Fatma Maksude Kılınç

Bizim adam, Saffet, her sabah bağrınıp durur, nerde benim çorabım, nerde benim içliğim, pantolum deye. Ülen bişeyini doğru yere komaz, işi gücü bağırmak. Anam bunun gibilere “el iyisi, ev ayısı” derdi. Öyle vallaha. Dışarda görsen sanki bir melek, kibar. Hani neredeyse beyefendi dicem ama köylük yerde olmucak. Evde nasıl dersen, ayı derim bak, tam ayı. Hönkürür, hark hark boğaz temizler, eli hep apış arasında, helada bi orya bi burya gari ne dersen. Bi de bağırmayı çok sever, her şeye bağırsın. Dışardan duymuyolar mıdı, nemene bi şey olduğunu anlamıyorlar mıdı bilmenki. Emme bize, bene, iki gızıma çektirdiklerini sormayın gari. Ama netçen, başa gelen çekiliyo işte. Bi güççük gızım hakkından geliyo, oh oluyo ona.
Anasıgil çok şımartmış bunu, okulda da hep saçımızı çekerdi bu Saffet ayısı. Elini çimdikler, iter kakardık ama oğlan kuvveti işte, illaki çekerdi saçımızı. Kala kala bana kaldı gari bu. Bubamgil, bunun anasını, bubasını pek severlerdi. Verdiler gittim artıkın. Napçan, vaa mı başka çare. Orta bir terk, bi iş güç bilmen, topraktan başka. Bak bütün otları bilirin ben. Büyük anam köyün otacısıymış, bana da el vermiş sağ olsun. Sağ olsun derken olmadı tabe, gadıncaaz göçeli çok oldu. Rahmetle işte ne diyem. Her bi otun neye iyi geldiğini içimden bilirim ben bi de. Kimsenin demesine gerek yok. İncelerim damar şeklini, koklarım, eğer içime sindiyse barnağımla ezer, tadına bakarım. Önce ben denerim bilmediğim bişeyse, öğrenirim, bellerim, sonra ihtiyacı olana veririm. Böyle böyle üç beş kuruş gelir elime ama hep biriktiririm, demem hiç adama param va deye. Birikir durur ocağın baca kıyıcığında işte. Gızlara ilazım olur belki büyük büyük okullara gideriken. Dursun, paranın fazlası mı olu heç.
Evin önünde bi dönüm tarla var. Evi kıyıcığına oturtmuş kayınbubamgil, nur içinde yatsınlar. Bu ayı gibi değillerdi valla. Kayınbubam kaveye gider pişpirik oynar eve gelince “Kiraaz, yap kızım bi okkalı,” der başka da bişey istemez benden. Kayınnam desen baççeyi benle çapalar, bildiği otları anlatır diker, tohum nasıl alınır, bildiği her şeyi öğretirdi. Bizim köyün gadınlarının hepiciği toprağı bilir bak, otları bilir, mantarı tanır amaaa herifler bi boka yaramaz. Akılları fikirleri kaveye gitsinler, maç baksınlar, bi de uçkur yarıştırsınlar, başka da bişey bilmezler. Anca işte ürün alıncaksa, garıya yardım edeler, ne etçeklerse edeler ürünü, parasını da hop cebe atalar. E işte eve alıncakları alıverirler sağ olsunlar, garılar para neyin bilmez heç.
Sonra bir gün, sepsessiz buluverdim yatakta bunu. Sabah ezan vakti, bu adam kim deye düşündüm önce, sessiz ya. Ani gı benim adam bu, mosmor, gözleri belermiş, ağzı köpük içinde öyle yatıpduru. Akşamleyin görmedidim onu geç gelmiş belli ki. Ne yidi ne içti Allaaan domuzu. Kontrol ettim, yok, yok, ölüvemiş gı bu ya. Bi çığrınmışım sanırsınız kıtır kesiyolar. Gızlar kalktı, bubam da bubam. Komşular, tüm köylü doluştu eve. Her kafadan bi ses. Kimi der “Kiraz öldürüvemiş adamı, e napsın gız, bıktı tabe.” Kimi der “ağşam ne zıkkımlandı kimbilir. Her bi boku yirdi Saffet. Bulmuş başının götünü.” Muhtar emmi geldi, candarmeye haber etmiş. Şıppadanak geldiler. İncelediler Saffet’i. Biri “zehirlenmiş bu,” dedi. Hah pek de bilivedin gari, gı çocuklar bile bilir be. İyi de kim yaptı, ne yedi.
Candarme bana baktı dik dik. “Kimmiş, ne yemiş ağşam, ben mi yedir mişim, ne zaman eve gelmiş, görmüşmüymüşüm, yanımdaki adamı nası bilmez mişim?” Gari sordular da sordular. Bi doktur geldi. Hökümet dokturumuş, muayene etti. “Zehirlenmiş bu,” dedi. Hah, sen de bildin gari. Ülen bana sorsanız şıppadanak sölerim be. Bu bilgimle dohtur da olurdum ben yaa. Adam gitti ama bende tık yok. Candarmeylen doktur şüphelendi. Saffet’i siyah bi torbaya kodular. Beni de kelepçeleyip sürüklediler. Öyle şaştım ki, ne diceemi bilemedim. Benlen ne ilgisi va abilerim. Benim yok heç gabahatim. Gızlarım bağrışır ağlarlar “anam da anam, götürmeyiiin…”
Dinleyen kim, pindirdiler cipe gittik gari gasabaya. Ne menem bi arabamış bu, sallan yuvarlan gittik valla. Saffet arkadan düşüp kalcak burlarda deye de bi korktum ki sormayın. Geldik gasabaya, bizi polise teslim ettiler, Saffet’i de hükümet tabipliğine götürmüşler, otolu motolu bişey yapçaklarmış. Yapsınlar bakam, nasılsa suçsuzluğum anlaşılcak. Gızlarım kaldı arkamda aklım onlarda. Geceye gadan sordular durdular, bişe bilmiyom ki ne anlatem. Geceyi çok zor geçirdim. Tahtanın üstünde yatılmıyo mübarek. Sabahleyin geldiler beni çıkardılar. Savcımış, güzelcene bi gadının karşısına çıkardılar beni. Zehir gibi mübarek. Gızlarımı da böyle görmeyi nasip etsin Allahım bana. O oto denen şey olmuş, akşam 9 sularında zehirli mantar yimiş bu. İçmeye gitmişlermiş mezarlığın oraya. Çarpıldılar sankilim. O saatlerde arkadaşlarıyla birlikteymişti ya, konuşmuş hepsi. Bu salak büyük çınarın altında bulduğu bi mantarı çakısıynan kazımış da çıkarmış elma gibi yimiş. Bi de benim garı bunnarı hep biliyo, bundan topleyip topleyip getiriyo demiş. Yime, etme demişler ama kim dinler? Salak diyom işte, ben hiç ondan toplar mıyım? Bi düzgün bakıp anlamamış salak. Allaam bi de ben bundan iki çocuk yaptım. Benzemesinler sakın, Allahım korusun.
Candarme beni eve geri götürdü, Saffet’i de arkadan getircelermiş. Bi baktım gızlarım hâlâ ağlepdurumuş, bi sarıştık, bi koklaştık, ağlaştık. Yazık babasız kalakaldılar emme, iyi oldu desem olmucak şimdi, sustum gari. Sardım gızlarımı sımsıcak. Artık kendi başımıza kaldık, yicez iççez, keyfimize bakçez. Yok, bunu da sesli demiyom canım. Gızlarım yasta. İçimde galcak gari. Du bi baççeyi dolanem ben. Güccük gızım hapşırıpduru. Dünden beri aklımda, biraz ballıbaba toplem de birazını kurutem. Kavanozda azcık kalmış. Çok kıymetlidir bakın, hakikisini bulunca alın koyun kenarıya. Azcık da kuzuma demleyip içirem. Birebirdir üşütmeye bak diyem size.
Canım toprağım, sana bu benim pis herifi koycaz yarın emme sen gari bilirsin napçaanı.

Fatma Maksude Kılınç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Ana Sanat Dalı mezunudur. Daha çok senarist olma hedefiyle okurken, on iki eylül karanlığında, reklam yazarlığına mecbur kaldı. İzmir Reklamcılar Derneği’nin ilk ve tek kadın başkanı oldu. Kitvak kurucularındandır. İlk yazarlık yıllarında iki çocuk radyo oyunu TRT’de yayımlandı. Atilla İlhan’ın şiirlerini beğenmesiyle Sanat Olayı’nda şiirleri yayımlandı. İki şiir dosyası var ama yayınlatmaya korkuyor. İzmir’de çeşitli gazetelerde köşe yazarlığı yaptı. Son dönemde kadın yazarlardan oluşan bir grupla üç öykü seçkisinde yer aldı. Distopya dergisi editörlerinden. Bir kızı ve iki minik oğlan torunu var.


