Emel Altuntaş

Sen, Tanrı’nın parlak nehrisin. İçinde sayısız rengin oynaştığı ışığı, ötelere taşırsın. Sen, Tanrı’nın sesisin. Her seferinde; bu tatlı sesi daha önce hiç duymadık diyerek ötüşür kuşlar. Sen, Tanrı’nın elisin. Şefkatli avuçların; güneşin sıcaklığıyla dokunur, yuvalara, yaramaz, dağınık saçlara. Senin için ne şarkılar yapıldı, ne güzel sözler söylendi.
Bir an bütün evren güzelleşti. Çünkü sen ışığı gördün, yüzün hep ona dönüktü. Gerçek, güneşin ortasında çırılçıplak ve masumdu. Bu sevimli ve sıcacık bakışma kısa sürse de birbirinizi yakalamış olmanız her şeye değer. Işık seni, sen ışığı seversin. Öyle ki onu görünce açarsın kollarını. Değmez mi buna, diye sorarken şaşırırsın çevrendeki çalıların, dikenlerin alaycı tutumlarına. Buna hiç alışamayacaksın. Onlar hep böyleydi zaten, alaycı ve ezik. Kuru bedenleri ile üstüne gelecek, ışığının kaynağına siper olmaya çalışacaklar. Seni karanlığa hapsedip hayatının amacını çalacaklar. Bir leke gibi gölgede kalan tarafın, gözlerini kapatıp derin bir uykuya dalacak. Bilgeliğinin üstünü, sırlarınla örteceksin. Gözlerden uzakta olmayı hatta sana bakanların kör olmasını dilerdin. Çünkü yok sayılmanın yok olmak anlamına gelmediğini senden daha iyi kim bilebilirdi?
Korkma; korku, düşmanlarının başkomutanıdır. Bu uyku hali ve karanlık, sonsuz değil. Aydınlık asla engellenemez, o bir yerlerden sızarak tekrar sana ulaşır.
Bu sonlu ve gelip geçici zaman tünelinde akarsın, anın kıymetini bilen neşen, hiç dinmesin. Aydınlığı seven başın onun kaynağını daima kutsasın. Bak o alaycı çalıların hepsi nasıl da kuruyup yok oluyor. Dikenleri, yaprakları kavruluyor güneşte. Ilık ve bereketli yağmurlar yağsa, hatta birileri özellikle onları yaşatmak için can suyu verse de zaten ölüdürler. İçi boş, birer kukladan başka bir şey değildirler. Hala anlamadın mı? Sen güneşe yüzünü döndüğün sürece o korkaklar, yaşam olanağı bulamaz.
Hayatı, aklı, bilmeyi kutsarsın. Mükemmel anın yolculuğunda karşılaşacağın engeller, bir nefeslik dinlence yerleridir sadece. Sen; yürümeli, çoğalmalı, gelişmelisin ki dünya güzel ve aydınlık bir yer olsun.
Uzun bir ömür yerine eksiksiz bir anı seçtin. Çoğalmak ve yayılmak için ant içtin. Bu sözünü unutma. Sağından solundan, önünden ardından fısıldayanlara kulak asma. Sen taşıyıcı ve aktarıcı bir ruhsun. Işığını kim çalabilir? Seni kim karanlığa mahkûm edebilir? Tanrı’nın elini kim bükebilir? Tanrı’nın sesini kim kesebilir? Tanrının akışına kim dur diyebilir? Örtüler altında, kafesler ve kapalı kapılar arkasında, en arka safta görünmez kılamazlar seni. Sadece öyle sanırlar. Varlık sensin, karanlığı sana doğru tutanlar, ancak kendilerine düşmanlık edebilirler.
Ah kader! Yazı böyleymiş. Kim demiş bunu? Kim yazmış? Bedenin hokka iken kalem sen değil misin? Gönülle görülen bir mürekkeple; aktarılarak ve taşınarak yazılmıştır hafızanın kaderi. Sen taşıyıcı ve aktarıcı bir ruh değil misin? Zaman tünelindeki hayalet ayakları takip eder kalem, izleri birbirine bağlar. Her ne kadar sonlu bir zamanın olduğunu bilsen, buna çoktan kendini hazırlamış olsan da bir sonraki adıma aktarılırken çoğalırsın.
Kısa bir süreliğine burada olan sadece ben miyim? Ölümlü ve sıradan olan… Herkes kadar gösterişsizim. Işığın kaynağına yüzümü dönerim ve onunla yetinmesini bilirim.
Yaraları iyileştiren; güneşli, aydınlık, güvenli ve sıcacık bir zaman aralığı vardır. Bu minik aralıkta şifalandırırken kendini, göz alabildiğince engin ve derin bir fikri barındırır içinde. Kısacık ömrün vadettiği mutluluklar için kendimi yormadan yaşamalıyım hayatı. Karanlıkla işi olmaz, güneşin sevgilisinin. Hemen sır örtüsüyle örtünüp uykuya dalar ve rahatsız edici yaralar bir bir iyileşir. Gösterişten uzak başını, mütevazi bir edayla kaldırır sabah olduğunda.
Varoluş, sürekli hareket halinde olmak demek değildir. Akarken durmayı, dönüşürken aslını bulmayı da gerektirir. Hatta saf hali ile hayata tutunma çabası, bir varoluş hareketi değil midir? Işığa koştuğu gibi karanlığa karşı kapanışıdır da insanın. Bu, güç ya da korku ölçüsü değildir. Bu, aklın kalbe hükmetme şeklidir.
Hayatın insana öğretme biçimi, çoğu zaman travmalar yaşatarak olur. Belki de bu, en etkili yöntemdir. Bundan sonra o, eskisi gibi olmayacaktır. Bu yol, düz ve istikrarlı değildir artık. Üstünde kesintiler, çukurlar, engebeler oluşmuştur. Yolcu tüm bunları dikkate alarak adımlayacaktır onu. Tıpkı ışığı görünce açan, karanlığa karşı kapanan yaz güzeli gibi. Akıl, kalbe galebe çaldı. Zorlayıcı olanın karşısında dur, hemen onu alt etmeye çalışma. Doğru ve iyileştirici olan yol, çukurların içine dalmak ya da tümseklere takılmaktan geçmez. Işığa yüzünü dönmek, karanlığa karşı kapanmak, uygun zamanda görünür olmanın kıymetli olduğu bilgisini verir. Sürekliliğe bir eleştiri, gönderme yapar çünkü artık güvenilirliğini kaybetmiştir. Zaten o da diğer birçok şey gibi gelip geçicidir. Ortaya çıkmak için uygun anı kollar. O halde, onu arayıp bulmaya çalışmaktansa göründüğünde ona yönelmek daha akıllıcadır. Takipçisi şöyle düşünür; Yerini zaman zaman karanlığa bıraksan da sen varsın. Bana düşünmek için zaman tanıdığını biliyorum, önünde sonunda ışığınla dolduracaksın dünyamı. Seni hiçbir boya boyayamaz. Var olduğunu bilmek, karanlığa sabrı öğretiyor.
Her gün kendi sıradanlığında doğan güneşe yönelmek içerideki karanlığın bir yerlere sinmesini sağlar. Biraz geri çekilmiş, gözden kaybolmuştur sadece. Işık, yerini karanlığa bırakacak ve ona yönelen kapanacaktır. İşte uzlaşmayı öğrendin, ne mutlu sana.
Bu sonlu akış içinde ne kadar da kırılgansın. İçinde bulunduğun bugün, ne kadar da kıymetli…
Tanrı’nın parlak nehri kurumaz. O, hayatın renklerini daima ötelere taşıyacak. Daha önce hiç duyulmamış o en güzel seslenişleriyle bilgeliğini aktaracak. Senin bir eve, duvarlara, çatıya ihtiyacın yok. Sen, o yuvasın zaten. El aldığın, yaratırken şefkatini emanet etti sana. Uzandığın güneş ve kapandığın karanlık hayatı öğretti. İşte uzlaşmayı öğrendin, ne mutlu sana.

Emel Altuntaş, Bafra’da doğdu. Uludağ Ün. İ.İ.B.F Maliye bölümünden mezun oldu. İkinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi Açık Öğr. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü tamamladı. Uzun yıllardır devam eden profesyonel sigortacılık kariyerinin yanı sıra yapıya gönül verdi. Edebiyat dergilerinde yayınlanan öykülerinin yanı sıra, kolektif olarak yayınlanan Uykunun Gözleri adlı öykü kitabının da yazarlarından biri oldu. Ayrıca müzik alanında çalışmalar yapan Altuntaş, şu an ilk bireysel bir öykü kitabının hazırlıklarını da sürdürüyor.

