-La Festa della Donna-
Melis Melek
Her şehir farklı mevsimlerde başka bir güzelliğe bürünür. Mart ayında Roma’ya giderseniz, sarıya boyanmış bir şehirle karşılaşmanız mümkün. Her yerde mimoza çiçekleri: Canlısı, kurutulmuşu, yağlı boyası, ışıklısı… Her yer sarı. Bir de her yer de aynı yazı: La Festa della Donna.
Mimozaların ne anlama geldiğini bilmiyordum, yazının kadınlar ve festivalle ilgili olduğunu çıkarsam da. Otele ulaşır ulaşmaz sorduğum ilk soru şu oldu: “Neden her yerde mimoza var ve neden her yerde La Festa della Donna yazıyor?”
“Biz kadınların en mutlu günü; Dünya Kadınlar Günü. Çok şanslısın, yarından itibaren bir hafta boyunca bu özel günü kutlayacaksın. Hem de Roma’da… Mimozanın bu günün sembolü seçildiği ülkede..” dedi neşeyle resepsiyonist Renata. Elime bir de festival programı tutuşturdu. Kültürel etkinliklerden gösterilere kadar dolu dolu bir içerik…
Arkadaşlarım Mariana ve Lev’le buluşunca, bir dizi toplantı için bulunduğumuz bu şehirde işe güce dalmadan önce 8 Mart’ın hakkını vermeye karar verdik. Hem de tamamen İtalyanlar’ın planlarına göre kutlayacak ve bu özel günde düzenlenen anlamlı etkinliklere katılacaktık.
İlk durağımız Via della Lungara 19 oldu.
Casa Internazionale delle Donne – Uluslararası Kadınlar Evi.
Bina 17. yüzyılda inşa edilmiş. İlk olarak Chiesa di Santa Croce alla Lungara adlı kilise ve Suore del Buon Pastore (İyi Çoban Rahibeleri) tarafından işletilen bir kompleksmiş. 1950’lerde küçük suçlardan hüküm giymiş kadınların tutulduğu bir cezaevi eklentisi olarak da kullanılmış.
1970’lerin sonunda feminist aktivistler ve kadın örgütleri burada bir Kadınlar Evi projesi başlatmış. 1990’larda Roma Belediyesi ile yapılan uzlaşmaların ardından mekan, kadın örgütlerinin ve feminist grupların ortak kullanımına açılmış. O günden bu yana toplantılardan sportif etkinliklere, sergilerden atölyelere kadar pek çok dayanışma faaliyetinin merkezi olmuş.
Binanın önüne vardığımızda yüzlerce kadın bizi karşıladı. Kadınlara destek veren erkekler, LGBTİ+ bireyler… Hep birlikte, coşkuyla ve dayanışma içinde bir kalabalık… Bir turist olarak eşlik ettiğim bu etkinlikte bir kadın olarak hemcinslerimin hediye ettiği sarı mimozaları kucaklarken çok mutlu olduğumu hatırlıyorum; onlarca insan, aynı duygularla bir araya gelmiş ve dünyanın kadınlar, çocuklar, iyi insanlar için yaşanabilir bir yer olmasını arzuluyorduk. Tüm kalbimle bu kutlamalara eşlik ederken, kendi ülkemde bunu aynı özgürlükle yaşayamıyor oluşumun içimi burktuğunu da hatırlıyorum maalesef.
Birkaç yıl önce iş çıkışı bir grup kadın arkadaş Taksim’deki kutlamalara katılmayı planlamış, ancak İstiklal Caddesi’ne girişlerin bariyerlerle kapatılması nedeniyle polisleri bir türlü ikna edememiştik. Yine de kendi aramızda küçük bir kutlama yapmıştık; ama yarım kalmışlık hissi içimde yer etmişti. Roma’da bu burukluğu yeniden hissetmek ama aynı zamanda kalabalıkların coşkusuna karışmak benim için ilginç ve çelişkili bir deneyim oldu.
Roma’yı belki o 8 Mart’ta ner zamankinden daha çok sevdim.
Bu arada 8 Mart’ta müzelerin kadınlara ücretsiz olması da ayrı bir güzellikti. O gün Kolezyum, Galleria Spada ve diğer arkeolojik alanlar dahil birçok müze kadınlara açıktı. Biz tercihimizi Palazzo Barberini ve Galleria Corsini’den yana kullandık.
Palazzo Barberini’deki “İlahi Takdirin Zaferi” tavan freski nefes kesiciydi. Caravaggio, Raphael ve Guido Reni’nin eserleri arasında dolaşırken barok sanatın görkemi insanı içine çekiyor.
Galleria Corsini ise bir ailenin eski dairesi. Duvarlardan heykellere kadar her köşe sanatla dolu. Bir zamanlar birilerinin bu eserlerle birlikte yaşamış olduğunu düşünmek de ilginç bir his… Galeri küçük ama yoğun. Her eserin önünde durmak gerekiyor; bu yüzden birkaç tur atmam gerekti. Odaların önünde uzayan kuyruklar belli ki benim gibi meraklılar yüzündendi.
Palazzo Barberini ise 17. yüzyıldan kalma büyük bir saray. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi burada imzalanmış. Müzede en çok aklımda kalan eser ise Vestal Virgin Tuccia heykeli oldu. Heykelde kadının yüzü peçeli, bedeni örtülü ama göbeği açık. Bir elinde elek, diğerinde gül var. Corradini bu heykelde iffetsizlikle suçlanan Vestal Rahibesi Tuccia’yı ölümsüzleştirmiş.
Rivayete göre Tuccia, Tiber Nehri’nden aldığı suyu elekle Vesta Tapınağı’na tek damla dökmeden taşıyarak masumiyetini kanıtlamış!..
8 Mart gibi anlamlı bir günde bu heykeli görmek, Tuccia’nın hikâyesini öğrenmek benim için ayrıca anlamlıydı. Bu yazımı yazarken; Rahibe Tuccia ve Corradini’yi saygıyla anıyorum… Ama yine o tuhaf çelişti var içimde. 1700’lerin zalimliğiyle bugün arasında düşündürücü benzerlikler kurmamak mümkün değil. Zulmün biçimi değişse de kadınların sınandığı alanlar hâlâ varlığını sürdürüyor, hâlâ kadınlar öldürülüyor, hakları elinden alınıyor, horlanıyor…
Bunların olmadığı, cinsiyetlerimizden dolayı kimsenin zulme uğramadığı bir dünya dilerken, sarı mimozaların hikâyesini buraya bırakıyorum:
Mimoza bugün dünyanın pek çok yerinde 8 Mart’ın sembolü olarak biliniyor. Ancak bu bağın kökeni İtalya’ya uzanıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yoksulluk ve yıkım içindeki İtalya’da, 1946 yılında İtalyan Kadın Birliği üyesi üç kadın, 8 Mart’ı görünür ve umut dolu bir sembolle anmak istemiş. Hem erişilebilir hem de mart ayında açan bir çiçek aramışlar. Seçimleri mimoza olmuş.
Mimoza, mart ayının başında açan bir çiçek. Sarısı dikkat çekici; neşeyi ve ışığı çağrıştırıyor. Kırılgan görünüyor ama dayanıklı. Zorlu koşullara rağmen varlığını sürdürebiliyor. Tam da savaş sonrası kadınların yeniden ayağa kalkma iradesini simgeliyor.
8 Mart 1946’dan bu yana mimoza; kadın dayanışmasının, direncin ve umudun sembolü haline gelmiş. Bu nedenle İtalya’da ve dünyanın birçok yerinde Kadınlar Günü, sapsarı mimozalarla kutlanıyor.
Roma’da geçirdiğim o günün ardından, benim için 8 Mart artık sadece bir tarih değil; sarı mimozaların ışığında dayanışmanın rengini hatırlatan çok özel bir gün. Bu özel günün dünyanın bütün şehirlerinde, kalabalıklar içinde, neşeyle kutlanmasını diliyorum. Biliyorum ki sarı mimozalar dünyanın her köşesine çok yakışacak.


