Fahriye Mine Şener
Mutfak bence tüm evi saran yuva hissinin içini dolduran sihirli bir alan. Vakit sıkıntım yoksa iksirlerini üreten bir büyücü gibi hissederim oradayken. Kazanlar sürekli kaynıyor gibi etrafta hep tüten buharlar. Tencerelerde yemeklerin fokurdaması, eve yayılan yemeğin, çayın, kahvenin o mis kokusu hep bolluk bereketi ve sıcacık bir evi çağrıştırır bana. Konu komşu geliverdiğinde oturup hemencecik bir kahve içilen, ailecek yenen her yemekte bir araya gelmenin o sıcacık hissini veren, başka başka evlere de misafir olsan genelde çok da yabancılık çekmediğin yerdir mutfak. Su ya da çay bardağı arıyorsan mutfak lavabosunun üstüne denk gelen dolapların birindedir muhakkak ya da çatal kaşık çekmecesi o her evde olan çekmecelerin olduğu grubun en üst çekmecesidir.
Taşınırken hep önce mutfağı temizler nakliyeye bırakmadan kendimiz gider gelir yerleştiririz biz mutfağımızı. Burası başkasının senin yerine yerleştirebileceği bir yer değildir bence. En yormayan başlangıçtır, henüz bomboş olan eve sanki normalde de orda yaşıyorsun hissi verir. Çatal-kaşık çekmecesi, bardaklar fincanlar. Başlamanın kolay olduğu noktadır bana göre. Başlamaksa bitirmenin yarısıdır zaten.
Çekmeceleri severim ben, çünkü çekmece düzendir. İçleri darmadağın olsa da dışarıda düzeni sağlarlar. Aynı biz insanların içimiz darmadağınıkken dışarıya başka maskelerimizi takıp gezmek zorunda kaldığımız zamanlar gibi. Bu yanıyla insanlara benzer bence çekmeceler. Bazı çekmeceler daha sık kullanılır, o yüzden de sık sık derlenip toparlanır. Günlük hayatta karşılaşıp üstesinden daha kolayca gelebildiğimiz “en büyük derdimiz bu olsun” dediklerimiz misali. Sabah evden çıkarken dolabın karşısına geçip “ne giyeceğim?” ya da “akşam ne yemek yapsam” derdine her gün düşmek gibi.
Bazı çekmeceler vardır eline geçeni koyduğun tıka basa dolu, dağınık. Biz onlara şimdilik burada dursun çekmecesi diyoruz evde. Koyacak yer bulamadığım ne yapacağımı bilemediğim şeyleri şimdilik burada dursun çekmecelerine koyuyorum. Bizim evimizde bunlardan her odada var. Tabii bu çekmecelerin de ya bir şey ararken ya da içinin dağınıklığı huzursuz ettikçe derlenme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Ama bunlar diğer çekmeceler kadar kolay olmuyor. Çekmeceyi komple yerinden çıkartıp her şeyi önüne döküp elemeli, derlemeli ve sonrada çekmeceyi güzelce bir temizleyip yerleştirmelisin. Ki bunu yaptığında açıp açıp bakarsın çok güzel oldu “oh be” diye diye. Bu da sanırım çok tanıdık gelmiştir insanoğluyla benzerliği açısından. Bu çekmece aynı bizim zihnimiz, anılarımız, duygularımız, düşüncelerimiz gibidir. Ya bir olay yaşar, buna uygun duyguyu düşünceyi bulmakta zorlanır ve boşaltıp derlemeye toplamaya temizlemeye ihtiyaç duyarız ya da unuttuğumuz, unutmaya başlamaktan korktuğumuz anıları bulmak isteriz.
Bazen de kalkıp gerekeni yapmak için yeniden başlamak, tertemiz bir sayfa açmak isteriz ki bu çok güçlüdür bence. İşte o zaman dert, tasa beklemeden dolduğumuzu dağıldığımızı fark ederek, duygularımızı, düşüncelerimizi, zihnimizi önümüze boşaltır derler, toparlar “oh be” deriz…. Anılar canlanır, kızgınlıklar hafifler, kırgınlıklar biraz daha nazlıdır ama ne de olsa insan sevdiğine kırılır. Kısacası zihin tazeler kendini.



1 Yorum
Bayıldım
Tam anlamıyla yaşamın içinden bir kesit