Benan Bilek
Bildiğin bütün kelimeleri kâğıdın dışında bırakarak yazıyorum sana bu kez. Okumayacaksın, olsun. Ben zaten hiç sen oku diye yazmadım. Sen bil diye sevmedim; sen gör diye dizmedim kelimeleri. Sen üzül diye de gitmedim. Gidişimin bir açıklaması olsun istemedim; çünkü açıklamalar hep gecikir. Ben gittiğimde kelimeler yetişmemişti.
Belki görürsün diye gittim. Belki bulursun diye. Gelmedin. Gidişim bir arayıştı; ikimizi arayışım. Sende olmayanı değil, bende tamamlanmayanı aramışım; bunu şimdi daha rahat söyleyebiliyorum. Aramakla beklemek arasındaki farkı öğrendim kendimi sensiz bırakarak. Beklemek, aramanın durduğu yer değil, başka bir biçimiymiş.
Bir akşam, kolunu ceketinden sıyırırken saatin masaya çarpma sesini duymuştum. Metalin ahşaba değdiğindeki sesi hâlâ aklımda. Her şey o anda yavaşladı. Elin kısa bir süre masanın üzerinde durdu, bana değmedi. “Birazdan” dedin. Sesin aceleciydi, yüzün değil. Kapı kapandı. Odanın içinde kolumun soğuduğunu fark ettim. Sonra omuzlarım… Sonra sırtım… Soğuk, tek bir yerde kalmadı. Üşümem geçmedi bir daha.
Bu mektubu yazarken saati masanın üzerine yüzüstü bıraktım. Akreple yelkovanın birbirini görmesini istemedim. Bekleyiş böyle daha katlanılır oluyor. Saat yine de çalışıyor; susturulmuş olması durduğu anlamına gelmiyor. Camındaki çizik, her baktığımda başka bir yeri kesiyor. O çizik, bana zamanı hatırlatmıyor; beklediğim şeyin geçmediğini hatırlatıyor. Zamanın canı acıyorsa, sesi bundandır belki.
Beklemek sandığım gibi boşluk değilmiş. Beklerken insanın içi doluyor. Saatin ağırlığı masayı biraz daha aşağı çekiyor; ben de onunla birlikte duran zamanlara doğru çekiliyorum. An an yazışıyorum biriktirdiklerimizi. Bedenim senden kalan küçük hareketleri saklıyor; ses tonunu, anahtarları masaya bırakışını, arkamdan kapıyı kapatışını. Bunları hiç unutmamışım; sadece üzerlerini örtmüşüm. Ama örtmek, onarmak değil. Zaman geçmiyor. Birikiyor. Arayış da böyle bir şey galiba, yükü doğru yere koyamamak.
Saati çevirip bakıyorum. Hayatımın bütün rakamları birbirinin peşi sıra dizili. Aralarındaki mesafe ne kapanıyor ne açılıyor. Seninle aramızdaki rakamlar dakikalarla sabit; yakınlaşmak istesem de olmuyor. Rakamların üst üste gelemeyeceğini gösteriyor saat. Öylece bakıp kalıyorum; bir araya gelemeyen bize. Bir süre elimde tutuyorum saati. Ağırlığı tanıdık. Bir zamanlar bekleyişin bundan ibaret olduğunu sanırdım. Şimdi biliyorum; beklemek bazen bırakmamaktır, bazen de taşıma biçimini değiştirmek.
Kurma pimini çeviriyorum. Parmaklarım tereddüt etmiyor. Ses, odanın içine yayılmıyor; bana yetiyor. Saat yeniden çalışıyor. Kordonunu bileğime takıyorum. Ne sıkı ne gevşek, olduğu kadar. Fazlasını istemiyorum artık.
Birazdan bu mektubu da zarfa koyacağım ve yine göndermeyeceğim. Saat çalışmaya devam edecek. Zaman, beklemekle vazgeçmek arasında susacak. Ben o suskunluğun neye benzediğini biliyorum epeydir. Uzun süre sustuktan sonra insan, susulanların içini de duymaya başlıyor.
Susulanların kelime aralarını duymayı seninle öğrendim. Senden en çok sessiz sözcüklerin anlamını öğrendim.
Şimdi biraz uyuma vakti. Zarfı kapatıp gönderilmemiş mektuplar çekmecesini açıyorum. Belki yarın başka şeyler yazarım sana; zamanın durduğu mavi denizlerden bahsederim. Hatta orman yürüyüşlerimizdeki yeşil serinliği çekeriz belki de birlikte. Ama bugün zaman griye boyalı.
Saat çalışıyor; duyuyorum. Duruyorum. Tık.

Benan Bilek, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde okumak için geldiği İzmir’de yaşayan bir İstanbullu. Öğrencilik yıllarından bu yana iletişim sektörünün farklı dallarında görev yaptı. Metin yazarlığından ajans başkanlığına, dergicilikten senaryo yazarlığına uzanan iletişim deneyiminin sonunda yolu sanata vardı. Un elekleri üzerine ipliklerle yaptığı resimlerle pek çok kişisel sergi açtı; “Yaşam Elekleri” atölyeleri düzenledi. Türkiye’nin izleyicisi sadece kadın olan ilk stand-up projesini hayata geçiren Bilek’in Gece Tuşları, Duvarlar Şahit, Çin Çin Çini Mini Hanım, Rezene öykü kitaplarının yanı sıra Punta – Bir Meyhanenin Romanı adlı eseri bulunuyor. Bilek, öykü yazmaya, sahne gösterilerine, özel atölye çalışmaları ile kasnak ve elek üzerine ipliklerle resim yapmaya devam ediyor.


