Duygu Görücü
Güneş tepede tüm sıcaklığını üstümüze salıyordu. At arabasının arkasında yerdeki taşlar da bu sıcağı daha da hissedilir kılıyordu. Başımızı koruyacak yer yoktu. Bize ait olan yerlerimizden edilmiş, başka yerleşim yerine doğru gidiyorduk. Sebebini anlamadığım bir şeydi bu. Neden doğup büyüdüğümüz, geçmişimizin olduğu yeri terk ediyorduk? Herkes hüzünlüydü ama aynı zamanda da çaresizdi. Sırf birileri istedi diye ve gücümüz karşı koymaya yetmediği için tüm geçmişimizi terk ediyorduk. Tarih yazdığımız yerleri bırakıp başka bir tarihe doğru yol alıyorduk. Bu yaşta olduğum için anlamıyordum herhalde. Büyüklere sorduğumda “Küçüksün, ilerde anlarsın,” demeleri de bundan sanırım.
Daha kaç gün yollarda olacaktık bilmiyorum. Annemin kucağına yattığımda hâlâ kafamdaki soruların cevabını bulmaya çalışıyordum.
Gözümü açtığımda durmuştuk. Etrafıma baktığımda yeşilliklerin seyrek bozkırın bol olduğu bir yerde olduğumuzu gördüm. Büyükler inmiş, çadırları kuruyordu. Annem bana bakarak, bilgi verdi: “Dinleneceğiz, daha sonra yola devam edeceğiz.”
Başımı sallayıp, at arabasının arkasından indim. Bacalarım tutulmuş olmalı ki indiğim gibi yere kapaklandım. Hemen yerden kalktım. Diğer çocuklarla birlikte buluşup, oyun oynamaya karar verdim. Arada sırada büyükleri izliyordum. Kaç gün kalacağımızı sorduğumda diğer çocukların da bilmediğini öğrendim. Bu olduğumuz yeri terk etme işine bir tek ben üzülüyordum galiba… Herkes memnun görünüyor. Bugüne kadar yaşadığı topraklardan, yerlerden gönderilmekten nasıl memnun olur ki insan? Çocuk olduğum için mi anlayamıyorum yoksa ben mi değişik biriyim?
İki gece konakladıktan sonra yeniden yollardayız. Acaba nereye gittiğimizi biliyor muyuz? Anneme sorsam kesin cevapsız bırakır. Babam da en önde gidiyor, ona da soramam. Bilinmezliğe gidiyoruz gibi geliyor. Kaç gün oldu yola çıkalı sayamıyorum. Bir kez konakladık. Daha ne kadar gideceğiz? Bizi yerimizden edenler kimlerdi? Neden direnmeden kabullendik ki? Of! Bir sürü sorum var ama cevaplayacak kimse yok. Canım sıkılıyor. Uyumaktan da sıkıldım. Keşke yeniden dursak da oyun oynasam.
Araba durunca uyandım. Ne zamandır uyuyorum bilmiyorum. Etrafa baktığımda yemyeşil bir alan içinde geniş toprak parçaları gördüm. Anneme baktığımda yüzünde gülümseme vardı. Eğilip, “Bak yeni yaşayacağımız yer burası,” dediğinde ben de onunla birlikte mutlu oldum. Hemen arabadan inip, diğerlerine yardıma koştum. Herkes gülüyordu. Tıpkı eskisi gibi neşe vardı ortamda. Belki de yeni yere gelmek o kadar da kötü değildi. İstediğimiz zaman gidebilirdik. Yoksa neden bu kadar mutlu olunsundu ki ayrıldığımız için?
Koşarak arkadaşlarımın yanına gittim. Onlar da benim gibi hemen oyun derdine düşmüştü. Yerleşme işi büyüklerindi. Bize öyle söylenmişti. Yakındaki ağaca tırmanıp etrafa bakmak istedim. Tam tepeye varmıştım ki ayağım takıldı ve sendeledim.
Gözümü açtığımda kütüphanedeydim. Önümdeki kitaba baktım, konusu: Kavimler Göçü.
Ne zamandır buradaydım ki? Saate baktım, neredeyse iki saat olmuş. Elimdeki kitabı kapattım, görevliye verdim. Eski sokağıma girdiğimde tanıdık yolların huzuru sardı içimi. Mavi kapılı taş evin önüne geldiğimde anahtarımı sokup eve girdim. Üst kata çıktığım merdivenlerin her basamağında anılar gözümün önünden geçti. Büyükbabamın evin ilk alınışı sırasında büyük büyük dedelerimizin verdiği emekler ile büyükannemin babam ve halalarımla ilgili anlattığı çocukluk anıları ve daha birçok yaşanmışlık. Aile yâdigarı bu evi almak için verdiğim her çabaya değmişti. Yıllar sonra bu eve dönüşüme ailem dâhil kimse anlam veremese de ben biliyordum. Köklerime yakın oldukça daha güçlü olacaktım.

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

