sallar. Ara sıra okuduğu şiirleri veya romanlardan bazı paragrafları çevirmiştir ama bu çevirileri hep zevk için yapmıştır. Roman çevirmeye cesaret edemez. Üstelik tek bir roman da değildir bu; Durrell’in efsane dörtlüsüdür.
İyi ki o aralık kapının ağzında korkularını kovarak İskenderiye Dörtlüsü’nü çevirmeye karar verdi. İngilizcenin de Türkçenin de marifetlerini iyi bilen Ülker İnce, Türk edebiyatına pek değerli eserler kazandırdı. Ya cesaret edemeseydi? Justine’i kim anlatacaktı? Bülbülü kim öldürecekti?
Hep “Birdenbire çevirmenliğe başladım. İç güdüyle” der ama dili harikuladedir; herkesi büyüler. Daha ilk çevirisinde Azra Erhat Çeviri Ödülü’nü alır. Cemal Süreya, Edip Cansever, Ahmet Arif çevirilerinin hayranı olur, dost meclislerinde onu hep baş köşeye oturturlar.
Ülker İnce çevirmen olarak yolunu kendi buldu ve kendinden sonra gelenlere hep rehber oldu.
Bu satırları yazma nedenim, uzun süredir piyasada bulunamayan İskenderiye Dörtlüsü’nün Can Yayınları tarafından yeni baskısının yapılması. Nihayet! Ülker İnce ilelebet!



