Fatma Yıldız
Koridorun sonundaki kapının üzerinde polikliniğin adı yazıyordu. Kapının yanındaki ekranda hasta numaraları beliriyor, görevliler sıradaki hastayı çağırıyordu. Sandalyeler doluydu. Kimi elindeki tahlil sonuçlarını inceliyor, kimi telefonuna bakıyor, kimi de kapıya çevirdiği gözlerini ekrandan ayırmıyordu.
Kadın, randevu saatinden önce gelmiş, kaydını yaptırdıktan sonra kendisine verilen numarayı takip ederek bir sandalyeye oturmuştu. Çantasını dizlerinin üzerine koydu. İçinden çıkardığı kâğıdı kontrol edip yeniden yerine yerleştirdi.
Yanında oturan yaşlı adam, gözlüğünü burnunun ucuna indirerek raporunu okumaya çalışıyordu. Karşı tarafta bir çocuk ayaklarını sallıyor, annesi ara sıra eğilip kulağına bir şeyler söylüyordu. Koridordan geçen bir sedyenin tekerlekleri kısa süreliğine bütün sesleri bastırdı. Ardından bekleyiş, kaldığı yerden devam etti.
Kadın ekrana baktı. Önünde hâlâ birkaç kişi vardı.
O sırada birkaç sandalye ötede oturan bir adam ayağa kalktı. Elindeki kâğıdı kontrol ederek kapıya yürüdü. Görevliye bir şeyler söyledi, ardından muayene odasına girmek üzere kapının önünde beklemeye başladı.
Kadın, adamın numarasının çağrılmadığını biliyordu. Biraz önce ekranda başka bir numara belirmiş, o hasta içeri girmişti. Şimdi adamın sırasını beklemeden içeri girmeye çalıştığını düşünüyordu.
Önce yeniden ekrana baktı. Sonra adama.
“Beyefendi, sıranızı beklemeniz gerekmiyor mu?” diye sormak istedi.
Dudakları aralandı fakat sesi çıkmadı.
Adam, kapıdan çıkan görevliye yeniden seslendi. Kadın çantasının fermuarıyla oynadı. Söylemek istediği cümle zihninde duruyordu; yalnızca sesini bulamamıştı.
Neden sustun?
Bu soruyu daha önce de kendine sormuştu. Bir toplantıda hazırladığı çalışmanın başkasına aitmiş gibi sunulduğunu gördüğünde de susmuştu. İtiraz etmek istemiş, ortamın gerilmesinden çekinmişti. Toplantı bitince herkes dağılmış, o da hiçbir şey söylemeden eve dönmüştü. Ertesi gün konuyu açmayı düşünmüş, sonra aradan zaman geçtiğini öne sürerek vazgeçmişti.
Olay unutulmuştu belki ama kendisinin sustuğunu unutmamıştı.
Sonrasında da benzer anlar yaşanmıştı. Birinin sözünü haksız yere kesmesi, emeğini görmezden gelmesi, hakkı olmayan bir şeyi kendine ayırması… Her defasında önce karşısındakinin neden böyle davrandığını düşünmüştü. Yorgun olabilirdi, zor bir dönemden geçiyor olabilirdi. Başkalarının gerekçelerini anlamaya çalışırken kendi itirazını ertelemişti.
Şimdi de aynı şeyi yapıyordu.
Adamın neden öne geçmek istediğini bilmiyordu. Belki işi olduğunu söyleyecekti, belki yalnızca kısa bir şey danışacaktı. Fakat bunları düşünmek, sormaktan kaçınmasına yetiyordu.
Kapı açıldı. İçeriden çıkan hasta koridorda ilerlerken reçetesini katladı. Görevli ekrana baktı, ardından kapının önünde bekleyen adama döndü.
“Numaranız henüz gelmedi. Lütfen sıranızı bekleyin,” dedi.
Adam bir şeyler mırıldanarak geri çekildi.
Kadın, omuzlarındaki gerginliği fark etti. Biraz önce söyleyemediği söz, şimdi görevlinin ağzından çıkmıştı. İçinde kısa bir rahatlama duydu; hemen ardından, yine kendisinin konuşmadığını hatırladı.
Ekranda yeni bir numara belirdi. Bir hasta ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Adam ise boşalan sandalyelerden birine oturdu. Elindeki kâğıdı katlayıp cebine koydu.
Kadın başını önüne eğdi. Susmak, o an için işleri kolaylaştırmıştı. Kimseyle karşı karşıya gelmemiş, kimsenin kendisine nasıl bakacağını düşünmek zorunda kalmamıştı. Yine de içinde, başkasının müdahalesiyle kapanmış bir mesele vardı.
Bir sonraki numara çağrıldığında kadın yerinden kalktı. Adam da aynı anda ayağa yöneldi; sonra ekrana bakıp yeniden oturdu.
Kadın kapının önünde durdu. Görevli, ekrandaki numarayı kontrol ederek içeri girmesini işaret etti.
Muayenesi kısa sürdü. Doktorun sorularını yanıtladı, gerekli işlemler tamamlanınca teşekkür ederek odadan çıktı, çıkışa doğru yürüdü. Kapının önünde iki kişi aynı anda geçmeye çalışınca durdu. Birinin geri çekilmesini beklemek yerine hafifçe yana kaydı.
“Buyurun,” dedi.
Adam geçerken başıyla teşekkür etti.
Kadın yürümeyi sürdürdü. Az önceki olayın etkisi henüz geçmemişti. Bir dahaki sefere ne yapacağını bilmiyordu. Belki yine susacaktı. Belki söyleyeceği söz boğazında kalacaktı.
Ama artık, sustuğu anların da biriktiğini biliyordu.


