Alperhan Benlioğlu
“Olamaz! Buzdolabı yine arıza yapmış.”
Barmenin sesi her zamanki gibi aceleciydi. Beklemekten hoşlanmazdı. Oysa buzdolabı için her şey beklemekti. Kapağından süzülen ter damlaları, sadece sıcağın değil, zamanın ağırlığının da iziydi. Yine gelmişti. Her gelişinde olduğu gibi, bekleyişi hızlandırmıştı. Kafasının arkasında tuzlu saçlarıyla gülümsüyor, varlığıyla zamanı askıya alıyordu.
Ada ilk günkü gibiydi. Deniz, kıyı boyunca sessizce uzanıyor, beyaz kumlar ışığı saklıyordu. Buraya gelenler kısa kalırdı ama izleri uzun sürerdi. Buzdolabı içinse zaman hep uzundu. Beklemekle genişliyordu.
“Tamam, soğutuyor.”
Barmenin sesiyle an yeniden başladı. Oysa buzdolabı için an hiç bitmemişti. Kadını gördüğünde içindeki soğuk dengesi bozulur, çalışmak zorlaşırdı. Sanki tüm gücü, ona dokunmayan bir sıcaklığı bastırmak için vardı.
“İşte bunu seviyorum,” dedi kadın.
O an bekleyişin sesi değişti. Yağmur başladı. Ada buna alışkındı. Ansızın gelen, hızla geçen bir yağmur. Gökyüzü kararır, sonra yine açılırdı. Buzdolabı her yağmurda aynı şeyi beklerdi. Onun, yağmurda kalmasını. Şemsiyesiz yürümesini. Geri dönmesini.
“Keşke bir şemsiyem olsaydı,” dedi kadın.
Bekleyiş daha da derinleşti. Barmen koşan insanları izlerken, buzdolabı sadece onu izliyordu. Yağmur bittiğinde kadın uzaklaştı. Toprak yumuşaktı. Gidiş her zaman sessizdi. Beklemek gürültülüydü.
Bar onsuz daha soğuktu. Geceler daha uzundu. O geceleri hiç gelmezdi. Buzdolabı geceleri beklerdi. Yıldızlara bakarak, gelmeyecek bir adımı düşünürdü. Bir dilek hakkı olsaydı, beklemek ister miydi? Yoksa bekleyişi sona erdirmek mi? Onun bekleyişi kadın, kadının bekleyişi yağmurdu. Peki yağmurun bekleyişi? Yağmurun bekleyişi de küçük dokunuşlardır belki.
İnsan olmak zor gelirdi. İnsan beklerken yaşlanırdı. O ise beklerken paslanıyordu. Yine de vazgeçmiyordu. Çünkü beklemek, onun varlık sebebiydi.
Ertesi gün geldiğinde, bekleyişin en ağır cümlesini söyledi:
“Son içkilerim. Geri sayım başladı.”
Beklemek artık sonluydu. Gidiş yakındı. Ama tüm mutlu hikayelerde olduğu gibi onun hikayesinde de yedi kat göğün ardından, sadece temiz yüreklerle edilen dualara gelen cevap ona da geldi. O gece bir dilek hakkı verildi buzdolabına. Işık barı doldurdu. Sadece bir dilek!
Buzdolabı bağırdı:
“Şemsiye olmak istiyorum.”
Bekleyiş artık hareket edebileceği bir şeye dönüşmüştü. Artık onunla gidebilir, bütün ömür beraber olabilirlerdi. Hele bir de yağmurlu bir şehirse yaşadığı. Bir ömürden de fazlası.
***
Sabah olduğunda buzdolabı yoktu. Tezgâhta ise bir şemsiye duruyordu. Rengarenk tatlı mı tatlı bir şemsiye.
Kadın geldi.
“Aynısından istiyorum,” dedi. “Son kokteylim.”
Barmen bu sefer farklı yaptı. Küçük bir şemsiyeyi kokteylin içine bıraktı. Kadın gülümsedi. Renkli şemsiyeyi eline aldı. Dilinin ucuyla dokundu. Sonra tekrar bıraktı. İçti. Bir daha aldı. Son kez dokundu.
Ve çöpe attı.
Küçük şemsiye, çöp kovasının içinden kadına baktı. Artık bekleyiş bitmişti Bitiş ama yalnız bırakılarak. Bitiş ama bir iz bırakarak.
Beklemek, her zaman bir iz bırakırdı. Çünkü beklemek, gitmekten daha uzun sürerdi.

Alperhan Benlioğlu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümleri’nden mezun olduktan sonra kariyerine Hacettepe Üniversitesi’nde MBA ile devam etti. Aselsan’da 12 yıl Proje Yöneticisi olarak görev yaptıktan sonra, kariyerini Prowin Danışmanlık’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak sürdürüyor. Sinema ve edebiyat ile yakından ilgileniyor. “Sihirli Maceralar Kitabı”, “Bal Porsuğu Uzaylılara Karşı” ve “Hindistan Cevizine Ne Oldu?” isimli üç çocuk kitabı bulunuyor. Bugüne kadar şiir ve hikayeleri 10’un üzerinde farklı kolektif kitapta yer alırken, yazmaya devam ediyor.

