Duygu Görücü
Mutluluk bu olsa gerek.
Gözümü açtığımda ışık çok fazla gelmişti. Onca zamanı karanlıkta geçirince birden aydınlık haliyle ürküttü. Yanımda annem ve kardeşlerim vardı. Soğuk dip dibe durduğumuzdan bizi etkilemiyordu. Güzel zamanlardı. Karnım toktu. Oyunlar boldu. Yağmur yağmadığında ve rüzgâr esmediğinde çok daha güzel olsa da memnundum. İlk gün titreyerek sonrasında ise daha güçlü şekilde yürümeye başlamıştım. Koşturuyor, zıplıyor küçüklüğün her şeyini yaşıyordum. Bir sabah üşüyerek uyandım. Etrafıma baktığımda kimse yoktu. Sesleri duyunca koştum. Kardeşlerim, annemin başındaydı ve o hiç kıpırdamıyordu. Uzun süre başından ayrılmadık. Kimsesiz kalmıştım. Derken günler içinde kardeşlerim de kayboldu birer birer ve artık hepten yalnızdım. Her şey de ondan sonra oldu.
Günlerce sokaklarda gezdim. Bulduğum köşelerde soğuktan korunmaya çalıştım. Arabalardan kaçmak neyse de çocuklar beni daha bir yoruyordu. Karnımı çok doyuramıyordum. Etrafta gezdiğim her an kardeşlerimi arıyordum ama yoktular. Neden gittiklerini hiç anlamadım. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Bir sabah yerimden kalkamadım. Kıpırdamak istedim ama yok, oynatamadım vücudumu. Güneşin sıcağına sürünerek de olsa ulaştım. Yanımdan geçenler bakıyor ama yardım etmiyordu. Büyümüştüm. Korkuyorlardı muhtemelen. Hâlbuki zarar vermezdim onlara, bilmiyorlardı. Gücümü toplamam birkaç günümü aldı. Yavaş hareketlerle yerimden kalkıp, yolun kenarından yürümeye başladım. Karşıdan karşıya geçmek için hamle yaptığımda gelen fren sesi ile kendimden geçtim.
Tatlı bir sıcaklık vardı. Hevesle gözlerimi açtım ve hiç tanımadığım beyaz duvarlarla çevrili odada olduğumu gördüm. Ne zaman nasıl gelmiştim bilmiyordum. Derken kapı açıldı ve içeriye giren güler yüzlü genç “Vay… Kendine gelmişsin dostum,” dedi. Tanımadığım kişiden gelen bu samimiyet beni biraz tedirgin etti. Anlamış olacak ki “Korkma, zarar vermeyeceğim sana, biraz misafir edeceğim sadece,” diyerek az da olsa rahatlattı. Hâlâ ürkeklik vardı üzerimde. Kıpırdanmaya çalıştım tüm vücudum acıdı. Ne olmuştu bana? Sormaya da korkuyordum. Tek güzel olan şey aç değildim ve üşümüyordum. Biraz daha kendime gelince etrafı incelemeye başladım. Daha önce hiç böyle bir yer görmemiştim. Duvarlarda yazılar, resimler vardı. Güneş içeri giriyor, beyaz duvarlara vurdukça daha bir aydınlık oluyordu. Kendime sormayı bırakıp, gücümü toplamaya karar verdim. Zarar vermeye kalkarsa kaçmak için güçlü olmalıydım.
İyice alıştığım bu yerde dolaşmama izin vermeye başlamışlardı. Benim gibiler geliyor, onlarla ilgileniyordu o genç. Benden farklı olarak gelen herkesin yanında insanlar vardı. Kenarda oturup, onları izlemek güzeldi. Derken benimle ilgilenen kişi “Burada olmanı çok isterdim ama maalesef uzun süre buralarda olmayacağım. Bir geziye gitmem gerek. Seni temizliğine ve bakımına güvendiğim bir yere götüreceğim. Üzülme, olur mu?” dediğinde öylece baktım yüzüne. Alışmıştım. Neden bırakıyordu beni? Başımı önüme eğdim. Ben kimdim ki ona laf söyleyecek. Biraz mırıldandım ama beni kucaklayınca onun da benim kadar üzgün olduğunu anladım. Çaresiz kabullendim.
Ertesi gün beni arabaya bindirdi ve hareket ettik. Yol boyunca sessizdim. Yeni yere vardığımızda arabadan indik. Etrafıma baktığımda birçok arkadaş olduğunu gördüm. Yalnız değildim. Gerçi geldiğim yerde de tüm gün gençle beraberdik ama burası daha kalabalıktı. Mutlu olduğumu görünce “Sana iyi bakacaklar, emin ol,” diyerek beni kucakladı. Başka birisi ile birlikte yeni yerime doğru yürüdük. Yan tarafımda kalan arkadaşlarımla çabucak kaynaşmıştım. Sonraları öğrendim ki buraya barınak deniyormuş. Benim gibi sahipsizler konaklıyormuş. Şanslı olanlar sahipleniliyor ve yepyeni, sıcacık yuvalara kavuşuyormuş. Acaba beni de seven, sahiplenen olur muydu ki?
Artık yalnız değildim. Aklıma geldikçe anneme üzülüyor, kardeşlerimi özlüyordum ama oyun oynayınca unutuyordum üzüntümü. Günler güzel geçiyordu. Karnım toktu. Bol bol koşup, oynamamıza izin veriliyordu. Uyumak için sıcak ve korunaklı bir yerim vardı. Sokaktan kat kat iyiydi. Benden eski olan arkadaşlarım burasının iyi olduğunu, başka yerlerde dövülen, aç bırakılanların olduğunu söyledi. Oradaki arkadaşlarıma üzüldüm. Sokakta kaldığım zamanlar aklıma geldi. İnsanlar hele ki bazı çocuklar çok acımasız olabiliyordu. Kaza geçirip, o genç beni almasaydı belki de hâlâ aynı şeyleri yaşıyor olacaktım.
Her gün birileri geliyordu olduğumuz yere. Bizimle oynuyor, besliyordu. Bazı günler daha kalabalık oluyordu. Arkadaşlarımdan gidenler de oluyordu o kalabalık günlerde. Eskiler sahiplenildiğini söylüyordu. Ne güzel, sevildikleri yerlere gidiyorlardı. Burada da seviliyordum ama sadece bana ait olan bir sevgi daha güzel olurdu. İyice alışmıştım buraya. Güçlenmiştim. Yine kalabalık günlerden biriydi. Böyle günlerde bize ayrılan bölmede duruyorduk. Olduğumuz kısımlara yanaşanlardan birisi benim yanıma geldi. Elini uzattığında öncekilerden farklı bir şey olduğunu anladım. Evet seven çoktu ama ben yine de ürkek davranıyordum. Ama bu kez, başkaydı. Farkında olmadan eline doğru yürüdüm. Başımı okşadığında kendimden geçtim. Beni seven kız “Kesinlikle bu olmalı, baksana tüyleri yumuşacık, gri, çok tatlı,” diye yanındakine söyledi. Bir süre sevdi beni sonra uzaklaştılar. Onlar gidince nedense üzüldüm. Bir an sahiplenecekler sanmıştım. Köşeme çekildim ve sonra gelen kimsenin yanına yanaşmadım.
O günden sonra üzüntüden mi bilmem eski neşem kalmadı. Arkadaşlarımla oynasam da çabuk sıkılıyordum. Başkalarının da geleceğini, olayı uzatmamamı söyleseler de nedense olmuyordu. Sıkkın olduğum bir gün köşemde yatarken bir hareketlilik oldu. Arkadaşlarımın olağandan farklı davranışları dikkatimi çekince kalkıp bakmak istedim. Ve işte o an onu gördüm. Beni seven o kız. Göz göze geldiğimizde istemsizce kuyruğum sallanmaya başladı ve çığlıklar eşliğinde bana koştu. Gelmişti. Unutmamıştı. Yanında annesi ve babası vardı. Onlara dönüp “ Bakın, gitmemiş, beni beklemiş,” diye bağırıyordu. Yanıma çömeldiğinde hemen patilerimi dizlerine koydum. Sımsıkı sarıldı bana, ben de ona sokuldum iyice. Boynuma geçirdiği tasmayı görünce ürktüm. “Canım, kaybolmaman için bunu takmam gerekiyor. Böylece seni bulanlar bana getirebilsin,” diye teselli ettiğinde durumu anladım. Arkadaşlarıma veda etmek için seslendim ve sonrasında onunla birlikte arabasına bindik. Eve girdiğimizde sadece ikimizin yaşayacağını anladığımda mutluluğum daha bir arttı. Artık bir yuvam ve beni seven birisi vardı.
Mutluluk bu olsa gerek, dedim içimden.

Duygu Görücü, Balıkesir’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Balıkesir’de, liseyi yatılı olarak İzmir’de Maliye Okulu’nda okudu. 1996 yılında başladığı memuriyet hayatı devam ederken, öğrendiği günden bu yana okumayı, ortaokuldan bu yana da yazmayı seviyor. İki kolektif kitapta öyküleriyle yer aldı. Halen kızı ve kedisiyle Balıkesir’de yaşıyor ve yazmaya devam ediyor.

