Meltem Altay
Sadece bir defa açık hava sinemasına gitmişti. Ilık bir yaz akşamıydı. Çok küçüktü ve abisi götürmüştü. En sevdiği gazozu içerken, çiğdem çitleyebilme özgürlüğü onu büyülemişti. Renkli tahta sandalyelerin olduğunu ve pembeye oturunca ayaklarının yere yetişmediğini hatırlıyor küçük kız. Bembeyaz duvarların içinde, arka taraftaki üç dört sıralı yükseltinin en önünde oturuyorlardı. Sinema çok dolu değildi. Seans başladığında, filmden çok arkalarındaki duvardan gelen sesler ilgisini çekmişti. Sessizce, fısıltıyla konuşsalar da film başlamadan önce de onları duymuştu. Duvardaki derin bir çatlağın arkasında, ne işler çevirdikleri çok ilgi çekiciydi.
Ne yapmaya çalıştıklarını çözebilmek için, sürekli dönüp oraya bakıyordu. “Keşke duvarların arkasını görebilse” dileklerini dilerken, merakları çarpıştı. Duvardaki çatlağı eşeleyerek açan çocuklardan ilkinin gözlerini görünce biraz ürperdi. Kendisinden sadece dört yaş büyük olan abisinin yaşlarındaydı bu çocuklar. Sırayla birazda sabırsızca, birbirlerini kızıp itekleyerek, filmi merak ettikleri için o çatlağı büyütmüş; sınırları kaldırmış, kendilerine çözüm bulmuşlardı. O yaşlarda neden böyle yaptıklarını öğrenmek için, seslerden ve onlara kayan ilgisinden rahatsız olan abisine sormuştu. “Bedava izlemek istiyorlar,” cevabını alınca da anlamamıştı. Bir sürü sandalye boştu. Onlar da buralarda oturabilirdi. Abisi biletleri göstererek, filmi tüm bu patırtılardan izleyememenin de siniriyle; “Hiç olur mu? Biz boşu boşuna mı para verdik?” diyerek haklılığını açıkladı. Üzüldüğü için boynunu büküp salladığı beyaz dantelli çoraplı, hafif yaralı bacakları ve siyah, bayramlık, taşlı tokalı rugan ayakkabılarına baktı. Sonrasında makinistin, film meraklısı çocukları kovduğunu duyunca, elini gazozuna attı. O da bitmişti hevesi gibi. İçine melisa kokulu bir büyük nefes alıp, puflayarak saldı. Güzellikleri paylaşamayınca ne anlamı vardı? Sızıp gitseydi besleyecek tüm ruhlara… Sadece onda olmasındı. Zaten film gibi olanları da kavrayamıyordu.
Eve gelince abisi, “O da küçük tabi,” kapıyı açan annesine ve işten gelen babasına dert yandı. “Bir daha götürmem! Zaten izlemedi.” Dört kişilik aile meclisi içinde; oda sıcaklığında, ikisi, küçük bir çarpışma yaşamışlar ve sonunda da birbirlerinin kalplerini biraz kırmışlardı. Büyük sözler, davranışlar içermeyen bu tartışma sonucunda oluşan kılcal çatlakları vardı. Biraz zaman geçince, “Beni anlamıyor!” diye düşünse bile, abisini çok sevdiği için çeşitli şirinlikler yapmıştı. “Lütfen!” ve “Bir daha yapmam,” özürleri ile o çatlakları doldurmayı başarmıştı.
Abisi de kendisi de küçük kızın sesini zamanla duymaz oldu. Farklı dünyalarda varlıklarını hisseden sıcaklıktan uzak yaşadılar. Büyüdükçe, kalpleri de sertleşti. Sevgilerinden uzak soğudu odaları, evleri. Çarpışmalarına başkalarının hız vermesine izin verdiler. Küçüğün çabaları da artık yetersizdi. Esneklik de kaybolunca, eksi derecelerde donan sudan köprü gibi tuz buz oldu birleştiren bağları ve birbirlerine uzak sesleri, kalpleri…
Hediye kupamdan sızan mor renkli yağlı boya parmaklarımdan yere süzülürken hatırlıyorum hayal meyal masalsı dünleri. Elimde çevirirken rengi değişen kupaya: “Fırsatını bulduğunda çatlaklarından içinde ne varsa o sızıyor. Tamir etmeliyim seni tutkalla”. Kalan boyayı boşaltıp, içini arapsabunu ile yıkarken suyun altında: “Keşke insanlar da içini böyle boşaltabilse…”
Çeşmeyi kapatıp, kurulamak için havluya doğru adımlarken; yere damlayan boyaya fark etmeden basıp kayınca, ayaklarım yerden kesiliyor. Kupa elimden yukarı doğru fırlıyor. Havadaki bir saniyem; üstümde dönen kupayla, yer çekimi bizi kendine çekerken, artık esnekliğimin o küçük kız kadar çok olmadığının ve kütlemin de arttığının bilincinde geçiyor. Yere çarpmanın şiddeti ve peşi sıra gelen acıyla kapattığım gözlerimi açtığımda, her yere paletimdeki renklerin saçıldığını görüyorum. Kalçamdaki muhtemel çatlağı tutarken, kupamın paramparça olmadan önce boş tualimde oluşturduğu resme gülümsüyorum. Seslere koşup gelen küçük kızımın uzattığı eline tutunup kalkıyorum. Gözlerindeki endişeyi kovan kahkahama katılmasıyla sıcacık sarılıyoruz.


