Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Veganlar’ın yazarı Mehmet Mollaosmanoğlu: Sorunların kaynağı insanın ta kendisi
    Kitap

    Veganlar’ın yazarı Mehmet Mollaosmanoğlu: Sorunların kaynağı insanın ta kendisi

    Aralık 27, 2024Yorum yapılmamış11 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Yarasa tüketimiyle ilişkilendirilen koronavirüs pandemisi hepimizin yaşamını etkiledi, ancak sonrasında normal hayatlarımıza geri dönebildik. Peki hayvan kaynaklı büyük bir salgınla kaosa sürüklenen dünyada et yemek yasaklansaydı nasıl bir hayatımız olurdu sizce? Yazar Mehmet Mollaosmanoğlu, son distopik romanı “Veganlar”da et yemenin cezalandırıldığı çevreci ama yasakçı bir sistemi odağına alıyor. Yazarla gizem dozu hayli yüksek olan bu yeni eserini konuştuk.

    SAYIM ÇINAR

    • Yeni kitabınız “Veganlar” okurla buluştu. Hayırlı olsun diyelim. Her ne kadar kitabınızın sonunda yanıtını vermiş olsanız da henüz okumamış olanlar için soralım; siz de vegan mısınız?
    • Veganlığı onaylayan biri değilim. Vejetaryenlik evet, gönülden evet hem de. Ben ikisi de değilim ama vejetaryenliğe yakın bir beslenme düzenim var. Örneğin 25 yıldır ağzıma büyükbaş ve küçükbaş hayvan eti koymadım. Paul McCartney, “Mezbaha duvarları camdan olsaydı herkes vejetaryen olurdu” demiş. Benim böyle bir deneyimim var, zaten ondan sonra kırmızı et yemeyi bıraktım. Bu hikâyeyi merak eden kitabın sonundaki sonsözü okusun, burada uzun uzun anlatmayayım. Ne var ki arzularını, heveslerini, özentilerini sulandırıp bulanıklaştırarak istediği kaba sokan insan için ne fark eder! McCartney’in bu sözü kabullerden, geleneklerden sıyrılmış gerçekten özgür bir beyne sahip bireyler için geçerli.
    • Et ve hayvan ürünleri tüketiminin yasak olduğu bir gelecekte geçiyor romanınız. Günümüzde, dünyanın geleceği için et tüketiminin yasaklanması gerektiği görüşüne sahip olanlar kadar, eti yasaklamanın iyilikten çok kötülükle sonuçlanacağı kanısında olanlar da var. Siz neler söylemek istersiniz bu konuda? Et yemek, dünyaya ve doğaya karşı işlenen bir suç mu?
    • Neden et yiyoruz, niçin etin tadını çok lezzetli buluyoruz? Bu sorudan başlamak lazım… Yanıtı kolay aslında; kabuller ve alışkanlık. Ben iddia edildiği gibi eti asla lezzetli bulmuyorum hatta kırmızı et benim için kötü kokan iğrenç bir besin kaynağı. Bir et lokantasının önünden geçerken burnumu tıkamak zorunda kalıyorum. Neden? Alışkanlıklarımdan ve kabullerimden sıyrıldığım için. Bu işin logaritmasına bakacak olursak, özgür iradeyle algılama biçimi, kabullerle algılama biçiminden farklıdır. Kabuller manipülasyonların atasıdır. Siz manipüle edilmiş bir beyne mi inanırsınız, var oluş özelliğini koruyan ya da fabrika ayarlarına dönmüş bir beyne mi? Özetle, et yemek sadece bir kabul ve hiç gereği yok. Beslenme düzeni içinde etin yerini tutacak bir sürü tohum, baklagil ve mantar çeşidi var. Üstelik bazıları aminoasit türevleri ve protein bakımından etten daha üstün. Kaldı ki bir eziyet, sömürü düzeni kurulmadan da insanlar süt, yumurta gibi hayvansal ürünler tüketebilir, bence mümkün.

    NE YAPARSANIZ YAPIN ET TÜKETİMİNİN ÖNÜNE GEÇEMEZSİNİZ

    • Tıpkı insanlar gibi sevebilen, korkan, üzülen, bilinçli bir canlı, ilkel ve vahşi yöntemlerle kesilip insanların besin maddesi haline dönüştürülüyor. Bu açıdan bakınca dehşet verici bir tablo tabii. Et tüketiminin iklim değişikliği üzerindeki payı da büyük. Öte yandan uzmanlardan duyduğumuz bir gerçek de var; et önemli protein kaynaklarından biri. Acaba sorunun çözümü; et tüketiminin kademeli olarak sınırlandırılması olabilir mi?
    •  İnsanın yaşadığı her yerde hayvan da yaşıyor ama insanın yaşadığı her yerde bitki türleri yaşamıyor, beslenme tarzındaki sorunlar burada başlıyor işte. Suudi Arabistan’da, Moğolistan’da, Afrika’nın kuzeyindeki ülkelerde ve Sibirya, Patagonya, Alaska gibi bölgelerde insanlar hayvan türleriyle beslenmek mecburiyetinde. Bu noktada Dünya gezegeni belirli coğrafyalar dışında insanlara bitkisel beslenme imkânı vermiyor. Daha doğrusu yaşam bu şartlarda başlamış. Ne var ki günümüzde insanlar Mars’ı kolonileştirme planları yaparken, çöle, kutuplara ve benzer zorlu coğrafyalara neden çok büyük seralar kurmasın, bu seralarda insanın ihtiyacı olan sebzeler, meyveler, baklagiller ve mantarlar yetiştirilmesin? Zor değil.
    • Ama hayır, ne yaparsanız yapın et tüketiminin önüne geçemezsiniz. Sigarayı kapalı mekânlarda yasakladılar, paketlerin üzerine insan psikolojisini alt üst edecek iğrenç resimler koyar oldular, peki ne oldu; hiçbir şey. İnsanlar kendi sağlıklarını tehdit eden bir ürünün zararlarına olabildiğince duyarsızken, tüketmekten zevk aldığı ürünlerin kaynağı olan başka canlıların çektiği ıstırabı ve acıyı mı önemseyecek?Maalesef yaşam dediğimiz kavram insanlar için büyük ölçüde bir kabuller ve alışkanlıklar dalgası.

    YASAKLARDAN NEFRET ETMEYENİN DEMOKRASİ BİLİNCİ YOKTUR

    * Çevreci ama yasakçı bir sistemin hâkim olduğu bir distopya kurgulamışsınız. Herhangi bir konuda yasaklar çözüm olabilir mi? Kitleler üzerinde otorite sağlamanın yolu yasaklar mıdır?

    •  Bana göre bütün sorunların kaynağı insanın kendisidir. Hoşuna gitmeyen her kavramın yasaklanmasını isteyen insanlardan bahsediyorum. Öyle kısır bir düşünce biçimi ki, kendi hoşlandığı sosyal unsurlardan bir başkasının hoşlanmadığını ve onun da bunun yasaklanmasını isteyeceğini düşünemeyecek kadar kısır. Özellikle gelişmişlik düzeyi düşük toplumlarda bu kutuplaşma can sıkıcı boyutlarda ortaya çıkıyor. Böyle topluluklarda da halkın içinden çıkmış o kafadaki iktidarlar kendi görüşleri lehine otoriter ve yasakçı oluyor. Yasaklardan nefret etmeyenin demokrasi bilinci yoktur ve fikren az gelişmiştir, çünkü yasaklar suçun çoğalmasından başka hiçbir işe yaramaz.
    •  Kitapta, et ve et ürünlerinin yasaklanmasına 50 yıl önce yaşanmış bir salgın yol açıyor. Kitabı kaleme alırken ilham kaynaklarınız arasında, yarasa tüketimiyle ilişkilendirilen koronavirüs pandemisi de var mıydı?
    • Geçirdiğimiz pandemi döneminden ilham alarak bu kurguya başlamadım, fakat o dönemin bilinçaltımıza yerleştiğini ve bundan sonraki yaşamımızda alacağımız bazı kararlarda etkisi olacağını inkâr edemeyiz. Kuşkusuz pandeminin hayatımıza kattığı bazı alışkanlıklar da olmadı değil. Mesela genelde seyahatlerim uzak rotalardır. Pandemiden önce özellikle Uzak Doğu, Güney Amerika gibi 10 saati aşan, hatta çoğu zaman 3-4 saatlik yolculuklarım bile nezle-grip türevi rahatsızlıklarla sonuçlanırdı. Bunu da iklim değişikliğiyle ilişkilendirirdik. Pandemide maske alışkanlığı başladı. Diğer pek çok insanın aksine ben pandemiden sonra da uçak yolculuklarımda maske takmaya devam ettim. 3-4 yıldır yolculuk ertesi sağlık sorunları yaşamaz oldum. Kaç kişi bunun farkında, merak ediyorum!

    YAPIMCILAR RİSKSİZ KONULARI TERCİH EDİYOR

    • “Veganlar”ın baş kahramanı; Siyasi Bilim ve Sosyal İlişkiler öğrencisi Tarhan. İktidar bürokrasisinde önemli noktalara yükselecek potansiyele sahip bir genç. Acaba Tarhan’ın, yaşadığı ülkeye ‘başkan’ olduğu bir devam kitabı gelir mi? “Veganlar”, ikinci kitabı yazmaya müsait bir finalle sona eriyor çünkü…
    • Henüz aklımda böyle bir fikir yok ama kitap ilgi görür, okurlar da Tarhan’ın ve ülkenin geleceğini merak ederlerse bunu bir talep olarak algılar ve yazmayı düşünürüm. Şimdilik tadında kalsın kafasındayım.
    • Tarhan’ın yaşadığı, heyecanı yüksek bir macera. Filmi ya da dizisi gelir mi kitabın?
    • Zaman zaman diğer kitaplarım için yapımcılardan istek geldiği oldu ama sonuca ulaşmadı. Bu görüşmelerden şunu anladım; yapımcılar genellikle daha düz ve risksiz konuları tercih ediyor. 

    Bunun yanında platformlardaki diziler ile filmlerdeki kötü ve karışık kurgulara, yaratılamamış atmosferlere, merak unsuru noksanlığına, rolle uyumsuz oyunculara fazlaca maruz kaldıktan sonra kitaplarımın dizi olması konusunda hevesim de pek yok açıkçası. Sanki senaristlerin beynine bir virüs girmiş ve sürekli kesik-kesik, kopuk-kopuk eserler yazıp sektöre sürüyorlar. Örneğin “Sıcak Kafa” gibi çok sevdiğim bir romanı, ki okurken etkilenmiştim, berbat eden yapımcı-senarist ekibini gördükten sonra bu konuda bir çaba göstermeme kararı adım. 

    Televizyon kanallarındaki dizilere gelince; platformdakiler nasıl kopuk kopuksa bunlarda da lastik gibi sündürülüyor.Yine de televizyon dizilerinin pek çoğu platformdakilerden daha iyi. En azından kurgular karmaşık değil, çarpıcı sahnelerle merak duygusu ön planda tutuluyor. Fakat orada da az gelişmiş ülkelerin belası sansür mekanizması var, o kısmı çok can sıkıcı.

    DÜNYANIN PEK ÇOK YERİNDE İKTİDARLAR GELECEKLERİNİ CEHALETTE GÖRÜYOR

    • Mezbahaların olmadığı, insanlarla hayvanların birlikte yaşadığı bir gelecek hayali kuruyor Tarhan. Böyle bir dünya mümkün mü?
    •  Nietzsche bir ‘üst insan’ modelinden bahseder; bilgiyi ve erdemi arayan, iyi-kötü kavramlarını yargılamayan, empati yönü güçlü üst insandan… “İnsan aşılması gereken bir şeydir” der ilaveten. Kuşkusuz gelişmiş toplumlarda, demokrat olmanın gerçek anlamını idrak etmiş iktidarların da desteğiyle bu söylediğiniz başarılabilir ama büyük ölçekte değil. Dünyanın pek çok yerinde iktidarlar geleceklerini cehalette ve farklı inanç biçimleriyle sömürülmüş halkların sürekliliğinde görüyor. Böyle yerlerde egemen olanlar insanları, insanlar da hayvanları sömürmeye devam edecek.
    •  Kitabın ilgi çekici yanlarından biri de işlediğiniz kuşakçatışması. Devrimden sonra doğan nesil için yasakçı sisteme uymak daha kolay haliyle ve onlara göre ‘özgürlük’ başıboşluk demek. Et yenilen zamanları yaşamış olanlar içinse özgürlüklerin her geçen gün biraz daha fazla kısıtlanması, suyun yavaş yavaş ısındığını anlamayarak haşlanan kurbağalar misali insanların sonunu hazırlıyor. Durumu iki farklı bakış açısından da öyle güzel anlatmışsınız ki, haklı olan, kime kulak verdiğine göre değişiyor…
    •  “Veganlar”da kurgulanmış sosyal hayata genç bir bireyin gözü ve aklıyla tanık oluyoruz ve onun bakış açısı siyasal yapının dayattıklarıyla biçimlendiği için sistemle uyumludur. Bunun yanında yaş almış insanların gençlere göre hayata çok geniş bir açıdan bakabildiğini düşünecekken onların da zihinlerinin kendi gençliklerindeki siyasal-sosyal düzenle biçimlendiğini fark ediyoruz. O zaman doğruyu bulmak zorlaşıyor ya da farklı doğrular ortaya çıkıyor. Belki de aslında doğru denen salt bir kavram yok, zihinlerin doğrusu var ve tam burada işin içine ‘erdem’ giriyor. “Veganlar”daki kuşak çatışmasına bu noktadan bakmak ve Tarhan’ın doğrulukla değil, erdemle sürdürdüğü mücadelesini anlamak gerekiyor.  

    HER İNSAN BENZERSİZ DOĞAR DOĞDUĞU YERE BENZER SONRA

    • “Veganlar”da sistem eleştirisi de var: “Suçlu olan,bireylerden ziyade sistemdir. Egemenlerin yasalarla bir suçu cezalandırdıklarını zannederken, başka suçlara yol açtıklarının farkında olmadıklarını mı zannediyorsun? Mükemmel sistem kurmak zordur tabii, işlerine gelmez, ortada egemen kalmaz çünkü.” Tüm yönetim sistemleri için geçerli bir tespit, öyle değil mi?
    • Dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyoruz, hoşlanmadığı her kavramın yasaklanmasını isteyen topluluklara. İktidarlar, politikacılar, egemenler, şeyhler, şıhlar hep buradan beslenmiyor mu? Neden demokrat, aydın ve evrensel olsunlar, böyle olup neden kaybetsinler, kuşkusuz nasıl idare edileceği gayet okunabilir ve tahmin edilebilir bir halk var önlerinde.
    •  Kitabı okuduğum dönemde, sosyal medyada tesadüfen küçük bir kızın videosuna denk geldim. Tabağında hindi olduğunu görünce gözyaşlarına boğulan çocuk, annesiyle babasına “Gerçekten hayvanları yemek istemiyorum. Kesilmelerini istemiyorum. Hayvanlar çok iyiler” diyordu. Hayvan sevgisi aşılamak istediğimiz çocukların birçoğu, et yerken bu sorgulamayı yapıyor aslında. Kuzu pirzolanın küçük, sevimli bir kuzunun kesilmesiyle elde edildiğini öğrenen bir çocuk, yemeyi reddedebiliyor örneğin. Ebeveynlerin bu durumda çocuğa yaklaşımı nasıl olmalı sizce?
    •  Yıllar önce yaşadığımız apartmandaki yan daireye bir Alman aile taşınmıştı. Bir Kurban Bayramı sabahı çığlık ve patırtılarla uyandık. Balkona koşup baktığımızda Alman ailenin 15 yaşındaki kızının arka bahçede kurban kesen apartman sakinlerinin üzerine bağırıp ağlayarak terlik, tava, tencere fırlattığına şahit olduk. Çok trajik bir sahneydi. Peki, fışkıran kanları, koparılan başları, çırpınan bedenleri gören o kız sonra vejetaryen oldu mu? Hayır. Keza birkaç yıl sonra aynı apartmanda yaşayan bir Türk ailenin oğluyla evlendi ve Kurban Bayramlarında kayınvalidesiyle beraber kurbanlık etleri parçalamaya ve ayırmaya başladı. İnsan etrafında ne varsa ona dönüşür, varoluşsal özelliğini kaybetmeyenler yani uymayanlardırgerçek insanlar. “Veganlar”ın alt başlığı da bu zaten: “Her insan benzersiz doğar, doğduğu yere benzer sonra. Benzemeyenlerdir dünyayı değiştirecek olanlar.” Sorunuzun belli başlı tek bir yanıtı yok bu yüzden.

    “VEGANLAR” BENİM EN BAHTSIZ KİTABIM

    • “Et ve et ürünleri tüketimi çılgınca devam ediyor. Bu konudaki bireysel mücadelemin bu kitabı yazmak olduğunu söyleyip vicdanımı da rahatlatamıyorum, ‘Veganlar’ı okuyan kaç etçil et yemekten vazgeçecek ki?” diyorsunuz. Dünyaya Tarhan’ın bakış açısıyla bakmayı deneyen okurlarınız arasında et yemekten vazgeçenler olmaz mı sizce?
    • Agustina Bazterrica’nın “Leziz Kadavralar” ve Joseph D’Lacey’nin “Et” adlı romanlarında gelecek dünyasında farklı salgınlar ve hastalıklar sonucunda hayvanların yenmeyecek duruma gelmesinin peşinden et elde etmek için insan çiftlikleri kurulur ve orada üretilen etlik insanların zekâlarının fazla gelişimine izin verilmez, zaten doğumdan sonraki birkaç yıl içinde de kesilip ürün haline getirileceklerdir. İki roman da benzer konuyu farklı biçimlerde ele alır ve okuyanı dehşet içinde bırakacak bir alt yapıya sahiptirler. Bu iki kitabı okuyup empati yapan olmuş mudur, bunun sonucunda et yemekten vazgeçmiş midir acaba? Sanmıyorum. Kaldı ki “Veganlar” bu iki romanın yanında romantik komedi gibi kalır.
    • “Veganlar” ne kadar sürede tamamlandı? Ve kitabınızı yazarken hangi kaynaklardan faydalandınız?
    • “Veganlar” benim en bahtsız kitabım. Yazıldıktan sonra 2 sene resmen ortalıkta süründü. Daha önce kitaplarımı basan yayınevi bunu basmak istemedi. Sonra iki ayrı yayınevinden onay alamadı. Hatta biri “Bu konu satmaz” gerekçesiyle reddetti. Belki de etçillerin gazabına uğramak istememiştir! (Gülüyor) Sonra bir yayınevi basmaya çok hevesli göründü, fakat kâğıt piyasasındaki tutarsızlık, ekonomik dengesizlik nedeniyle pek acele etmedi. Üzerime bu kitapla ilgili bıkkınlık gelmişti. Sözleşme yapmış olmamıza rağmen araya bir dostu koyarak feshettim. 3 yıl boyunca (1yılı yazma-2 yılı bekleme) hayatımın merkezinde olan bu kitabımın neredeyse lanetli olduğuna inanacaktım ki, İnkılap Yayınları’yla çok hızlı bir görüşme sonucu beklemediğim kadar çabuk bir sürede baskıya girmiş oldu.

    Kuşkusuz “Veganlar”ı yazma sürecinde faydalandığım kaynaklar oldu ama nelermiş merak edenler, kitabımın sonundaki ‘sonsöz’ bölümünü açıp okusun, orada detaylarıyla anlattım.

    •  Kitap henüz çok yeni ama yine de soralım; bundan sonra ne gelecek? Masanızda ne var?
    • Bir yıla yakındır üzerinde çalıştığım bir roman var. Geçen yıl haziranda bu romanın ön çalışması için Güney Afrika Cumhuriyeti ve Madagaskar’a gitmiştim. Özellikle Madagaskar’da geçirdiğim günlerden sonra sosyal hayatın ve coğrafyanın aklımdaki konu için tam isabet olduğunu gördüm. “Ölümcül Baobab” adlı bu eserimde Türkiye’deki sığınmacı sorununu hiç kimsenin üzerinde durmadığı farklı bir boyutta ele aldım ve “Veganlar”öncesinde olduğu gibi bir seyahat/gerilim romanı kurguladım.

    Mehmet Mollaosmanoğlu kimdir?

    Yazar ve İnşaat Mühendisi. Alanya’da doğdu. İlk ve ortaöğretimini de aynı şehirde tamamladı. İlk eseri olan Ataerkil’i 2007 de yayımladı. Tanınırlığı ikinci romanı Ata Mezarlığı ile arttı. 
    Kaos Kuramı’ndan yola çıkarak, “Çin de kanat çırpan bir kelebek ABD de bir fırtınaya neden olabilir” temalı Kelebek Etkisi modellemesini örnek alan yazar, eserlerinde genellikle yeryüzünün herhangi bir köşesinde herhangi bir zamanda ortaya çıkmış bir olgunun, bir başka yer ve zamandaki muhtemel en kaotik sonucunu kurgulayarak hikâyeleştirme yoluna gider. Eserlerinde gerilim teması kuvvetlidir, sık sık da fantastizm ve siyasal/sosyal kurgu izleri görülür. Yazarın kaleme aldığı 21 kitabı bulunuyor.

    kitap

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

    Temmuz 1, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Ayın Filmleri: TEMMUZ AYINDA NE İZLEYELİM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Filmleri

    Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

    Temmuz 1, 2026 Ayın Kitapları
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Şehrin yeni grove radyosu: Literal Radio

    Mayıs 9, 2023 Müzik

    Mayıs ayında okunası 10 kitap

    Mayıs 1, 2025 SUAREMAG

    Seviyorum Sevmiyorum

    Nisan 20, 2025 Betül Çakıroğlu
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.