Close Menu
    Son Eklenenler

    Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Mayıs 1, 2026

    Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Mayıs 1, 2026

    Ayın Kitapları: MAYIS AYINDA NE OKUYALIM?

    Mayıs 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Cuma, Mayıs 1
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: MAYIS AYINDA NE OKUYALIM?

      Mayıs 1, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Kitapları: MAYIS AYINDA NE OKUYALIM?

      Mayıs 1, 2026

      EDİTÖR’DEN

      Mayıs 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      İMDAT POLİS

      Mayıs 1, 2026

      KİNGU

      Mayıs 1, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » UYANIŞ VEYA BİR DEVİN AYAĞA KALKIŞI
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    UYANIŞ VEYA BİR DEVİN AYAĞA KALKIŞI

    Mayıs 1, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Alev Toparlı

    Kumral dalgalı saçları beyaz patiskadan yapılmış yastığın üzerine dağılmıştı. Yastığın kenarına mor menekşelerin, yeşil yaprakların özenle işlendiği kanaviçenin bitimine dikilmiş dantelin beyazlığına tezat kızın saçları daha koyu görünüyordu. Genç kız gecenin bir kısmını uykusuz geçirdiğinden sabah ezanını duymamıştı, derin uykuların içindeydi. Az sonra evin emektar kalfası odasına girecek Mahinur’u uyandıracaktı. Güneş ışığı odanın camından içeri örtülü perdenin aralığından sızıyor; kızın pembe yanaklarında, kalemle çizilmiş gibi görünen kaşlarında, ufacık burnunda ve dolgun dudaklarında oynaşıyor, saçlarının içerisindeki sarı tonlarda geziniyordu. Bu tabloyu hangi ressam görse çizmek isterdi. Tıpkı ismindeki nur gibi parlıyordu kız.

    Dilber Kalfa sabah namazından beridir işleri yoluna koymaya çalışıyordu. Kocaman köşkün sahanlığında elini beline koymuş, Hacı Bekir Efendi’yi hale göndermiş o gelene kadar da yapılacak bütün işleri sessizlik içinde yapmıştı. Bekir Efendi’nin dönmesiyle alıp getirdiği zerzevatı inceliyor bir taraftan Bekir Efendi’ye eline aldığı yeşillikleri sallayarak “A Bekir Efendi! Ben sana böyle mi al dedim, sen beni niye hiç dinlemiyorsun, tazecik olacaktı bunlar bak daha sabahtan pörsümüş, gözün kör müydü alırken?” diye verip veriştiriyor ama Bekir Efendi alışkın bu laflara, hiç tınmıyor, mahcup mahcup durup boyun büküyordu. Dilber Kalfa daha fazla uzatmadan eliyle işaret edip götür mutfağa dercesine bir hareket yaptı. Mutfağa giden zerzevat aşçı kalfanın maharetli elleriyle kilere yerleştirildi. Şu sıralar zerzevatı bulmak da zorlaşmıştı. Malum İstanbul savaştan yeni çıkmış düşman kuvvetlerinin işgali altındaydı. “Hey gidinin koskoca imparatorluğu düşmana boyun eğmiş, saraya nişan almış bekleyen düşman gemilerinin toplarını gören herkesin yüreği yanıyordu.” İstanbul ağlıyordu için için.

    Mahinur’un geceyi uykusuz geçirmesinin de sebebi buydu. Günlerdir köşkte paşa babasının büyük bir gizlilikle yaptığı toplantılara şahit oluyor, konuşulanları gizlice dinlemeye çalışıyordu. Saray çaresizdi, vatanın her yerinde kısmi çarpışmalar oluyordu ama yetersizdi. İnsanlar bir haykırış, kendilerine sahip çıkacak bir umut bekliyordu. Mahinur günlerdir gecelerini uyanık geçiriyor, babasının planlarını öğrenmek için uğraşıyordu. Dün gece eve gelen bazı kişilerin önemli görevlerde olduğunu anlamıştı. Ayrıca karanlıkta odasının camından dışarıya bakıp düşüncelere daldığı sırada köşkün etrafında bazı karaltılar görmüş evlerinin takibe alındığını anlamıştı. Paşa babasına durumu anlatmak için erkenden kalkmak istiyordu ama sabaha doğru uykusuna yenik düşmüştü. Evin harem kısmı, olan bitenden henüz haberdar olmasa da Mahinur feraset sahibiydi. Zamanın ileri gelen ailelerinin kızları nakış işleyip, piyano çalıp, gelin olma hayalleri kurarken o ülkenin gidişatından endişe ediyordu, böyle konulara merak sarmasının en büyük etkeni ise babasının görevinin İstanbul bürokrasisiyle ilgili olmasıydı.

    Sabah evin hanımlarının çalışmaları her zamanki gibi alışılmış şekilde geçti. Akşam paşa eve teşrif edince doğruca çalışma odasına girdi. Mahinur babasının gelmesini fırsat bilip mutfakta sade kahve yapıp bakır tepsiye fincanı ve lokumluğu yerleştirip odasına destur isteyip girdi. Babasının yüzündeki çizgilerin daha bir derinleşmiş olduğunu gören kız ağarmış saçlarına, gözlerinin altındaki mor halkalara bakarak “Babacığım eğer müsaadeniz olursa sizinle konuşmak istediğim önemli bir konu var,” derken getirdiği kahveyi çalışma masasına bıraktı. Paşa kızının güzel yüzünün endişeyle gölgelenmiş olmasına bakıp “Benim nur yüzlüm ne oldu da bu kadar endişeye gark oldu güzel yüzün? Sen güleceksin ki paşa babanın omzundaki yükler hafifleyecek, seni kedere ne sevk etti bakalım, anlat babana.” Mahinur babasına gece karanlıkta evin etrafında dolaşan karaltılardan, haftalardır yaptıkları toplantılarının takip edilmesinden korkmasına, vatanın sıkıntılarından, babasının başına bir şey gelmesine kadar bütün endişelerini anlattı. Mahinur’un zekâsına bir kez daha hayran olan babası “Sen yorma güzel kafanı bu işlere,” dese de genç kızın babasından bilgi almadan gideceği yoktu. Çaresiz ayrıntıya girmeden kısaca anlatmaya başladı “Şimdi evde kimsenin haberi yok ama büyük bir oluşum var Anadolu’da. 9. Ordu Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal Paşa Samsun’a gitti. Ben de yakında onların yanına gideceğim. İstanbul hükûmeti çaresiz kaldı, benim gibi binlerce vatan evladı peyderpey Anadolu’ya geçmeye başladı. Ben de bugün padişah efendimizden affımı istedim, en kısa sürede ivedilikle sizi Bursa’ya hanımannemin yanına taşıyayım oradan ihtiyaç duyulan bölgeye gideceğim.” Mahinur dolan gözlerini babasının yaşlanmış yüzüne kaldırırken gülümsemeye çalışıyor ama beceremiyordu. Gözyaşları ona isyan edip yanaklarına süzülmeye başlayınca ayağa kalkıp babasına doğru yürüyüp sarıldı. Baba kız bir müddet böyle durdular. Babasının misk kokusunu sanki bir daha hiç koklayamayacakmış gibi korkuyordu kız, kalbinde beliren umuda tutunup içinden sıkıntılı günlerin hemen geçmesi için Allah’a dualar etmeye başladı. Uyanışın şafağı sökmek üzereydi ve bir devin ayağa kalkışına tüm dünya şahitlik edecekti.

    O akşam ev ahalisine kısaca talimat veren Paşa Bey iki güne kadar hazırlıkların tamamlanmasını emretti. Evde hummalı bir çalışma başlamış, yolculuk hazırlıkları için gerekli her türlü tedbir alınmıştı. Konu komşuya yaz için Bursa’ya gidileceği haber edilmişti. Evin emektar kalfası ve Hacı Bekir Efendi dışında ev ahalisinden başka kimse yolculuğa katılamayacaktı. Aşçı kalfaya izin verilmiş, evin diğer çalışanlarına ise yaz sonuna kadar memleketlerine gitmeleri söylenmişti. Yolculuk günü İstanbul’dan deniz yoluyla Mudanya’ya geçilecek oradan da demiryoluyla Bursa’ya intikal edilecekti. Mahinur heyecanlıydı aynı zamanda içini bir korku kaplamıştı. Dede evini çok sevse de Bursa’ya vardıklarında babasının kendilerinden ayrılacak olmasına üzülüyordu. Ev ahalisi ayrılık günü feryat figan ağlamaya başlayınca Paşa Bey duruma el koymuş, her bir çalışanın eline kese içerisinde harçlık verip helallik istemişti. Hep bir ağızdan “Helal olsun siz de bize hakkınızı helal edin, bize babalık yaptınız inşallah hayırla gidin, gelin,” diyerek dualar etmişlerdi. Paşanın yaveri İzzet Bey de yolculuğa çıkanlardandı. İzzet Bey baba gibi sevdiği paşasının yanında duruyordu. Aklı da gönlü de Mahinur’a kaymıştı. Kızı gördüğü ilk günden beridir seviyordu. İçinden “Oğlum bu kadar sıkıntının içerisinde âşık olmak da nedir? Kendine gel İzzet,” diye geçiriyor, kendisine kızıyordu. Aşk işte ne savaş dinliyordu ne de başka bir bahane. Gözleri sıklıkla kahverengi çarşafının içerisinde gonca bir gül gibi duran Mahinur’a kayıyor, sonra kendisine yine kızıyor devamlı gelgitlerin içinde mütemadiyen bu hâl böyle devam ediyordu. Mudanya’ya indiklerinde denizin kendilerini sersemleten ama bir o kadar da ruhlarına iyi gelen havasıyla tren istasyonuna hareket ettiler. Mahinur, İzzet Bey’in bakışlarını kendi üzerinde hissetmişti sıklıkla. Aslında İzzet Bey’in, babasına olan davranışlarını, saygıyla konuşmasını, görev aşkı olarak görse de deniz yolculuğunda kendileriyle ilgilenmesini, adamın efendiliğini ve üstün meziyetlere sahip olmasını takdir etmişti. Her şeyden çok da vatanına duyduğu aşk onu etkilemişti. Arada göz ucuyla delikanlıyı inceliyor, yeşil gözlerine, kalın kaşlarına fesinin altındaki gür saçlarına, gülümserken aralanan beyaz dişlerine bakıp yakışıklı olduğunu düşünüyordu. Kompartımanda sıkılınca dışarıya çıkmış, bu sırada bir iki kelam edince kızın kalbi de karşısındaki delikanlıya ısınmıştı. Trende yolculuk yapan İngiliz askerler de bulunmaktaydı ve kızın güzelliği askerlerin ilgisini çekmişti. Özellikle de Binbaşı Jack Berkman kızı kısa bir süreliğine görse de aklı karışmıştı. Kızla tanışmak ve konuşmak istiyordu. Paşa Bey’in tütün içmek için dışarı çıkmasını fırsat bilip yanına yaklaşmış ve kendisini tanıtmıştı. Mahinur’un konuştuğu İngilizce’ye hayran olmuştu. Belli ki eğitimli kızdı ve iyi bir aileye sahipti. Paşa Bey’le de tanışan ve Paşa Bey’i soru yağmuruna tutan bu askere, ihtiyatlı cevaplar vermesi karşısında şüphelenmiş daha fazla bilgi edinmenin peşine düşmüştü. İzzet Bey’e durumu anlatan Paşa iyice işkillenmişti, ailesinin hanımannenin konağında ne kadar güvende olacağına dair de içine korku düşmüştü. Bursa yolu iki genç kalbin birbirleri için atmasına sebep olmuştu. Her olanda bir hayır var derler ya gençlerin ilgileri Paşa’nın da dikkatini çekiverdi. Kızını güvenebileceği birisine emanet edeceğini bilmek içini rahatlattı.

    Bursa Osmanlıya başkentlik yapmış olan güzel şehir, yeşilin her tonuyla şehrin etrafını sarmış dağları, ovaları, bereketiyle insanın içini açan havadarlığıyla misafirlerini karşıladı. Yol yorgunu ahali konağa inince akşam olmuştu. Konuklar sevgiyle kucaklandı. Önce yemekler yenildi, sonra odalara çekilindi ve sabaha kadar yol yorgunluğu giderildi. Paşa Bey, İzzet Bey ile çalışma odasına çekilmişti. İstanbul’da kendisine iletilen görev sebebiyle en kısa sürede Amasya’ya hareket edecekti. İzzet Bey’e konağı emanet edecekti, aileyi korumadan ve Bursa’daki yapılanmadan o görevli olacaktı. Dedikoduların önüne geçmek için hemen Mahinur’la nişan takılacağını ve kendisinin eve döndüğü gün nikâhlarını kıyacağını İzzet Bey’e söyleyince genç adam sevincinden ne diyeceğini bilemedi. Mahinur çalışma odasına çağırıldı ve babası “Biliyorsun benim nur yüzlüm sen anacığından kalan yegâne hazinemsin, ben yakında gideceğim, görevim bilinmezlerle dolu seni evladım gibi gördüğüm İzzet’e emanet etmek ve eğer senin de kabulün olursa nişanınızı yapıp öyle yola çıkmak isterim. Malum savaş hâli gidip de gelmemek var işin sonunda. Şimdi söyle bakalım bu izdivaç için senin fikrin nedir?” Mahinur utancından kızaran yüzünü önüne eğerken gözlerinden yaşlar akıyor ve babasına “Siz nasıl uygun görürseniz babacığım,” diyerek cevap veriyordu. Böylelikle iki genç ertesi gün nişanlandılar. Eşe, dosta, akrabaya haber edildi, nişan duyuruldu. Paşa bey ise nişanı taktıktan sonra gizlice Amasya’ya hareket etti.

    İzzet Bey İstanbul tarafından işgal kuvvetlerinin talimatları üzere çevrede oluşan isyan hareketlerini bastırmak üzere görevlendirilmişti. Gerçek görevi Bursa ve çevresinde oluşan direniş hareketini doğru biçimde yönlendirmek ve kurulacak ordu için onları eğitim altına almaktı. Böylelikle gizli görevine de başlamış oluyordu. Mahinur da nişanlısına ferasetiyle her buluşmalarında destek oluyordu. İngiliz komutanlarla çalışan İzzet Bey onların isteklerini yapıyor gibi görünerek aslında edindiği gizli bilgileri gerekli merciye iletiyor ve istihbaratı sağlıyor, bir taraftan da dağa çıkan çetecileri bastırırken onları ikna edip Kuvayı millîye ordusuna katılmalarını sağlıyordu. Tek bir sıkıntısı vardı İzzet Bey’in, Mahinur’un peşini bırakmayan İngiliz asker. Konağı koruma göreviyle yerleştirdiği askerlerin ilettikleri notlarda kızı görmek için haber gönderen İngiliz’in bu saplantısı İzzet Bey’i öfkelendiriyordu. Bir gün adamın karşısına çıkarak “Benim nişanlımla neden görüşmek istiyorsunuz acaba?” diye sordu. Adam şaşırarak “Nişanlı olduğunu bilmiyordum? Şu işe bakın siz çok şanslı bir beysiniz benim böyle bir nişanlım olacaktı değil savaşmak yanından bir dakika bile ayrılmazdım,” diyerek karşısındaki adamı kışkırtmak için konuşurken İzzet Bey dişlerini sıkıyor, silahını ateşleyip adamı öldürmek için can atıyordu ama görev bilinciyle sabrediyordu. Mahinur ise olup bitenden haberdar olunca İzzet Bey’in konağa geldiği bir gün “Bana silah kullanmayı öğretseniz, dedemin silahlarından birini yanımda bulundursam iyi olacak, benim asker eşi olarak silah kullanmayı öğrenmem lazım gibi geliyor,” diyerek nişanlısına ricada bulundu. Mahinur evde faydasız oturmak istemiyordu. Vatanın kurtulması için gerekirse canını bile vermeye hazırdı. Mahinur ile görüşmeyi kafasına takan İngiliz subay, Mahinur’un çarşıya Bekir Efendi ile gittiğini öğrenince karşısına çıktı. Kız önce kibar biçimde kendisiyle görüşmesinin münasip olmadığını söylese de ikna olmayan subayın laubali davranışı karşısında sinirlenerek çantasından silahını çıkartıp “Bakınız daha fazla ısrar etmeyin ne bu vatanı ne de bu vatanın kadınlarını alabilirsiniz. Gerekirse kendimizi öldürürüz yine de ikisini de size yâr etmeyiz biz.” Kızın sözleriyle şaşkınlıkla hayranlık arası bir his içinde olan yüzbaşı, Mahinur’u iki elini teslim olmuş gibi kaldırarak rahat bıraktı. Akşamüzerinin kızıllığı yansıyordu gökyüzüne ama vatan kurtuluşa uyanıyordu. Bu vatanın kadını, erkeği, çocuğu herkes bu ruha bürünmüş, Kurtuluş Savaşı’nın kahramanları olacaklardı.


    alev toparlı öykü suare öykü uyanış

    Related Posts

    EDİTÖR’DEN

    Mayıs 1, 2026 H. Nilgün Karataş - Suare

    SESSİZ KOPUŞ

    Mayıs 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    PERDE

    Mayıs 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    İMZA

    Mayıs 1, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Mayıs 1, 2026 Ayın Filmleri

    İTAAT VE İSYAN TEMASINI HİSSETTİREN FİLM SEÇKİSİ Hazırlayan: Sevin Bayrı Dördüncü duvarı yıkıp kameradan sana bakan…

    Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Mayıs 1, 2026

    Ayın Kitapları: MAYIS AYINDA NE OKUYALIM?

    Mayıs 1, 2026

    EDİTÖR’DEN

    Mayıs 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Beykoz Kundura Mart programı açıklandı

    Mart 5, 2024 KÜLTÜR - SANAT

    Müziğin alternatif seslerini buluşturan Record Store Day, bu yıl da Kontra Plak’ta

    Nisan 16, 2024 Müzik

    Nezihe Meriç’in hikâyeleri İş Sanat’ta

    Şubat 9, 2024 KÜLTÜR - SANAT
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

    Mayıs 1, 2026

    Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

    Mayıs 1, 2026

    Ayın Kitapları: MAYIS AYINDA NE OKUYALIM?

    Mayıs 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.