Elçin Çakmak Erarslan

Sarıdır rengi hardal çiçeğinin. Beklenmedik yerlerde açar. Kimilerine göre şifadır kimilerine göre tarihtir, yüzyıllar boyunca uygarlıklarla beraber yaşayan. Ve baharın müjdecisidir. Ama bana göre neşeli bir sarı değildir. Uyarıdır. Görmezden gelme demektir hardal çiçeği. İnatçıdır. Kuraklık dinlemez, en fakir toprakta, bir betonun dibinde bile bitiverir. Küçük, narin görünür. Ama yağı keskin, tadı kışkırtıcıdır.
Bu bir benzetme yazısı değildir. Kadın çiçektir, yazmayacağım. Hep narin bir çiçekle özleştirilir kadınlar. Halbuki hardal çiçeği narin görüntüsünün altında başka izler taşır. Israrcıdır. Göz alıcı değildir sarısı, meydan okuyucudur, distopik bir flamadır; minicik bir toprak parçasının bile üstünde bitebilen, yamaçları halı gibi süsleyebilen bir direnişin sarısıdır.
Üniversitede en büyük şanslarımdan biri Emre Kongar’ın dersleriydi. Bir cümleyi hatırlamak zordur. Hele de üstünden seneler geçtiyse. Ama hâlâ kulağımdadır Emre Kongar’ın vurgusu; Toplumun ilerlemesi kadınların özgürlüğü ve gelişmesiyle olur, derdi. Romantik bir cümle değildi. Dengeydi bahsettiği toplumla kadın arasındaki. Kadın geri çekilirse toplumların eksik kalacağının uyarısıydı. Kadın susarsa, toplum sağırlaşır. Kadın bellektir. Çocukları yetiştirip, toplumu ayakta tutan, geçmişle gelecek arasındaki bellek. Anne olmak zorunda değildir kadın. Öğretmendir, siyasetçidir, ressamdır, yazardır, ekonomisttik, balıkçıdır, mimardır vs. Nereden dokunursa orayı yeşertme gücü vardır.
Toplumların sosyolojik yapısının ve gelişimin temelinde kadının görünürlüğü yatar. Sadece aile özelinde değildir kadının yeri. Özel sektörde, sanatta, hukuk alanında, kamu kurumlarında ve daha fazlasında çoğu zaman taşıyıcı kolondur kadınlar, toprağı verimli kılan kökler gibi. Görünmezliğe itilen, geri çekilen kadın her alanda ve sektörde ritmi düşürür. Sosyolojik anlamda bu denge bozuldukça çatışmalar artarken, eğitim oranı düşer. Refah ve huzurun da arkasındaki taşıyıcı güçtür.
Mesela bir sabah uyansak ve kadınlar geri çekilmiş olsalar. Meclisler, parlamentolar açık ama yasa tasarısı yok, olanların altı dolmuyor. Üniversiteler açık, kürsüler dolu ama soruların cevapları yetersiz. Masalar var sofralar kurulu değil. Çocuklar var, hikayeler eksik, ninniler sessiz. Çünkü çekilen kadın, dili de götürür beraberinde. Kadın yoksa dilde yoktur. Kadın yoksa kız veya erkek çocukların belleklerine ekilen tohumun çeşitliği azalır. Çünkü toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır bellek. Yemek tariflerine eklenen bir hardal tanesi, masallara katılan bir figürdür kimi zaman. Yazılı olmayan tüm gündelik ama bir o kadar da önemli, ince detayları aktarır kadın. O yüzden kadın yoksa bellek , bellek yoksa toplum ıssız, sonrasında da karanlıktır.
Paul Ricoeur hafızanın kimlik inşasındaki yadsınamaz rolünden bahsederken, toplumun neyi hatırlıyorsa o olduğuna atıfta bulunur. Bastırılmış, geri çekilmiş, sessiz kadınların aktaramadığı tarih, deneyimler toplumda bir boşluk yaratır. Unutularak eksilen her parçada yap boz tamamlanamaz. Evet amaçlanan resim görünür ama detaylarla kimlik eksik kalır. O yüzden bence hardal çiçeğidir işte kadın. Kurak toprağın altında saklı kalan bir hakikattir toplum için.
Küçücük hardal çiçeği tohumu, nereden isterse, rüzgarla nereye taşınırsa oradan çıkar. Beton, kuraklık, baskı tanımaz. Kadının toplumdaki ilişkisi gibidir kimi zaman. Bastırılsa evde sokakta ses olur, sokakta bastırılsa bir yazıda simgedir, metafordur sesi, orada değilse bir tuvaldedir direnişi. İşlenmiş, işlenmemiş toprakta, evde vazoda, saksıdadır elleri. Hafızadır kadın, tıpkı hardal çiçeği sarısı gibi. Hafıza sadece hatırlamak değildir. Bütün yükleri taşıyıp, aktarabilme, ayakta durabilme cesaretidir.
İdealize edilmemelidir kadın. Rol dağılımı yoktur, hardal çiçeği de rol kabul etmez. Nerede isterse orada bitiverir. En yıkıcı savaşların bili kalıntıları altından sızar. Kadın da öyledir. En yüksek sesidir hayatın çok sesliliğinin. Rengidir başlı başına.
Dingindir, dirençlidir hardal çiçeği. İstediği yerde, zamansız, bağırmadan doğar. Yamaçta yüzlercesi de beton da bir tanesi de ayakta kalır. Sorgulatmaz hangi rüzgârın taşıdığını.
Zeynep Sönmezdir, hardal çiçeği. Tenis kortunda açan bir çiçektir. Azimle, istikrarla, sabırla doğar, büyük.
Sarının esamesinin okunmadığı denizin derinliklerde var olan Şahika Ercümen’dir. Kuraklığa aldırmayan hardal çiçeği gibi o da karanlığa, oksijensizliğe aldırmaz. En derinlerde tekrar tekrar açar.
Steril bir laboratuvar ortamında açan bir bilim insanıdır kimi zaman, Canan Dağdeviren gibi. Topluma temas eden faydaları, topraktaki kök gibidir.
Evet hardal çiçeğidir kadın. İstediği yerde olmayı seçen, seçtiği yeri güzelleştiren, tohumlarının taşınmasına izin veren, direnen, sabırla var olan ve var etmek için elinden geleni yapandır.

Elçin Çakmak Erarslan, İstanbul’da dünyaya geldi. FMV Ayazağa Işık Lisesi’nden mezun olduktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İktisat okudu. Londra’da yaptığı stajın ardından Türkiye’ye dönerek aile şirketinde çalışmaya başladı. Bu süreçte Galatasaray Üniversitesi’nde Pazarlama ve Lojistik Yönetimi yüksek lisansımı tamamladı. Halen profesyonel iş hayatını ve yaşantısını İstanbul – Almanya arasında sürdürüyor. Edebiyat Atölyesi Dergisi 2023 Öykü Yarışmasında üçüncü olan Eraslan, yazı çalışmalarına da devam ediyor.

