Alev Toparlı
Umudum, bu sana yazdığım satırlarımı okuduğunda ben belki seni kollarıma almış belki de senden çok uzakta olurum şu an kestiremiyorum zamanını. Beni tanıman için yazıyorum sana, seni nasıl hasretle beklediğimi, seni ne kadar istediğimi bil istedim. Sana kendi hikâyemi anlatacağım, beni dinledikten sonra kendin karar verirsin. Eşimle ilk tanışmamızda daha onu görür görmez ılıkça bir şeyler gönlüme akıverdi. Siyah dalgalı saçları, beyaz teni, uzun boyu ve ela gözleriyle ilk bakışmamızda dikkatimi çekmişti. Üniversitenin yemekhane sırasında beklerken gözüm takılmıştı ona, zaten dikkat çeken birisiydi. Sonra bana bakıp gülümseyince gamzelerinin çukurlarına kaydı gönlüm. Uzaktan bakışmalarımız zaman içinde aşka dönüştü. Önceleri emin olamadım ondan “Bu çocuk bana bakar mı?” dedim ama o çok dirayetli çıktı. Ben de kırdım inadımı güvendim ona ve bizim evlilik yolunda arkadaşlığımız böylece başlamış oldu. Mezun olduğumuz sene ailelerimize açtık konuyu, ilk o zaman tanıştırdım ailemle. Babam önce itiraz etti bana “Kızım acelesi ne? Daha işiniz yok hele bir işinizi bulun sonra düşünürüz. Hem kimlerdenmiş bir araştıralım, neyin nesi neyin fesi değil mi?” dese de bizim ısrarlarımıza dayanamadı sonunda yumuşadı o da. Ben memuriyete atanınca annesiyle ablaları ziyaretimize geldiler, ailecek tanışmış olduk. Onları da çok sevdim ben, iyi insanlardı. “Karadeniz’in hırçın coğrafyasına rağmen nazik insanlar, biz Egeliler gibi olmazlar sanmıştım ama iyi insanlar,” demişti babam dünyaları bana vermişti. Nasıl da heyecanla, mutlulukla aramıştım telefondan haber vermiştim “Sevgilim sana o kadar güzel haberlerim var ki, biliyor musun babam evlenmemize izin verdi,” dedikten sonra sevinç çığlıkları atmıştık birlikte. Sonra kız istemek için elinde çiçeklerle geldiler ve ben dünyanın en şanslı kızı olarak hissettim kendimi. Daha ne olsun hem sevdiğim insanın karısı olacaktım hem de ikimiz de memuriyet hayatına başlıyorduk birlikte. Aynı şehirde ben öğretmen o polis olarak meslek hayatımıza nişanlı olarak başladık. Hemen nikâh işlemlerine giriştik, sonuçta aynı şehirde iki farklı evde yaşamak zordu bizim için. Evimizi döşerken en küçük eşyamı bile severek aldım ben. Onlarla bağ kurdum, abartmadık, lazım olan neyse onu aldık. Ailelerimize yük olmamak için çırpındık ve çok güzel bir yuva kurduk.
Gelinliğimin içinde melekler gibi olduğumu söylemişti. O da o kadar yakışıklıydı ki bana aşkla bakıyordu gözleri. Annem ağlamaktan, babam ağlamamak için dişini sıkmaktan harap olmuştu. Düğünüm de o kadar güzel oldu ki mütevazı bir kır bahçesinde herkesin çok eğlendiği dünyanın en güzel düğünüydü. Elimde papatyadan buketim başımda papatyadan tacımla tam bir bahar geliniydim. Arkadaşlarım çiçeğimi atmamı söylediğinde arkamı dönüp fırlattım buketimi bekâr olan görümcem kapmıştı da ne çok gülmüştük hepimiz. Böyle güzel bir hikâyem var benim, keşke sonu da güzel olsaydı. Şimdi çatlaklarıma bakarken her çatlağı okşuyorum, biliyorum çünkü onlar benim umudumun çatlakları. İki yıl, kısa gibi görünen ama bana bir ömür boyunca hatıra bırakan iki koca yıl. Şimdi o günleri her dakika anıyorum. Ben sana anlatıyorum kendimi çünkü belki bir daha görüşemeyiz diye, henüz hiçbir bilgim yok ne olacağından ama uzun bir ayrılık bekliyor bizi. Şimdi şu demir parmaklıklara bakarken buralarda seni büyütemem ben, daha iyi anlıyorum. Beni affeder misin bilmiyorum. İleride çok zaman sonra belki affedersin diye yine umuduma tutunuyorum.
Uzandığım yatağımda elim karnımda hareket ederken, sen anlamışsın beni gibi içimde tekmelerini atarken ben her kıpırdadığında sana tutunuyorum. Sana anlatacağım sona doğru yaklaşırken aynı acı ve keder kaplıyor yüreğimi. Benim en değerlimi kaybettiğim ana götürüyor anılarım, gözümü yakıyor acıyla dökülen yaşlarım ve o güne gidiyorum yeniden.
Her günkü gibi aynı saatlerde uyanmış, kahvaltıyı hazırlamak için mutfağa gitmiştim. Buzdolabından yumurtaları çıkaracağım anda istemsizce yumurtaları görmemle öğürmeye başlamıştım. O kadar midem bulanıyordu ki baban koşup yanıma gelmiş ne yapacağını şaşırmış hâlde benimle banyoda ben öğürürken o da sırtıma vurarak bana destek olmaya çalışıyordu. Bana, “Hadi üzerine bir şeyler giyin, böyle olmayacak hastaneye gidelim sen iyi değilsin, üşüttün mü acaba?” derken endişeliydi. Aceleyle giyinip yola çıktık. Arabamızı alalı bir sene olmuştu. Hafta sonu olduğundan havanın güzel olmasından istifade eden yola çıkmış bir yerlere gidiyorlardı. Belki de bizim talihsizliğimiz, benim midemin yeniden bulanmasıyla trafikte acele etmemiz oldu. Eşimin gaza basıp makas atıp sol şeritten önüne geçtiğimiz kişinin “Vay sen beni nasıl geçersin!” diyerek önümüzü kesmesi ve bize saldırmasıyla oldu her şey. Elindeki krikoyla arabamızın camından eşimin kafasına indirdiği o darbeyle kendimi kaybetmişim. Kendime geldiğimde kaldırımın kenarında elimde eşimin meslek tabancası, elim yüzüm kan içinde yerde yatan adamın cansız bedeni sırt üstü düşmüş, eşim arabanın ön koltuğunda kafasından kanlar akarken ben ne yaptığımı bilmez hâlde bakıyor, anlamlandıramıyordum. Ambulansın gelmesi, polisin gelmesi, babanın ve bize saldıran adamın cansız bedenlerinin ambulansa konarkenki hâli benim yeniden midemin bulantısıyla öğürmem ve polisin beni kelepçeleyerek oradan götürmeleri. Bütün her şey yaşanmıştı ama ben hiçbir şey hatırlamıyordum. Görgü şahitleri adamın üzerine atladığımı ve eşimin üzerine kayıtlı silahıyla adamı vurduğumu söylediler. Benim ise hafızamda sadece babanın kafasına indirilen darbeler ve yüzüme sıçrayan kanın görüntüsü vardı. Eşimin silahına uzanmak için torpido gözüne doğru hamle yaptığını hatırlıyordum sadece.
Hastaneye götürüldüğümde öğrendim hamile olduğumu. Bizim için en güzel gün olacağına en acı günümüz oldu böylelikle. Çıkarıldığım mahkemece tutuklandım ve cezaevine gönderildim. Sen şimdi sekizinci ayındasın az kaldı doğmana. Karnımda her oluşan çatlağıma sevgiyle, umutla bakıyorum. Sen benim umudumsun, en kıymetlimin, aşkımın meyvesisin. Ne kadar kalırım burada bilemiyorum, henüz karar verilmedi ama ben sana kendimi anlatmak istedim. Zamanı geri alabilseydim evden hiç çıkmazdım o gün, belki her şey farklı gelişirdi bilemiyorum. Devamlı kendimi suçluyorum ama bir şey de yapamıyorum. Karnımdaki çatlaklarımı okşuyorum, onlar benim umudumun çatlakları ve seni çok seviyorum.


