Nazife Yetişgen
Aynaya bakıp donmuş yüz ifadesiyle kendini en ince ayrıntısına kadar inceledi. En son ne zaman kendine bakmıştı? Bu yabancılaşan göz hatları, çene ve üzerine sinmiş, anlam veremediği bu görüntüyle ne zaman yüzleştiğini bilmiyordu. Buğulu aynayı havlusuyla silip kendine bir daha baktı. Tanışalı uzun zaman olmuş ama yıllardır görmediği bir dostunu bir tren garında göz ucuyla görmüş gibi hissetti. Kendine, cılız ve çekingen bir ses tonuyla, “Merhaba dostum,” dedi.
O sırada çalar saat çaldı. Sesi evinin tüm odalarında yankılanıyordu. Kahretsin! Alarmın sesini en yüksek ayara getirmezse kulağı duymaz, derin bir uykuda kalır ve kendini unutturan o yoğun hayatına dönemezdi…
Hava ılık olduğu için yürümeye karar verdi. Yol boyu, elinde evrak çantasıyla ciddi bir yüz ifadesi takınıp kaldırım taşlarını saymaya başladı. Ayağına takılan taşları kenarlara iterek ilerlerken karşıdan kendine doğru gelen eski mahalle arkadaşı Osman’ı gördü. Osman, uzun süredir tanıdığı, çok da sevdiği bir arkadaşıydı. Gelgelelim, hayatın olağan kalabalığı içinde Osman da ancak kenarda görüldükçe hatırlanan, onu hatırlatacak bir ipucu olmadığı sürece hafızasına hemen gelmeyen bir ayrıntıya dönüşmüştü. İlk selam girişimi Osman’dan geldi.
— Selamünaleyküm, dedi Osman.
Tahir hafifçe boğazını temizledi:
— Ve aleykümselam Osman’ım, nasılsın görüşmeyeli?
Osman cevap verdi:
— İyiyim, babamın sağlık durumuyla uğraşıyoruz. Kâh iş, kâh ev, kâh hastane… Bir koşturmaca içindeyim Tahir, ya sen?
Tahir aceleci bir ses tonuyla cevap verdi:
— Ben de iyiyim, evle iş arasında mekik dokuyorum. Bu ara bir projeyle uğraşıyoruz. Çok yoğunum, seni de hiç arayamadım. Gece gündüz kendimi verdiğim bir projemiz var; zaman kısıtlı, üç ay içinde bitirmemiz gerekiyor.
Tahir bir taraftan konuşuyor, bir taraftan da saatine bakıyordu. Aklı bugün yapacağı işlerdeydi. Adeta arkasından kovalayan bir grup insana yakalanmamak için son gücüyle koşuyormuş gibi zihni hızla hareket ediyordu. Dışarıdan sakin adımlarla yürüse de içinde koşan bir at vardı: Projeler, yazılımlar, işler…
Hızlıca müsaade isteyip Osman’ın son söylemek istediği sözleri yarım yamalak dinleyerek lafını kesti ve yoluna devam etti. Ne de olsa onun çok önemli işleri vardı; hemen yapılması gereken, zamanla yarıştığı işler…
Tahir işe gelince çay ocağından gelen bir bardak çay masasında soğudu; içemedi, eli değmedi, ilgisi tamamen projedeydi. Yorgunluktan sırtı ağrısa da şöyle arkasına yaslanıp adamakıllı bir mola veremedi. Çok çalışması gerekiyordu. Zaman dardı, proje zordu ve önemliydi. Aralıksız bir çalışmanın ardından ağzının kuruduğunu fark etti. Yerinden kalkarken uzun süre oturmaktan tutulan belini biraz gevşetmek için bir sağa bir sola doğru esnedi.
Kalktı ve bir bardak su aldı. Suyunu aceleyle içmeye çalışırken o da ne? Boğazının acıdığını, vücudunun tüm organlarının nefes almaya yönelik bir savaş verdiğini hissetti. Yüreği… Yüreği bir kuş gibi çırpınıyordu. Karşısında kocaman su dalgaları belirmişti; yüzmeye çalışıyor, lakin dalgalarla baş edemiyordu. Kolları kulaç atmaktan yorulmuştu, bir türlü karaya çıkamıyordu. Proje evraklarının koca dalgalarla birlikte kendine doğru geldiğini gördü. Onları yakalamaya çalışıyordu. Ne işi vardı bu evrakların denizin ortasında? Islanacaklar, kaybolacaklar diye korktu. Karaya biraz yaklaşsa da dev dalgalar onu alıyor, tekrar tekrar başladığı noktaya doğru itiyordu. Dalgalara karşı yüzmeye çalışıyor, kısıtlı zamanını bu denizin ortasında boşa kürek sallayarak, kulaç atarak geçirmek istemiyordu. Çok işi vardı, nereden çıkmıştı şimdi bu dalgalar karşısına?
Etraftan sesler duymaya başladı. Biri sırtına vuruyor, biri karnına bastırıyor, bir diğeri “Acil ambulans çağırın!” diyordu. Hepsini duydu, öksürmeye çalıştı ama olmadı. Bir bardak suyun içindeki dalgalarla boğuşurken aklında hâlâ bitmeyen işleri, yarım bıraktığı projesi vardı. Yoruldu… Çırpınmaktan kolları, tüm bedeni yorulmuştu. Sonunda kendini, onu geri geri iten ve karadan uzaklaştıran dalgaların akışına teslim etti. Zaman yavaşlıyordu: Saatler, trenler, uçaklar ve havada uçuşan kâğıtlar…
Tahir’in yorgun bedeni, bir bardak suyla boğazına takılan düğümün çözülmemesi ve o küçük bardağın içindeki dev dalgalara yenik düşmesiyle kendini koyuverdi. Yere yığıldı. Tavanda küçük ışıklar belirirken birileri bedenini durmadan sarsıyordu…


