Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Kül: Yıllar önce çıkan bir yangından savrulan küller
    Betül Çakıroğlu

    Kül: Yıllar önce çıkan bir yangından savrulan küller

    Ekim 14, 2024Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    İlk öykü kitabı “Kül” ile edebiyat severlere merhaba diyen Yasemin Corcor Şenbayram, birbirleri ile hem bağlantılı hem de bağımsız okunabilen öyküleriyle okura sesleniyor. Yasemin Corcor Şenbayram ile karakterlerin iç dünyasını ve duygularını etkileyici bir şekilde aktardığı kitabı üzerine konuştuk. Yazar, ‘yıllar önce çıkan bir yangından savrulan küller’in nasıl bir kitaba dönüştüğünü Suare Dergi okurları için anlattı.

    BETÜL ÇAKIROĞLU

    Yasemin Corcor Şenbayram ile ilk öykü kitabı Kül’ü konuşacağım. Kendisi edebiyat yollarında karşılaştığım değerli bir yazar. Bu kitabının sürecini, macerasını onun ağzından dinlemek ve sizlerle paylaşmak istedim. Kül’ün bendeki etkilerini de belki başka bir yazı da yazarım diye düşünüyorum. Sadece şu kadar söylemek isterim ki beni çok etkileyen bir öykü kitabı oldu. 

    Şimdi sorular ve cevaplar zamanı…

    • İsim ile başlamak istiyorum. Öykülerden mi bu isim yükseldi, yoksa isimden mi öyküler doğdu? Süreç nasıldı?

    İsimden öyküler doğmadı. Aslında yazılırken isim başkaydı ve belki de sadece isim üzerine yazıldı. ‘Gelmeyen zamanın hikâyesi’ dedim ben hep yazarken. Ama dosya ortaya çıktığında artık bu ismin misyonunu tamamladığı hissine kapıldım ve editörüm Ayfer Alper’le arayışa girdik. Sonradan bir isim koymak da kolay değilmiş onu da görmüş oldum bu süreçte.

    Ailenin başına bir felaket geliyor ve üç kuşak psikolojik olarak birbirlerini yıka yıka devam ediyor. Sonrasında da her biri başka bir yere savruluyor. Bu felakete de yangın diyorlar, olmasa da buna inanıyorlar.

    Kitapta bir cümlenin, sonrasında kapakta da kullanıldı, aslında olanı biteni özetlediğini gördük ve dedik ki bu öyküler olsa olsa küllerin öyküsü olur. Kitabın adı da böylece Kül oldu.

    • Bir şiirle başlıyorsunuz: Kapılar ve Rüyalar. Okumayanlara önceden bilgi vermek istemem ama metaforik bir şiir. Bana Mavi Sakal masalını anımsattı. Yazar olarak sizdeki tezahürünü merak ettim. 

    Evet doğru anımsatmış. Yazarken Mavi Sakal masalındaki gibi, kadının kapı kapı dolaşması hissiyle yazdım. Öyküdeki karakterinde çalmaması, önüne varmaması gereken tek bir kapı, talip olmaması gereken tek bir sevgi vardı ama içindeki eksiklik o tek bir kapının yoksunluğu olunca diğer onlarcası ona yetmedi. Sonuç da kapanmayan bir mutsuzluk oldu belki. Nilüfer’in hâlâ yaralarını kapatabilmiş, yoluna devam edebilmiş olduğunu hissetmiyorum. İlk içimde belirişinin üstünden beş, altı yıl geçti. Büyüdü, olgunlaştı bence. Yazdım bitti ama o benim için bir yerde yaşıyor ve zaman zaman o üstünü kapatamadığı acısını değişik formlarda duyabiliyorum. 

    • Kitaptaki öyküler birbiri ile bağlantılı. Ama aynı zamanda o bağlamı görmezden gelirsek bağımsız olarak da okuyabiliriz. Siz yazar olarak okuyuculara ne önerirsiniz? Bu bağı yakalamaya çalışsınlar mı? Yoksa öykülerin dünyasına kendilerini bıraksınlar mı?

    Öykülerin dünyasına kendilerini bıraksınlar. Temennim buydu. Sadece bittiğinde o birbirine bağlanma ve ortak acının onlara daha bütünsel ve boşlukları da kendi kafalarında tamamlayacakları bir öykü daha hediye etmesini istedim. Fakat roman gibi algılayan ve tüm detayları hiç yorulmadan bilmek isteyen bir okur grubu da oldu. Kolay anlamak istediler ama benim amacım zaten kolay anlaşılması değildi. Gerçek hayata da baktığımızda insan her ne kadar açık seçik dursa da kolay anlaşılabilen bir varlık değil.

    Bakıyoruz ve diyoruz ki “O kadın-adam böyle!” Peki, öyle de neden öyle? Ne yaşadı, ne gördü, onu oraya getiren ne oldu? Yine insanın da boşluklarını kendimiz kendimize göre tamamlıyoruz. Kül’ü de bir insanın derinini çözümlüyor gibi okumalarını öneririm.

    • Öykülerinizde zaman sanki geçmiş zaman gibi. Yoksa ben mi öyle hissetim? Yazar olarak geçmiş özleminizden biraz bahseder misiniz?

    Evet, her şeyin başlangıcı olan felaket 70’li yıllarda yaşanıyor. Sonra kademe kademe günümüze geliyor. Kitapta zamansal bir sıralama yok. Her karakter kendi tarihini yaşıyor. Özellikle kadın hikâyeleri deyince benim içimde beliren karakterler günümüze çok yaklaşmıyor. Özellikle son beş, belki on yılda yaşanan kültürel, duygusal ve insani yozlaşma bizi insanlardan da insan olmaktan da soğuttu. İnsanlarda duygusal derinlik aramak şöyle dursun, insan olmanın salt erdemlerini görebilmek bile takdir edilesi oldu. Yüzeysel, yapay ve kullan atçıyız. Filelerden, kese kâğıtlarından naylon poşetlere evirilmemizle eş değer görüyorum ben bunu. Duygusal ve etik olarak aynı erozyonu yaşadık maalesef. Hal böyle olunca günümüzü yazmak bir korku hikâyesi yazmaya benziyor ya da plastik bir şişeyi yazmak kadar yüzeysel geliyor gözüme. Duygusal yakınlık hissedemiyorum.

    • Kitabın kapak tasarımını çok beğendim. Tasarımın bir hikayesi var mı? Bizimle paylaşabilir misiniz?

    Her öykünün karakterini bir yapbozun parçası olarak görüyorum. Bunu da Kül’ün kapak tasarımcısı Hüseyin Özkan’a bu şekilde iletmiştim. Ortaya böyle bir şey çıktı. Aslında hayalimin ötesinde bir tasarım oldu, çok da güzel tepkiler aldım. 

    • Öykü yazarken nelerden besleniyorsunuz? Bu öyküler kalbinizin sol tarafından mı, gözlemlerden mi, anılardan mı daha çok yoğruldu? Yazma eyleminin Yasemin Corcor Şenbayram kaleminde nasıl meydana geldiğini biraz dinlemek isterim.

    Karakterler tamamen kendi dürtüyor beni. Rahat bırakmıyorlar. Zaman zaman içimde pek çok insanla yaşadığımı ve birden fazla hayatım olduğunu hissediyorum. Normalde insanları çok gözlemlerim. Onlarda görünenden daha fazlasını görmeye, iç seslerini daha doğrusu duygu seslerini duymaya çalışırım.

    Her insanda iki beden var bence, dolayısıyla iki kişi. Biri herkesçe malum olan kabuk kişi, biri de duygu bedenimiz. Dışarda gördüğümüz bir hayat yaşar, belki bir şeyler hisseder. Ama görülmeyen bedeni de aslolan kişinin, olması gereken, kültürden, el âlemden, dünya baskısından etkilenmeden kalabilseydi ya da üzerinde oluşan o etkiyi sansürsüz dışa vurabilseydi, salt kendisi olabilseydi neler olurdunun bedeni.

    Ben hep o ikinciyi görmeye, duygu teması kurmaya çalışıyorum. Bu çok yorucu ve zaman zaman yıpratıcı. Sanırım sağdan soldan topladığım o kırıntılar birleşiyor ve gerekli doluluğa ulaştığında bir karakter ya da bir kurgu olarak patlıyor. Çok bilinçli ya da hesaplı yürütebildiğim süreçler değil. Dışardan bakıldığında durumumun çok patolojik durduğu doğru ama yaratılış!..

    • Birkaç öykünüz küçürek öykü tarzında. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Öykünün geleceğinin küçürek öyküde olduğunu düşünenler var. Buna katılıyor musunuz?

    Dünyada eğilim nasıldır bilmiyorum. Birebir yabancı okurla konuşma, görüşlerini değerlendirme şansım sınırlı olduğu için yorum yapmam yanlış olur. Ama Türk okurları gözlemlediğim kadarıyla öykü türü zaten çok anlaşılabilmiş ve hak ettiği yeri bulabilmiş değil. Hal böyleyken öyküyü benimsetemediğimiz okurdan küçürek öyküyü yorumlama, sevme ve hatta tercih etme gibi eğilimleri kısa süre içinde görebileceğimizi düşünmüyorum. Çünkü okumanın değil belki ama yorumlamanın emek istediği bir form. Fakat mevcut öykü okuru için aynı şeyi söyleyemem. Onların gözünde de klasik öykünün yerini tamamıyla alamaz belki ama küçürek öyküdeki hissi çeviklik de fazlasıyla cezbedici.

    • Bu öykü kitabında nelere dokunmak istediniz? Toplumsal bir kaygınız oldu mu? Yazarın topluma hizmet etmesi gerektiğine inanıyor musunuz? Bireysel olarak okuyucuda bırakmak istediğiniz net bir duygu var mıydı?

    Toplumsal bir kaygım değil belki ama bireysel farkındalık kaygım oldu. Aslında travmaların büyük büyük olaylar olmadığını, küçük bir detayın bile insan hayatına nasıl yansıyabileceğini hissettirmek istedim. Bırakmak istediğim duygu da pişmanlıktı. Geçip giden zamanı tutamamanın ve zamanı değil diyerek ertelediğimiz her şeyin sonucunda kucağımızda bulduğumuz o koca boşluğun pişmanlığı.

    • Okuyucularınızdan aldığınız en güzel yorum neydi?

    Baba sevgisinden yoksun büyüyen bir okur, bana duygularını anlatsaydı ancak bu kadar doğru yazabileceğimi söylemişti. Bir okur da tam Türk yazarlardan ümidimi kesmişken karşıma çıktınız demişti. İkisi de beni çok mutlu etti.

    • Hangi yazarlar sizi etkiliyor? Ve neden? Aslında bu sorunun cevabını biliyorum. İşinizi biraz kolaylaştırayım. Füruzan’ın sizdeki izleri neler?

    Füruzan benim içime işlemiş gibi hissediyorum. Ezberlemekten bile öte bir özümsemeyle okudum her öyküsünü. Duyguları veriş şekli muazzam. Öykülerinde kendi kavram dili olması da öyle. Yaz göğü mavisi mesela. Kendince bir ton mesela ama mutlu ve parlak. Okuduğumda gözümde bir resim canlanıyor hemen. Asla ne demek istedi diye düşünmüyor insan. Ama benim için Tomris Uyar’ın Güzel Yazı Defteri de benim öykü yazma serüvenimde bir dönüm noktası.

    • Kadınların öykü dünyasındaki yerini nasıl buluyorsunuz?

    Öykü dünyasındaki yerleri yorumunu yapmak bana düşmez ama itiraf etmem gerekir ki Sait Faik hariç ben kadın öykücüleri okumayı daha çok seviyorum. 

    • Sembolik, düşsel anlatımlarla şekillenen öykülerin daha çok raflarda yer aldığı bir dönemde modern-geleneksel kavramları üzerine düşünürsek sizce Kül nerede duruyor? İlk öykü “Güzel bir rüya görüyorum” diyerek başlıyor. Ama rüya gerçekten görülen bir rüya. Öyküleriniz gerçeğe daha yakın diyebilir miyiz?

    Kesinlikle gerçeğe daha yakın ve hatta buz gibi gerçek hepsi. Karakterlerin onlarcası sokakta, metroda ya da komşumuz, akrabamız. Hatta öykülerden birinin kahramanı anahtar, birinin bir kolye. Onlar için bile sembolik değiller, gerçekler diyebilirim. 

    • Kül’ün yayın süreci hakkında bize neler anlatabilirsiniz?

    Paslı bir beklemenin metal tadı sindi damaklarımıza… 

    Yazıldıktan sonra uzunca bir süre bekledi kenarda. Hiçbir yayınevine göndermedim ya da öyle bir çabaya girmedim. Sanırım hazır değildim. Bir de öğrenilmiş çaresizlikler de vardı elbette. Zaten basılmaz ya da bastırmak için güzel bir bütçe gerekli tarzında. Sonra Ayfer Alper sihirli bir değnekle önce kurduğum, sonra vazgeçtiğim hayallerime dokundu. Çok kısa bir sürede olupbitti her şey. Hatta o kadar kısaydı ki kitap elime gelene kadar inanmakta da zorluk çektim. 

    • Bundan sonraki projelerinizden biraz bahseder misiniz?

    Kafamda çok fazla proje var. Bir çocuk romanı yazmak istiyorum. Çok uzun zaman önce sinopsisini yazıp bitirdim ama bir türlü yazma aşamasına geçemedim. Yine belli bir aşamaya geldiğim bir kadın hikâyesi var ve onlarca taslağım. Çok sevdiğim bir dostumla, kendisini sen de yakından tanırsın, bir küçürek öykü projemiz var. Editörlük de yaptığım için zaman sıkıntısı çekiyorum. Yazmak benim için duygusal bir süreç ve tam bir konsantrasyon beklentim var. O da mümkün değil. Aslına bakarsan yazmak eylemine profesyonel bir çerçeveden bakmaktan da korkuyorum. En büyük lüksüm o benim. Yaratıcının bana verdiği bu hediyeyi güzel muhafaza etmek istiyorum.

    ARKA KAPAK YAZISI

    “Annem belki tadında bıraksaydı yasını, ben de bir yerde bırakmam gerektiğini bilirdim. Beklemezdim. Benim de evim olurdu. Başımı bir omuza yaslardım boş pencereler yerine. Bir çocuğum olurdu. Şimdiye çoktan uçardı yuvadan. Ama o da karne almış olurdu bir zamanlar. Yakasındaki kırmızı kurdeleyi görünce kabarırdı göğsüm. Bayramlarımız olurdu. Kalabalık sofralar kurardım. Şekerle kolonya yerleştirirdim sehpaya. Çocuğuma bayramlık dikmiş olurdum. Giyinip gelince, içten içe övünürdüm marifetimle. Fotoğraflarımız olurdu. Sıra sıra dizerdim albümlere. Şimdi bakardım, ağabeyimle olanlara. Kalbime basardım.” 

    Betül Çakıroğlu

    Gelibolu’da doğdum ve 2002 yılından bu yana İstanbul’da mimar olarak çalışıyorum. Kızımın doğumundan sonra çocuk kitapları tekrar hayatıma girdi. Yazmayı ve okumayı çok seviyorum. Fantastik kurgular ve mitoloji özel ilgi alanlarım. Göçebe, Karşılaşma ve Ayna Meselesi kolektif öykü kitaplarında öykülerim yayınlandı. Nevzat Süer Sezgin’in Yetişkinler İçin Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Atölyesi’ni bitirdim. Eksi 18 Edebiyat Açık Kürsü platformunda deneme yazılarımı paylaşıyorum. Yine Eksi 18 Edebiyat grubuna ait Kıpırtı Çocuk Dergisi’nde gönüllü olarak çalışmaktayım.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI

    edebiyat kitap yazar

    Related Posts

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026 Fotoğraf

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026 Sinema

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Ayrıntı Yayınları’ndan yeni kitap: “Geniş Ovaların Mamutları”

    Ekim 23, 2023 Kitap

    NE ACI! NE KAHREDİCİ! DÜNYASI, UÇURUMDAN YUVARLANANLAR VAR

    Eylül 1, 2025 SUAREMAG

    Ünlü komutan Napolyon’u konu alan filmler

    Kasım 16, 2023 Film
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.