Jean-Jacques Rousseau
Düzenleyen: Özge Karakaya
Jean-Jacques Rousseau’nun kendi anılarından beslenerek kaleme aldığı Yalnız Gezerin Düşleri, yarı otobiyografik niteliğiyle içsel bir hesaplaşma metnidir. Toplum tarafından dışlanan, yalnızlaşan bireyin içsel yolculuğuna eşlik etmeye; hayatının son iki yılında kalem aldığı bu metinde yazarın benliğinde gezintiye davet ediyor bizi kitap.

Birinci Gezi
İşte yeryüzünde yapayalnızım. Artık kendimden başka ne kardeşim, ne yakınım, ne dostun, ne de halkım var. İnsanların en seveceni, en sevileni, halkın arasından söz birliğiyle çıkarıldı. Bu insanlar, nefretlerini zalimliğin son raddesine götürüp, hassas ruhuma hangi bedbahtlığın daha çok dokunabileceğini aradılar. Sonunda beni kendileriyle birleştiren bağların hepsini kesip attılar. Halbuki istemeseler de, onları severdim, sevgimden ancak insanlıktan çıkarak kurtuldular. Madem istedikleri bu, şimdi benim için, yabancı uzak kimseler, birer hiçlerdi. Peki ya ben? Onlardan ve her şeyden kopmuş olan ben neydim? Bana da bunu araştırmak kalıyordu. Fakat önce benim içinde bulunduğum duruma bakmam gerekir. Bu fikir Benzerlerimden çıkıp kendime varmak için de ziyadesiyle gerekli.
Kendimi bu garip durumun içinde bulalı on beş yıldan fazla olduğu halde, yine de gözüme bir düş gibi görünür.
YALNIZ GEZERİN DÜŞLERİ
JEAN-JACQUES ROUSSEAU
Zeplin Kitap
Çeviri: Alper Turan
YALNIZ GEZERİN DÜŞLERİ‘NDEN ALINTILAR
- Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım, özgürlük daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır ve devamlı peşinde olup, bazen de yakaladığım, sayesinde çağdaşlarımı çileden çıkardığım özgürlük, işte budur. Çünkü devamlı iş ba-şında, hareketli, hırslı olan insanlar başkalarının özgür olmasından nefret eden, hatta ara sıra istediklerini yapabildikleri ve başkalarının istediklerini yapmasını engelleye-bildikleri sürece, kendi özgürlüklerinden bile vazgeçen bu insanlar böylece tüm hayatları boyunca, kendilerini yapmak istemedikleri şeyleri yapmaya zorlarlar ve emredebilmek uğruna her türlü esarete katlanmaktan geri kalmazlar.
- İnsanlar beni nasıl görürlerse görsünler, benim benliğimi değiştiremezler, bütün güçlerine rağmen, sessiz sedasız çevirdikleri dolaplara rağmen, kendim olmaya devam edeceğim.
- Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Özgürlük, daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır.
- Her şeyin sıkıntı, zorunluluk, görev olduğu toplumsal yaşama hiçbir şekilde uygun değildim, aralarında yaşamayı isteyecek birinin kabul etmesi gereken sınırlamalara boyun eğmek, benim bağımsız doğama göre değildi.
- Bana gelince, beni görebiliyorlarsa, ne ala, ama bu onların harcı değildir. Benim yerime kendi gönüllerince yarattıkları, istedikleri gibi nefret edebilecekleri bir Jean-Jacques’tan başka birini göremezler. Beni görme biçimlerinden etkilenmem yanlış olur: Buna hiç aldırış etmemeliydim, çünkü onların gördükleri ben değildim.
- Adaletsizlik ve kötülüğe tanık olmak hala kanı beynime sıçratıyor, gösteriş ve şarlatanlık olarak görmediğim erdemli davranışlar her zaman yüreğimi titretiyor, gözlerimi yaşartıyor. Ama bunları kendim görmeli ve değerlendirmeliyim; çünkü başıma gelen bunca şeyden sonra insanların herhangi bir yargısını benimseme ve başkalarının inançlarına katılmak için çıldırmış olmalıyım.
- Duyarlı ve iyi yürekli doğduğum, acıma duygusunu istem zayıflığı derecelerine dek götürdüğüm, el açıklık karşısında coşku duyduğum için insan ve yararlı olmaktan zevk aldım. Ama yüreğimde ilgi uyanmak koşuluyla; güçlü bir adam olsaydım, insanlarin en iyisi ve en seveceni olurdum; öç almak isteğinin sönmesi için öç alma olanağını ele geçirmem yeterdi.


