Nilden İçağasıoğlu
Dışarıda mevsimler birbirini kovalıyor, insanlar yaşlanıyor, şehir durmadan kabuk değiştiriyordu. Antikacı dükkânının en mutena köşesinde ise zamanın kanunlarına meydan okuyan bir hükümdar vardı; Madame Madeleine.
Sapsarı lüleleri, beyaz işlemeli dantel şapkası ve kabarık ipek saten elbisesiyle o, porselenin soğuk kibrinden inşa edilmiş bir anıttı. İnci tokalı ipek ayakkabıları, hiçbir zaman yere değmeyecek olmanın mağrur hafifliğini taşırdı. Madeleine için hayat, vitrin camının ardındaki o steril ve tozsuz boşluktan ibaretti. Bakışları, sokağın karmaşasına karşı donmuş birer cam bilyeydi ne bir eksik ne bir fazla. O, kusursuzluğun buzdan saltanatını sürüyordu. Ona göre kusur, aşağıda o kirli sokaklarda koşturan insanların kaderiydi. Onlar çatlıyor, kırılıyor ve nihayetinde yok oluyorlardı. Oysa Madeleine, bir porselen bebek olarak ebediydi. Ta ki o meşhur sessizliğin tam ortasında, o görünmez çatırtı duyulana dek. O gün antikacı dükkânının ağır meşe kapısı, sert bir rüzgârla öyle bir kapandı ki dükkânın ruhu sarsıldı. Kimsenin fark etmediği o mikroskobik titreşim, Madeleine’in porselen boynunda incecik, kılcal bir hat çizdi.
Önce bir saç teli sandı onu sahibi. Elindeki ipek bezle titizlikle silmeye çalıştı ama iz gitmedi. Aksine, mağazanın kristal avizesinden sızan ışık o ince yarığın içine doldukça, Madeleine’in yıllardır donmuş olan iç dünyasına bir sızı sızdı.
Bu bir çatlaktı. Kusursuzluğun o ağır zırhı, tam da en zarif yerinden; şah damarının üzerinden çatırdamıştı. Sahibi telaşla büyütecini takıp antik tamir kitlerini çıkardı. Macunlar, boyalar ve pürüzsüzleştirici cilalarla bu değer kaybını örtmeye çalıştı. Çünkü ona göre bir çatlak, ancak saklanması gereken bir utançtı.
Oysa Madeleine, o minicik yarıktan içeri giren sokağın kokusunu, yanık kahve rayihasını ve yanından geçen insanların kalp atışlarını ilk kez duyumsuyordu. O çatlak, onun hapishanesindeki tek özgürlük kapısıydı. Sahibi çatlağı kimyasal macunlarla boğmaya çalıştıkça, Madeleine içeriden daha büyük bir güçle zorluyordu porselen kabuğunu. Yıllarca kibrini taşıdığı o pürüzsüzlük artık ona dar geliyordu.
Madeleine için kusur bir yapının kalp atışıydı ve o incecik hat, porselenin içine bir ruhun sızdığı ilk gizli geçitti.
Vitrin artık bir saltanat değil, sessizce çözülmeye başlayan bir kaleydi.
Zaman, Madeleine’i de esirgemiyordu.



3 yorum
Çok güzel olmuş, kalemine sağlık.
Çok keyifli bir hikâye okudum Madam Madeleine tebrikler
Çok güzel . Kalemine sağlık okuru çok olsun.