Close Menu
    Son Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Pazartesi, Temmuz 6
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Narcissus – Benlik, İmaj ve Modern Ego

      Ocak 7, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Suare Kitaplığı ve Suare Yazarları Sarıyer Edebiyat Günleri’nde Okurlarla Buluşuyor

      Haziran 15, 2026

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026

      Kendi ‘araf’ının çıkmaz sokağındaki insan

      Haziran 30, 2026

      Figen Ormancı’dan yeni roman: Hiç Kimsenin Gölgesi

      Haziran 29, 2026

      40 Dilde Yayımlanan Dünya Çapındaki Fenomen Roman “Theo” Türkiye’de!

      Haziran 26, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      Ayın Filmleri: MAYIS AYINDA NE İZLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      Ayın Şarkıları: MAYIS AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mayıs 1, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Mayıs 9, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İfşa Günü: Yeni Başlayanlar İçin ‘Yeni Gerçeklik’

      Haziran 13, 2026

      Altın Palmiye Cristian Mungiu’nun oldu

      Mayıs 26, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Kitapları: TEMMUZ AYINDA NE OKUYALIM?

      Temmuz 1, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Bir Yansımanın İçinden Dünyaya Bakmak

      Haziran 22, 2026

      Baran Gündüzalp ile ödüllü filmi Rosinante ve ötesi üzerine

      Mayıs 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      SEANS VE SONRASI

      Temmuz 1, 2026

      IL TEMPO SOSPESO.            

      Temmuz 1, 2026

      GATTACA: SEÇİMLERİMİZ GERÇEKTEN BİZE Mİ AİT? 

      Temmuz 1, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » LÂL
    SUAREMAG

    LÂL

    Temmuz 1, 2025Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    zeynep tezel
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Zeynep Tezel

    Gerçek sandığımız bu dünyada, acımasız bir uğultunun içinde yaşıyoruz. Belki de bu yüzden, bir çoğumuz, sessizliği değil de gürültünün içindeki sessizliği daha çok duyuyor, kimi zaman özlüyor. Kapılar kapanıp, uğultu yükseldiğinde, Sartre’ın dediği gibi, “Cehennem başkaları,” oluyor ve suskunlukla yankı arasında sıkışan benlikler de kendi cehennemini yaşıyor.  

    “Sen yazına devam et. Ben kapıyı çekip çıkarım,” dedi Kevser.

    O sırada, sessizliğin gürültüsü mü daha güçlü ve etkilidir, yoksa gürültünün sessizliği mi, diye düşünüyordum.

    Kapı kapandığında yükselen uğultu, Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır,” sözünü doğrularcasına, odanın içinde, cümlelerimin arasına sıkışmış nefeslerin, bakışların, suskunlukların ve kelimelerin birbirine çarpıp yankılandığı görünmez bir işkenceye dönüştü. Duvarlar, eşyalar, hatta boşluklar bile sanki dış dünyaya karşı öfkeyle yükselen bir çığlık fırlatıyordu.

    Hava soğuk, oda ısınmamıştı. Pencereleri de kapayınca şehrin gürültüsü kesildi. Bu sefer de sessizliğin gürültüsü beni esir almaya başladı. Genleşen uğultuyla baş edemiyordum. Elimdeki kurşun kalemle kalakaldım. Öykümün ilk taslağı henüz bitmişti. Üzerinden tekrar geçmeliydim. Biliyordum. Ancak, boş boş oyalanmak beni rahatlatıyordu. Tülün arkasından dışarı baktım. Hava kurşun gibi ağırdı. İş çıkışı omuz omuza yürüyen insanların telâşı canımı sıktı. Perdeleri kapatıp derin derin nefes alıp vererek kitaplarla dolu, loş odada bir iki turladım. Hızlanan adımlarım düşüncelerimi adeta yuttu. Duygularımın hepsi kalemden akıp gitmiş bana da yaşanacak duygu kalmamışçasına başı kesilmiş tavuk gibi dolanıp durdum odada. Donuk, programlanmış, kaskatı bir bedenle. 

    Bir kafese sıkışmış gibiydim. Ancak bu sefer de odadaki eşyaları bulanık görüyordum. Sanki küçülmüşlerdi. Adeta tüm eşyalara ulaşılamaz boyuttaydım. Üstelik bulanık sisin içinde renkleri de solmuştu. Gürültü de artmıştı. Bu çok sık olmuyordu. Duyularım duygularımı çağırmış olacak ki birden ter bastı. Oturdum. Hemen bir tren hayal ettim. Öykümdeki trendi. Hızlıca içine yerleştim. Sis ve gürültü hep aynı duyguyu doğuruyordu. Kopukluk, karmaşa, belirsizlik, kaybolmuşluk ve unutulmuşluk. Sessizliğin gürültüsünün daha boğucu olduğunu söyleyebilirim. Hareket ettik. Hızlıca akıp gidiyordu sokaklar, binalar. Duyduğum ses trenin raylara vurduğundan çok farklıydı. Metalik değildi. İnsanı yutacak gibi tekinsizce çoğalıp azalan bir uğultu. Gürültünün sessizliği. Bir anda oluşan boşluğun genleşirken uğuldaması ve sönmesi gibi veya kendi nefesimizin odada yankılanışı gibi ya da odadaki eşyalar nefes almayı unutmuş da birden hatırlayıp minik titreşimler bırakmış gibi… Hepsi kafa karıştırıcıydı. 

    Gözlerimi kapadım. Hayali trenimin içinde ya da bedenim demeliyim, uğultu çoğalıyordu. “Belki de o virane, kara şehre varmadan ilk durakta inmeliyim,” diye fısıldadım. Sonra hızlıca vaz geçtim bu fikrimden. Kaçmamalıydım. Yeniden öyküme döndüm, unutmamak unutturmamak için ikinci taslağı yazdım.

    ​​​​***

    ÇÜRÜK SAÇ TELİ 

    Kafes hemen yanı başındaydı. Pis, telleri çürümüş. Ten ile ciğerin arasına pas gibi çöken, soludukça insanın içini kirleten o rezil kurumlu havanın hüküm sürdüğü sokakta yaşıyordu. Evinin duvarlarından azat. Dışarıda, bahçe duvarının dibinde, mukavvaların üzerinde. Büyük bir gürültünün sessizliği içinde. Yaşamakla yaşamamak arası bir yerde.

    Kadına, kimi Elmas, kimi Billur diye sesleniyordu. Kömür tozunun, yalnız gökyüzünü değil, insanın ruhunu da kararttığı kasabanın ucunda, bir sokağın köşesinde, mukavvaların üzerinde yatıp kalkıyordu. Defalarca uyarılmıştı. Ancak bu durumun önüne geçilememişti.

    Rüzgâr bile o sokağa uğramaya tiksinir gibiydi ki çoğu zaman yönünü değiştirir, oraya temas etmeden uzaklaşırdı. Madenciler arka sokaktan yürürlerdi. Zira, koku dayanılır gibi değildi. Sidik ve yıkanmamışlığın biriktirdiği kir katman katman olunca, kasabadan birileri hemen haline acırlar, belediye devreye girer, senede bir hamama götürülür, hemşire getirilir, bakımı yaptırılırdı. Genelde Kurban Bayramı’nın hemen öncesinde. Böylece, Kadın da Kurban Bayramı zamanı olduğunu anlardı.  

    Ömer, rüzgârın ve diğer madencilerin aksine, her sabah ve akşam tiksinerek de olsa, Kadın’ın önünden geçiyordu. Komşuydu, arada birkaç kelam da ediyordu. Ayrıca, madene giden yolu uzatmak işine gelmiyordu.

    Ev adeta pisliğe teslim olmuştu. Bahçenin duvarları hiç yıkanmaz, üzerlerinden is kokusu eksik olmazdı. Kurum havada dolanır dururdu. Bitkilerin çürüdüğü zemin ise çamura bulanmıştı. O çamur, kömür artıklarının kustuğu karanlığı saklamaya çalışır gibiydi. Ömer, çocukluğundan beri, bu yerin sadece kirli olmadığını, bahçenin içten içe eridiğini, insanı yutmaya çalışan bir çukur olduğunu düşünürdü. O çukurun içindeki her şeyin kimseye görünmeden yavaşça gömüldüğüne inanmıştı. Emeğin, çürüyen hatırasını sunan kömür karası bir çukur.

    Kendisini de o çukurda hissediyordu. Çünkü babası ne derse o oluyor, dünyanın düzeni de öyle kuruluyordu. Madene indiği ilk gün, yerin altındaki o karanlık, ona yabancı bir karanlık değildi. Daha önceden tanıdığı, belki de çocukken bir soba borusunun içinden bakarken gördüğü karanlıktı. İçinden duman geçen, sesi emen, zamanı ağırlaştıran bir karanlık. Üniversiteyi kazanamayınca da çok üzülmemişti. Eline batmış bir kıymık gibi acıtıp çıkıp gitmişti. Böylece madende çalışmaya başlamıştı.

    Ay sonunda getirdiği üç kuruşun babasının yüzüne yerleştirdiği o gölgeli memnuniyeti görünce güya mutlu oluyordu Ömer. İçki içmiyordu, kumar bilmiyordu. Onu tanıyan esnaf, “Çok iyi evlattır,” diyordu. Bütün bunların içinde, kendisi de ne zaman fark etti bilmiyordu ama, hep aynı yerde durmuş gibiydi. Ya da sanki bir gün aniden büyümüş ve bir daha hiç kıpırdamamıştı. Ömer, babası gibi çalışıyor, onun gibi susuyor, onun gibi ölüyordu ama hâlâ yaşıyordu. Karanlığa her gün inmek, onun içinde başka bir karanlık yaratmıştı. Tiksinse de kadının varlığı onu delirtmiyordu, cezbediyordu. O iğrençlikte bir tür gerçeklik vardı.

    Kadın ise kirden kararmış teni, üst üste giydiği ve artık kumaştan çok kabuk gibi olmuş giysileriyle yaşayan bir çöp yığınına benziyordu. Yanında, paslı bir kafeste tüyleri dökülmüş, gözleri neredeyse çürümüş gibi duran bir kanarya vardı. Bazen paslı kafese uzun uzun bakıp, “Vicdan kapısı kapalı,” diyordu. İçindeki kanarya ise kanatlarını açamıyordu artık. Ama garip bir şekilde hâlâ yaşıyordu. Belki de yaşamıyordu. Belki de sırf Kadın’ın gözüne öyle görünüyordu. Belki de Kadın’ın geçmişinden bir kalıntıydı. Konuşmayan ama çığlık atan bir şeyin sureti. Bazen kendi dışkısını yiyor, bazen ağzında Kadın’ın saç telleriyle oynuyordu. Kimi sabahlar gagasında kan bile oluyordu. Kadın, kafesteki kanaryaya bakıp “Oğlum sanki,” diyordu. Artık adı bile fısıltıyla anılan o büyük grizu patlamasının hemen ardından, oğlunun ölüm haberini aldığı gün, evin içine giren kanarya bir daha çıkmamıştı. Tıpkı bazı soruların bir daha sorulamaması gibi.

    Eski alışkanlıklar, yeraltının karanlığında direniyordu. Ancak belki de kanarya o bedbaht gün görevinden kaçmıştı.

    Ömer ise, kafesteki kanaryaya mıknatıs gibi çekiliyordu. Biraz da Kadın’ın anlattığı hikâyeler kafasını karıştırıyordu. Her seferinde farklı hikâyeler… Kuş ya ölümsüz oluyor ya kadının göğsünden süt içiyor ya da kan emiyordu.

    Ömer’i ilgilendiren durum bambaşkaydı. Kuşu ne zaman görse gagasında hep bir saç teli olmasıydı. O zaman da hep aynı sahne gözünün önüne geliyordu. Çocuktu. Annesinin banyoda düştüğü, aynanın kırılarak kolunu kestiği, annesinin çıplak bedenini örttüğü, hemen sonrasında yerdeki kan gölünün içinde yüzen saç telini hatırlayıp tiksindiği gün. Kaçıp karanlığa sığınmak istemişti. 

    Her gün, kanaryanın gagasındaki saç telini gördükçe yeniden tiksiniyordu. Belki de bir ritüel gibiydi bu durum ve bu yüzden madene inmeyi seviyordu. Annesinin düşmüş bedeninden kalan bir sızı.

    Ömer, madenin karanlığından çıkıp Kadın’ın yanına doğru ilerlerken, benliğini oluşturan katmanları bir bir geride bırakıyordu. Önce işçi rolünü, ardından erkek kimliğini, en sonunda da insan olmanın getirdiği tüm yükleri. Çünkü, orada bir açıklık vardı. Kadın’ın varlığı, kararmış gövdesi, dökülen dişleri, pis kokusu, döküntü evi, kömür karası çamurlu bahçesi Ömer’in içindeki bastırılmış arzuları tetikliyor, onun karşısında, annesinin çıplaklığını hatırlıyordu. 

    Kadın, bir akşam, bir hikâyesinde, “Her sabah madenin içinden çıkarken, benim içimden yeniden doğuyorsun,” dedi. Elinde ise büyükçe bir ayna vardı. Sonra kanaryaya dönüp, oğlunun ismiyle seslendi. Kuş gagasındaki saç telini atıp ötmeye başladı. Ömer delirmiş gibiydi. Etrafta aranmaya başladı. Bahçenin sökülmüş kapısından düşen demir çubuğu kapıp kafese patlatınca tüyler havada uçuştu. Kuşun gözleri parlıyordu. Ya da öyle sandı. Kadın kafese sarıldı. Ardından, “Sen de onun kardeşisin,” deyip kendinden beklenmeyen bir çeviklikle Ömer’in saçından bir tel kopardı. Ömer, hayvansı bir çığlık attı. Bir anlık bir kendilikti bu bağırış. Belki de ilk defa kendisi oldu. Kadın, “Aynaya bakma. Orada ben varım,” derken demirin kırdığı o vahim ses duyuldu. Ardından bir kısık ötüş. Yutkunmuş bir çığlık gibi.

    Ömer, mahkeme boyunca sustu. Bilirkişilerden de alınan destek sonucu savunma raporunda şöyle yazıldı:

    “Fail, toplum içindeki kimliğinin çözülmesiyle oluşan bir boşlukta bu eylemi gerçekleştirmiştir. Bu durumda, kimliğini gizleyen sosyal roller ortadan kalkmış, kişi olduğu haliyle ortaya çıkmıştır. Davranışı akılcı ya da mantıklı bir amaçla değil; daha çok sembolik ve ritüel anlamlar taşıyan, derin psikolojik ya da kültürel dürtülerle şekillenmiştir.”

    ​​​​***

    Hepimiz zaman zaman, farkında olmasak bile, mantıkla açıklanamayacak kadar derin psikolojik ya da kültürel etkilerle yönlendirilen davranışlarda bulunmuyor muyuz? Sessizliğin gürültüsünde belki de birçok kişi aynı kanarya gibi kendini unutturmamaya çalışıyor. 

    Oysa Heidegger, “Varlık unutulmuştur,” der. Belki de bu unutuluş, sesin hiç susmadığı bir çağda, en çok duyulandır. Tükenmeyen bu koca uğultu, bu akışkan gürültü, yatay dünyamıza yayılıp bizi ele geçiriyor.

    Varlığın unutuluşunun en temel nedeni, en derin belirtisi, aşırı ve kaotik seslilik değil de nedir? Gürültünün kucaklayıcı sessizliğine kavuştuğumuzda, gerçek anlamın derinliğine dalmıyor muyuz? Sorguluyorum.

    Uğultunun şiddetiyle, doğadan ve doğallıktan uzaklaştıkça, sadece dış duyularımız değil, içsel duyularımız da çok yorgun artık. Denge duyumuz çöküyor, vücut farkındalığımız hissizleşip zaman algımız bulanıklaşıyor. Hâttâ söyleyemediklerimiz bazen daha yüksek bağırıyor. Tam bir suskunluk. Lâl. 

    Yine gözlerimi kapadım. Kompartmanda tek başımayım. Binalar, sokaklar, ekranlar, dijital dünya, yapay ışıklar yerlerini kırlara, ormanlara doğaya bırakmış akışıp gidiyor.Trende olduğumu hayal etmek sakinleştirse de uğultu bitmiyor, benimle taşınıyor. Yine de içimde tuhaf bir yankı. Hiç dinmeyen bir iç konuşma, yargılama, bir yorum.

    Gürültünün sessizliği yine sessizliğin gürültüsüne evriliyor. Odanın içinde, hayali trenimin kompartmanında, kendi içimi deşiyor, kaçacak delik arıyorum. Bulamıyorum. Uğultu yükseliyor. 

    Evet, doğrudur. Sartre’ın söylediği gibi, “Cehennem başkalarıdır,” dediği andayım. Başkalarının seslerinin bende oluşturduğu yankının cehennemindeyim. İçsel sessizliğim asla ölmemeli. Aksine dış sesleri anlamlandırmalı. Gürültünün sessizliğiyle buluşup anlamı oluşturması için çabalamalıyım. 

    Anlamı oluşturmak için de bir duraksamaya, bir nefese ihtiyacım var. 

    Belki de en derin uyanış, bir gürültünün sonunda gelen sessizlikte oluyor. Bu sefer çığlığımı kendi içime fırlatıyorum. Sessizliğime kulak verenlerin anlayacaklarına inanarak.


    Zeynep Tezel, Fransız Dili ve Edebiyatı mezunu. Tahsin Yücel, Berke Vardar gibi değerli hocalarıyla geçen üniversite yıllarından çok sonra 2022 senesinde yeniden edebiyat dünyasına döndü. Varlık Yayınları, Hikâyeci gibi dergilerde, İshak Edebiyat gibi dijital platformlarda, Eylül, Dışarıda Kalanlar, Ayna Meselesi, Anne Gölgesi, İstanbullu Öyküler gibi çeşitli kolektif kitaplarda öyküleri yayımlandı. Distopya Dergisi’nin yazarları arasında yer alan Tezel, 2023 Edebiyatist Kristal Kalem Öykü Yarışması’nda kısa listeye kaldı ve seçki kitabında öyküsü yayımlandı. Yazı yazabilen kişi olmak için çabalıyor.

    Yazarın Diğer Yazıları
    SuareMag – Haziran 2025
    SuareMag – Mayıs 2025
    SuareMag – Nisan 2025

    suaremag temmuz yazar Zeynep Tezel

    Related Posts

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026 Manşet

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026 Hakan Akdoğan
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026 Fotoğraf

    Fotoğraf sanatçısı ve akademisyen Nihal Gündüz, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileriyle hazırladığı “Yüzleşme: Hayalet…

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026

    BIRAKIN ÇELİŞEYİM

    Temmuz 1, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Acayip Müzenin Oyunları

    Ocak 23, 2026 Çocuk

    SuareMag Şubat 2026

    Şubat 1, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    BKM ve DOT’tan kız neşesiyle dolu bir Jane Austen uyarlaması: GURUR ve ÖNYARGI* (*gibi bir şey)” 

    Ocak 6, 2025 Tiyatro
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

    Temmuz 5, 2026

    Golconda: Gerçekten Seçiyor muyuz?

    Temmuz 5, 2026

    SuareMag Temmuz 2026

    Temmuz 1, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.