Seçkilerimde ve röportajlarımda yazdığım giriş kısımları ile okuyucuya konuyu biraz anlatmayı seviyorum. Ama bu başlıkta ne yazacağımı bilemedim. Bir ergen annesi olarak sadece böyle bir kılavuza ihtiyaç duyduğumu fark ettim. Sorularımla kapısını çaldığım Uzman Psikolog Gül Elif Özer, “yetişkin olmaya hazırlanırken hormonlar yüzünden zorlanılan” bir dönem olan ergenlik hakkında çok önemli bilgiler verdi.

BETÜL ÇAKIROĞLU
Kızımın her yaşına uygun etkinlikler, kitaplar, oyunlar, geziler bulabilen ve yapabilen bir anneyken ergenlik kırılması ile geçirdiğimiz zaman azaldı. Kaliteli mi? Ondan da emin değilim. Ortaokul böyle bir şey sanırım. Onun yalnız zamanları kendini bulması için verimli mi? Onu da bilmiyorum. Gördüğünüz gibi pek de bir şey bilmiyorum. Bunu da dert edindiğimden ve fark ettiğimden yakın bir arkadaşımın kapısını çaldım. Sordum. “Ne yapalım?”
O da dedi ki böyle olmaz. Sorularını hazırla gel. Sanırım ben de hazırladım.
Çocukluk arkadaşım Uzman Psikolog Gül Elif Özer söyleşimize başlamadan önce onu biraz tanıtmak isterim. Aynı ayda doğulduğumuz için annelerimizin sürekli ortak doğum günü düzenlediği… Neyse bunun konu ile pek de alakası yok. Elif kimdir? Psikoloji alanındaki eğitimini İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde ve ardından uzmanlık eğitimini İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde tamamlayan Uzman Psikolog Gül Elif Özer İngiltere’de bir buçuk yıl anaokulunda çalıştıktan sonra Türkiye’de psikolojik testler ve terapi alanında uzun yıllara dayanan deneyimiyle, bireylerin yaşam kalitelerini artırmayı ve psikolojik iyi oluşlarını desteklemeyi amaçlıyor.
BAŞARI KAYGISI, SINAV STRESİ YAŞARKEN UYUM SAĞLAMAK!

- Sevgili arkadaşım Elif merhabalar. Bu gerçekten benim içinde bulunduğum dönemsel durumdan dolayı sıkıntı çektiğim ergenlik konusunda gelip gidip kapını zaten çalıyordum. (Buna aramalar ve kısa mesajlar da dahil.) Dedim ki bunları neden bir röportaja dönüştürmeyelim? Ve buradayız. Çok basit ama temel bir soru ile başlamak istiyorum. Ergenlik nasıl bir dönemdir?
Ergenlik; yetişkin olmaya hazırladığımız ama hazırlanırken de hormonlar yüzünden zorlandığımız bir dönemdir, diyebiliriz. Çocukluktan çıkmışız, özbakım ihtiyaçlarımızı kendi başımıza yapabiliriz ama çok da yapmak istemeyiz. Anne-babanın yerini daha çok akranlar almıştır, önemli olan akran grubunda beğenilmek ve değer görmektir. Kanımız deli akar, artık delikanlıyızdır. Kendimizi, kişiliğimizi ispat çabasındayızdır. Vücudumuz değişir, uyum sağlamaya çalışırız, genelde de bu yeni halini pek beğenmeyiz, her ne kadar güzel olsak da:) bu kadar yoğun değişimin yanında üzerine gelecek ve başarı kaygısı, sınav stresi eklenir ve bizden beklenen bunları yaşamıyormuşçasına hemen uyum sağlamamızdır.
- Çocukların kişiliğini en çok etkileyen dönem hangisidir?
Tek bir döneme indirme taraftarı değilim aslında, ama seçmem gerekirse 0-6 yaş aralığını seçerdim. Fiziksel gelişimin oldukça hızlı olduğu, her becerimizin temellerinin atıldığı, sosyal ilişki kurmayı öğrendiğimiz ve duygusal yapının hızla şekillendiği dönem. Ancak hayatımız boyunca gelişiyoruz, yaşadıklarımızın yoğunluğu ve bizim onlarla baş edebilme kapasitemiz de kişiliğin oluşumunda rol oynar. Kimliğini oluşturmaya çalışan ergenin çocukken temel güven duygusunu alıp alamadığı, ailesi ile ilişkileri, akranları ile ilişkileri, okul yaşamının yanı sıra medya, internet gibi unsurlar da kimliğini oluşturmada etkendir.
- Ergenlerde kişilik sürecini etkileyen faktörler nelerdir? Ebeveyneler bu konuda neler yapmalı?
Ebeveynler ne yapmalı dersek öncelikle onların geçirdikleri bu süreci anlamaya çalışmalıdır. Kendi ergenliklerini düşünsünler, duyguları ve nasıl değişiyordu? Beğenilmek onay görmek onlar için nasıl bir histi? Değişen bedenlerine karşı bakış açıları nasıldı? Kısacası önceki deneyimlerini de düşünüp empati yapmalarını öneririm. İkinci olarak çocuklarının güvenlerini kazanmalarını öneririm.
Çoğu ergen hata yapacak, hangimiz bu yaşa hatasız geldik? Hata da yapsalar onları sevdiklerini, eleştirseler bile yargılamadan her zaman arkalarında olduklarını hissettirmeleri gerekir. Bu sayede ergen yanlışını yanlışla örtmek yerine yardım isteyebilecektir.
Bunun dışında davranışlarında ne kadar doğru ve tutarlı olurlarsa o kadar rol model olabilirler. “Çocuklarınızla arkadaş olun” deniyor, onları arkadaşı gibi dinleyebilirsiniz ama yol gösterirken anne-baba olduğunuzu da unutmamak gerekir. Despotluk değil ama otoriteniz olmalı.
AGRESYON SADECE ŞİDDET İLE GÖSTERİLMİYOR
- Ebeveyn olarak en zorlanılan kısım ergen çocuklarımızla iletişim gibi geliyor bana. Onların bize bizim de onlara bir adım uzaklaştığımız bir dönem. Öncelikle buna katılıyor musun? Aradaki bu uzaklığın uçuruma dönmemesi için yapılacak şeyler nedir? Şöyle ki bu mesafeyi sanırım anne babadan daha çok çocuk koyduğu için biraz da ne yapabileceğimizi bilmediğimiz bir durum.
Onlar bizden uzaklaşıyor olarak düşünmek yerine birey olarak daha fazla becerileri var ve kendi başlarına daha fazla işi halledebiliyorlar demeyi tercih ederim. Çocuğumuz bize mi mesafe koyuyor yoksa kendi alanını mı belirlemeye çalışıyor? Mesafe koyduğunu düşünmek bizi kırar, üzer, sinirlendirir, sonuç olarak da agresyon açığa çıkar. Agresyon illa şiddet olmak zorunda değil, sözlerimiz, miniklerimiz, konuşma tarzımıza yansıyabilir.
Ne yapabiliriz? En baştan temel güven duygusu verilmeli, sınırlar belli olmalı, onun ne hissettiğini paylaşabileceği bir ebeveyn olmak ergenlikte yaşanacak çoğu problemi önleyebilir.
Sizinle zaman geçirmiyor, arkadaşlarını tercih ediyor yerine geçirdiğiniz zamanları mutlu ve huzurlu kılarak sizinle zaman geçirmeyi tercih etmesini sağlamak, en önemlisi de artık onun zamanını arkadaşları ile size bölüştürdüğünü kabullenmek. Sizinle ne kadar uzun zaman geçirdiği değil ne kadar kaliteli vakit geçirdiğiniz önemli.
KAYGILARIN İLACI SEVGİNİZİ GÖSTERMEK

- Kaygı. Bu hem ergen hem de ailesini adeta ele geçirmiş bir duygu. Inside Out yani Ters Yüz 2 filmini sinemada seyrettikten sonra kaygı üzerine daha da düşündüm. Söyleşimiz de üzerine denk geldi. Filmin baş karakteri Riley artık bir ergen. Ve kaygı duygusuyla baş etmeye çalışıyor. Ama başta da değim gibi kaygı aslında anne ve babalarda oldukça yüksek. Arkadaşlarla dışarı çıkabilir miyim? Okula kendim gideceğim. Biz bugün sinemaya gideceğiz. Kendim giderim. Kendim yaparım. Bunlar bizim görevlerimizdi. Ve şimdi elimizden alındı. Ayrıca çocuğum ne yapıyor acaba çanları kafamızda durmadan çalıyor. Anlayacağın kaygı için film çocuklara bir ayna olsa da biz ne yapmalıyız?
Filmi daha izlemedim ama en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum, ilkine bayılmışım. Biz ne yapmalıyız, sorusuna yanıt olarak, sevginizi göstermenizi, onu anladığınızı hissettirenini öneririm. Onların kaygılarını elinizde bir sihirli değnekle yok edemezsiniz. Keşke sihirli değneğimiz olsa da demeyeceğim. Travmalarımız, stres gibi bütün olumsuzluklar var olabilmemiz için gerekli. Her şey çok güzel olsaydı güzelliğin bir anlamı kalmazdı. Bugüne kadar yaşadığınız güzel olayları düşünün, size ne öğretti? Size ne kattı? Mutluymuşum ve güzel hatırlıyorsunuz. Ama başınızdan geçen bütün olumsuzlukları düşünün, hepsi bir ders verdi, hepsi bir şey kattı size. Travmasız çocuk yetiştiremezsiniz, bunu kabul etmek lazım. Ebeveyn olarak göreviniz zorluklardan yol göstermek, onu anlamak ve rahatlatmak. Bu sayede kendi başına ayakta duran, zorluklardan yıkılmayan ve hayatın tadını çıkarabilen çocuklarınız olacaktır.
MUTLU ETMEK İSTERKEN
DOYUM ÇITASINI YÜKSELTİYORUZ
- Doyum diye bir kelime var. Psikolog olarak tatmin mi diyorsunuz bilmiyorum. Ama bu durumun fazlası ya da azı sorun çıkaran bir durum olabiliyor. Dengeyi nasıl sağlayabiliriz? Sence depresyonlar, korkular ve bağımlılıklar kaygı duygusuna bağlı olduğu kadar bu doyum kavramı ile de ilgili olabilir mi?
İnsanların hep daha fazlasını arzuladığını biliyoruz. Siz ne kadar verirseniz onlar daha fazlasını isteyecektir. Kendi çocukluğumuzu hatırlayalım. Nelerle mutlu oluyorduk? Yaşım itibariyle bu kadar çok oyuncak görmemiştim çocukluğumda, kaç tane yapboz, bebek sahibiydiniz? Onlar da kaç tane var? Kaç yaşında bilgisayarla, cep telefonuyla tanıştınız? Onlar ne zaman tanıştı? Çok fazla elde ettikleri var ama sizi de anlıyorum almadığınızda akranlarının yanında kötü hissediyorlar? İşe girerken ne düşünüyordunuz? Telefonumu yenilerim, araba alırım. Üniversiteyi bitiren bir ergen altında araba, cebinde son model telefon hangi maaşla doyuma ulaşacak? Her şeyi vererek onları mutlu ediyoruz ama doyuma ulaşmak için çok yüksek çıtalar koyuyoruz aslında. Tabi ki bu da kaygı, depresyon gibi sıkıntılara neden olabiliyor.
İNİŞ ÇIKIŞLARI KABUL ETMEK LAZIM
- Ebeveynlerin isteklerinden biri sorumluluk sahibi ve saygılı çocuklarımızın olması. Bu istek ergenlik dönemi ile çakışınca ne kadar mantıklı?
Zaten ergenlik dalgalı bir süreç, ebeveynlerin isteği mantıksız diyemem ama bu isteğe ulaşırken arada iniş çıkışların olacağını kabul etmek gerekir. Ebeveynlerin amacının bu olması gerektiğine ve bu yolda sabırla yol göstermeleri gerektiğine inanıyorum.
Biz ebeveynler olarak ne kadar saygılı ve sorumluluk sahibiysek yol göstericiliğimiz ve model olmamızla çocuklarımızı da aynı bizim gibi yetişkinler haline dönüştüreceğiz.
- “Ergenlerle başa çıkma” gibi bir tabir var. Ben bunu biraz ağır buluyorum. Başa çıkma demeyelim de ebeveynlere bu süreçte nokta atışı şunları kesin yapın ve yapmayın dediğin neler var?
Ne kadar sakin ve sabırlı olursanız, sınırlarınız ne kadar netse o kadar yol alırsınız. Kararlı olacaksınız ama despot değil. İsteklerinizi mantıklı bir şekilde anlatın, neden yapmadığını sorun, açıklamalarındaki detayları kaçırmayın. Kanları deli aktığı için inatlaşmak yerine uzlaşmaya çalışın. Ama problem onun hayatını etkileyecek bir boyutta ise bir uzmandan destek alın.
YARGILAMAK İLETİŞİMİ ENGELLER
- Ne demiş atalarımız “Soran dağları aşmış sormayan düz yolda şaşmış.” Ben de sorularımı sana sordum. Ama çocuğuma soru sorarken çekiniyorum. Ergen çocuklara nasıl sorular sormalıyız. Atasözünün de belirttiği gibi soru sormak önemli ne de olsa.
Onun ne hissettiğini, olayın ya da durumun ne olduğunu anlamaya yönelik sorular sormak gerektiğini düşünüyorum. Yargılayıcı üsluptan kaçınmak gerekir. Yargılamak sadece iletişimin önünü tıkar. Amacımız onu mahkûm etmek değil, yol göstermek bunu unutmamak gerekir.
Konuşma sırasında da onu anlamaya çalışın, anlayamadığınız noktada ise “anlayamadım biraz daha anlatır mısın?” demekten çekinmeyin. Anlaşılmaya çalışıldığını ve güvende olduğunu hisseden en zor ergen bile anlatır.
- Benim atladığım senin uzman olarak eklemek istediğin bir şeyler var mı? Ben senin bu konuda daha anlatacak çok şeyin olduğunu düşünüyorum aslında.
Eminim burada bu satırları okuyan ebeveynler bir sürü çocuk gelişimi kitabı okumuştur. Bu konu hakkında yazılan bir sürü kitap mevcuttur. Filmlerde aile ilişkileri gösterilse de genelde filmlerin konuları sorunlu ilişkiler üzerine oluyor. İzlediğiniz filmlerden kendinize ne yapıp yapmamanız gerektiğine dair tüyolar bulabilirsiniz. Kitaplardan bilgiler edinebilirsiniz, ama sıkıntı ile baş ederken bunlar yetersiz kalıyorsa da işin ehli birinden yardım almaktan çekinmeyin.
Bizim de uzman olarak elimizde sihirli değnek yok ama ebeveynimiz ya da çocuğumuz olmadıkları için, karşımızdaki kişi ile yaşanmışlıklar olmadığı için, o kişilere ait kızgınlık, kırgınlık olmadığı için önyargısız ve objektif bakabiliyoruz.
Eğer ortada bir sıkıntı varsa bu sıkıntı dallanıp budaklanmadan yardım almak en sağlıklısı olacaktır. Ayrıca çocuklar bizim aynamızdır, kendimizle ne kadar barışık ne kadar mutlu olursak onlara da bu yansıyacaktır. Gergin, stresli, mutsuz bir ebeveynden kaygısız ve mutlu bir çocuk yansıdığını üzgünüm ama görmedim. Onun için önce kendinizin sonra da çocuklarınızın hayatına dokunun.

Betül Çakıroğlu
Gelibolu’da doğdum ve 2002 yılından bu yana İstanbul’da mimar olarak çalışıyorum. Kızımın doğumundan sonra çocuk kitapları tekrar hayatıma girdi. Yazmayı ve okumayı çok seviyorum. Fantastik kurgular ve mitoloji özel ilgi alanlarım. Göçebe, Karşılaşma ve Ayna Meselesi kolektif öykü kitaplarında öykülerim yayınlandı. Nevzat Süer Sezgin’in Yetişkinler İçin Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Atölyesi’ni bitirdim. Eksi 18 Edebiyat Açık Kürsü platformunda deneme yazılarımı paylaşıyorum. Yine Eksi 18 Edebiyat grubuna ait Kıpırtı Çocuk Dergisi’nde gönüllü olarak çalışmaktayım.


