Betül Çakıroğlu

Çok uzak bir ülkede bir kral ve kraliçe yaşardı. Kral ve kraliçenin bir çocukları oldu. Prenses çok güzeldi. Ama bir kusuru vardı. Çok iyiydi. Bir uşak bir gün prenses sek sek oynarken yanına gidip ona bir kardeşi olacağını söyledi. Ancak kardeşi onun gibi olmayacaktı. Kötü çok kötü olacağını bir cadının kehanetinde duyduğunu söyledi. Kendisine zarar gelmemesi için kaçmasını tavsiye etti. Kesesine bir sürü tohum koydu. Prenses tavsiyeye uydu. Anne ve babası onu kaybettiklerini düşünüp günlerce, aylarca, yıllarca ağladılar. Doğan çocuğun beşiği gözyaşlarına doydu. Prens altın ve gümüşlerle bir de hüzünle büyüdü. Adını Prensesle aynı koydular.
Beyaz atıyla evinden çok uzaklarda olan Prenses günlerce, aylarca, yıllarca gitti. Bir gün iki kadınla karşılaştı. Kadınlar patates ekiyordu. Prenses onların yanında kalmak istedi. Kadınlar kabul etmedi. “Patatesler ancak bize yetiyor,” dediler. Prenses şöyle dedi. “Patatesin yanına ahududu, böğürtlen ekmişsiniz. Bu ona iyi gelmez.” Kadınlar cevap verdi. “Bunlar yabani biz ekmedik.” Prenses kesesindeki tohumlara baktı. “O zaman izin verin sökeyim. Yerine lavanta, kadife çiçeği ekelim.” Kadınlar burun kıvırdı. “Bunlar karın doyurmaz.” Yine de karşılığında biraz patatese kabul ettiler. Kızın atı güzeldi kendi de ama üstü başı biraz pisti. Daha da pislendi. Böğürtlenin içindeki sarı yıldız dikenlerinden başına taç yaptı. Kadınlar garipsedi. “Benim adım bu. Sarı Yıldız,” dedi sevinçle Prenses. Patates yemedi ama o geceyi orada geçirdi. Sabah yoluna devam etti…
Sonra bir karı koca ile karşılaştı. Adam dev kadın cüceydi. Onlar da havuç tarlasındaydı. Göz alabildiğince her yer havuç tarlasıydı. Bir tavşan gibi mutlu oldu. Adam ve kadın onu tarlada çalışsa bile yanlarına almayacaklarını söylediler. Çünkü denizlerde yaşayan bir oğulları vardı. Onun gelmesini bekliyorlardı. Ve havuçları o kadar da verimli değildi. Prenses havucun yanına ektikleri dereotunun bu tarlaya hiç uygun olmadığını söyledi. Dev ve cüce bu bilmiş kıza sinirlendi. “Sen nereden bileceksin,” diye çıkıştılar. Prenses kesesinden kişniş ve biberiye tohumu çıkardı. Onlara anlattı. Prenses ben dikerim dediği için de karı koca karışmadı. Sarı yıldız dikeni tacı bazen alnını kaşındırdı. Dereotlarını söktü, kişniş ve biberiyeyi dikti. Havuç yemedi ama o geceyi orada geçirdi. Sabah yoluna devam etti.
Prenses az gitti uz gitti. Bir devle daha karşılaştı. Bu yalnız bir devdi. Dağları eliyle vurup dümdüz ediyordu. Kızın parıltısından gözleri kamaşan dev Prensese yine de baktı. Dağları un ufak ederek yeni tarlalar yaptığını söyledi. Prenses ne ekeceğini sordu. Dev daha bunu bilmiyordu. Ona hemen bir tarla şeması çizdi. Üç kız kardeşi yani kabak, mısır ve fasulyeyi nasıl ekmesi gerektiğini söyledi. Tohumlarını verdi. O geceyi devin evinde geçirdi. Sabah yoluna devam etti.
Prenses dere tepe düz gitti. En son bir eve vardı. Güneşin kızıyım diyen bir cadıyla tanıştı. Prenses de adını söyledi. Sarı Yıldız. Cadı onu kendi kızı gibi sarıp sarmaladı. Prenses başına gelenleri anlattıkça Güneşin Kızı dinledi. Günler, aylar, yıllar geçti…
Bir süre sonra Prenses evini özlemeye başladı. Güneşin Kızı ona bir sürü büyü, büyülü tohum, büyülü yemek verdi. Yola çıktı.

Betül Çakıroğlu, Gelibolu’da doğdu. Mimarlık eğitimi için geldiği İstanbul’da kızıyla birlikte yaşıyor. Mimarlık bir yana edebiyat sevgisi bir yana diyen yazar her zaman çantasında taşıdığı kitaplarından vazgeçmiyor. Çocuk kitapları yazma, çocuk kitapları editörlüğü, çocuk ve gençlik edebiyatı başlıklı çeşitli atölyelere katıldı. Yazarın ilk kitabı Kumdan Hayaller olsa da kollektif kitaplarda öyküleri ile ve editörlük yaptığı kitaplarla da okuyucu ile buluştu.

