Close Menu
    Son Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Salı, Ağustos 25
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

      Ağustos 12, 2026

      Elsa Morante’nin iki eseri aynı anda Türkçede

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

      Ağustos 24, 2026

      Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

      Ağustos 24, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim
    Arzu Kurt

    Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

    Mart 9, 2026Yorum yapılmamış11 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Röportaj: Arzu Kurt

    Ebru Karaayvaz’ın ilk kitabıyla tanıştırmak istiyorum sizi: Reçeteye Mizah Ekledim. Otobiyografi bir kitap ama çok rahat kişisel gelişim kitabı gibi okunabilir. Yazarın “Ben ne öğreneceğim bu hastalıktan” sorusu ile başlayan mücadele süreci yorgun ama muzaffer bir savaşçının hikayesine dönüşüyor. Tam da kitabın alt başlığındaki gibi: Acı Tatlı Bir Zaferin İlham Veren Hikayesi.

    Mizahi, ironik. Ebru Karaayvaz, mizahı bir başkaldırış olarak görüyor, kitabı okurken bunu hissediyorsunuz. Yazarken hem ağladığını hem güldüğünü anlatan Karaayvaz, bu duygu durumunu okuruna da geçiriyor.

    Geliri kanserle savaşan hastalara bağışlanacak bu kitap arka kapaktan alıntıyla; “bir hasta-hastalık ilişkisinden ziyade dostluğun, sevginin, dayanışmanın ve küçük mutlulukların ne kadar kıymetli olduğunu” anlatıyor. “Reçeteye Mizah Ekledim” kitabından yola çıkarak sohbet ettiğimiz Ebru Karaayvaz, Suare Dergi okurları için sorularımızı şöyle yanıtladı:

    • Sevgili Ebru, sizi tanımak ve hikayenize tanıklık etmek çok ilham verici. Kitap fikri nasıl doğdu? Bu kitabı yazmaya ne zaman karar verdiniz?

    Kitabı yazmaya karar vermen hastalığımı ilk öğrendiğim zamandan yaklaşık bir ay sonraya denk geliyor. İlk öğrendiğimde öyle bir savrulmuştum ki tekrar yörüngeme döndüğüm ve yol haritamın ortaya çıkıp tedaviye başlamış olduğum zaman dilimi. Galiba zihnimde ve kalbimde bir denge kurmaya çalıştığım “ben bu işten nasıl çıkarım?” Sorusunun kafamın içinde dönmeye başladığı ve bir zorluktan bir başarı hikayesi çıkar mı? Dediğim bir zaman. Mayıs 2023 sonları gibi. Klavye başına oturmam ise neredeyse bitiş çizgisine yaklaştığım zamanlardı. Nasıl bir fayda sağlarım diye düşünürken kitabımın telif gelirini kanser hastaları için bağışlamak fikri beni peşinden koşturdu galiba. İyileşmek için iyileşmek dışında bir amaç gerekiyordu feyz alınabilecek.

    • Yazmak sizin için nasıl bir anlam taşıyor? Terapi mi, tanıklık mı yoksa bir sorumluluk mu?

    Belki de şöyle bir geri dönüp düşününce yazmak benim şifam oldu. Zaman zaman değişen bir duygu ama hep bir yol açtı bana. İlk başta fikre sarıldım. Zaman içinde kimse bir acı hikayesi okumak istemez ya da ben yazmak istemem dedim, şartlar yeterince zordu çünkü. Tedavi ilerledikçe hastanede başıma gelen komik anları not almaya başladım. Not almaya başladıkça mı, fikir içimde büyüdükçe mi ya da sıklıkla başıma böyle şeyler geliri bildiğimden mi o kadar çok an birikmeye başladı bilmiyorum. Ben gülmeye çabaladıkça kitapta kendiliğinden yol alıyordu.

    • Kitabınızın türünü nasıl tanımlarsınız? Bu bir anı kitabı mı, bir iyileşme günlüğü mü hatta bir hayat manifestosu diyebilir miyiz? Okur eline aldığında neyle karşılaşacak?

    O kadar güzel sordunuz ki, anıları yazmaktan başladım, yazmak terapi oldu, zor anları acısız anlatmaya çalışmak bir oyun, okuyan insanları özellikle meme kanseri konusunda bilgilendirmek bir sorumluluk, gülmenin, her zaman başlı başına şifa olmasını anlatmak bir hedef ve bütün bunları samimiyetle anlatabilmek, olduğum gibi, olduğu gibi. Büyük cümlelerden, büyük anlatılardan kaçınarak, kendi gerçekliğimi ne kadar özel ve ne kadar herkesten biri olduğumu anlatabilmek. Kitabın türü gerçek bir hikâye oldu.

    MİZAH ZERAFETLE DİRENMEK DEMEK

    • Çok zorlu bir savaştan çıktınız. Kitabınız kansere karşı verilen mücadelenin, deyim yerindeyse daha olumlu hatta gülümseten taraflarına odaklanıyor. Sorularıma bu seçiminiz üzerinden devam etmek isterim. Acı reçeteye eklenen mizahı konuşalım. Neden mizah?

    Mizah, hatta gülmek bence bir nefis bir başkaldırış. Çok zarafetle ve akıllıca bir eylem benim için mizah. Ben zaten kolay gülerim, gülmek için mevzu ararım sıklıkla. Gülmek sağlığımıza yapacağımız en iyi yatırım galiba üstelik basit ve ücretsiz. Kanser hastalığında da hatta her hastalıkta moral çok önemli moralini yüksek tut deniliyor ya işte bence başka çaresi yoktu gülmeye sığınmanın. Dediğiniz gibi reçete ağır, ağır reçete yazmak yazana da okuyana da bir fayda sağlamayacaktı. Mizah, hayatın güldürücü yönünü tam da zamanında ortaya koydu. Ağlarken güldüm okuyanlar da aynı şekilde.

    • Yazarken zorlandığınız bir bölüm oldu mu? Hiç yazıp sonradan kitaba eklemekten vazgeçtiğiniz bir bölüm oldu mu?

    Yazarken zorlandığım yer çok oldu ama hepsini yazdım. Bazen ağladım yazarken, bazen yazamadım bıraktım, sonra yazdım. Zorluklar çoktu o yüzden buna da tersten, gülümseten bir yerden cevap vereyim. O kadar zor anlar oldu ki seçemiyorum ama en sevdiğim kısım bütün zorlukların üstesinden gelip denize girdiğim o anı yazmaktı. Bütün zorluklara kulaç attığım su püskürttüğüm, ardıma bakmadan yüzdüğüm o an. Hemen peşinden kolumun ağrısından ilaç içerek gülümsemem. İlk ilaç içişlerimde “hapı yuttum” diyordum oysa bu kez “bir ağrı kesici alsam iyi olur” cümlesine kulaç atarak evrildim.

    • Bir bölümde; “Camdan bakıp duruyordum. Katılamadığım hayatı, başıma gelenleri camdan bakar gibi izledim. Ben ne öğreneceğim bu hastalıktan?” diyorsunuz. Sorunuza verdiğiniz cevabı bizimle de paylaşır mısınız?

    Bu hastalık maşallah öyle bir öğretmen ki öğret öğret bitiremiyor. İlk zamanlar doğrusu aklımın bile tam almadığı bir hastalıkla savaşmaya başlarken nasıl düşüneceğimi bile kaybetmiştim. Zaman içinde bu soruyu kendime çok sordum cevabı kolay kolay da bulamadım. Bir gün neredeyse çok uzun zaman kalkamadığım koltuğumda otururken, saçlarım gitmiş, kaşlarım gitmiş, kirpiklerim gitmiş bembeyaz ilaç dolu bir beden, kendime baktım ve dedim ki hiçbir şey sana ait değil Ebrucuğum, hiçbir şey kontrolünde değil. Bunu elbet biliyordum, defalarca da söylemiştim belki daha önceden ama hiç bu kadar derinlemesine yaşamamıştım bu cümleyi. Bu cümle hayatıma motto oldu. Mükemmel yapmaya çalıştığım işler, pek çok konuda kontrolü elimde tutacağım diye çırpınışlarım, sahip olmaya çalıştığım aslında gereksiz pek çok şey ve benzeri duygular o an öyle anlamsızlaşmıştı ki. Dedim şimdi anladım önceden biliyordum ama şimdi anladım, insan sağlığına adamakıllı tehdit algısında olduğunda, yaşamın böyle bir evresine geldiğinde hayatın içinden geçmiş oluyor ya da hayat onun içinden. O zaman geri dönüp ne kadar gereksiz telaşlar, sündürülen üzüntüler uçsuz bucaksız beklentiler bomboş görünüyor insana. Hayat çok basit aslında. 

    • “Hayat, sen planlar yaparken başına gelenlerdir.” “Kader gayreti sever.” Uzun süre bu iki cümle arasında sıkışıp kaldım, demişsiniz.  Neyi değiştirdiniz hayatınızda? 

    16 Nisan 2023 sabahı üç arkadaş yaza dair programlar yaparken ertesi gün hayatıma esaslı bir darbe alacağımı bilmiyordum. (Hoş şimdi de yarın sabahı bilmiyorum, bilmiyoruz.) Biz aslında hiçbir şey bilmiyoruz duygusu çok sardı beni. Uzun süre korkuttu da doğruya doğru.  Çünkü o kadar çok sonuç bekledim, sabaha nasıl kalkacağımı bilmeden uykuya yattım, tedavi sırasında neler olacak bilmeden hatta bazen tatsız sürprizlerle yolun değişeceğini bilmeden ilerlemeye çalışmak duygusu korkuttu beni. Evet yarın hepimize meçhul ama işte o süreçte bırakın yarını o an bile meçhul. Bu duygudan çıkmak ise gayret istedi. Yemek yemeğe gayret, sokağa çıkmaya gayret, yazmaya gayret topluca söylersem, iyileşmeye, şifalanmaya gayret. Gayreti bıraktığım anlarda isyan çığlıkları kendi sesimi bile saklıyordu. Bu yüzden başıma gelen kaderdi buradan çıkmanın tek yolu da gayret, mümkünse yarından korkmadan.

    • Kitabınızın son sayfasındaki cümleniz; “Ben bu hikâyenin kahramanı olabildim, çok şükür!” İlk öğrenme anınız; “Patoloji sonucu kötü çıktı,” ile “Ben kanser oldum,” kabulü ve “Ben kanser geçirdim,” arasındaki dönüşümünüzden bahseder misiniz? Yasın beş evresini hatırlattı bana. 

    Neden ben? Sorusunun o kadar cevabı yoktu ki (hiç kimsede) yasın beş evresinin birkaçını atlayıp acilen kabul kısmına geçmem gerekiyordu. Bu sebepten kendi içimde isyan etsem de hiç inkar etmedim, pazarlık da edemedim . Ama evet ilk öğrendiğimde hiçbir şey olmamış gibi Kadıköy’deki işimi yapmaya gittim. Trafik çoktur diye Marmara’ya bindim bir de. O yolculukta istasyonları geçerken kendi kendime “sen kanser olmuşsun Kadıköy de işin ne” diye kızdığım oldu elbet. Sonuç, sonrasında hemen hastaneye koşmak oldu tabii. Şimdi gururla ben kanser geçirdim diyorum ve peşine umarım bir daha böyle bir savaş gerekmez diyorum. Savaşın her hali tatsız.

    • İlk PET/CT ‘nizi çektirmek için yalnız yürüdüğünüz koridorda, “Tatlı bir topuz yaptığım saçlarıma bakarken yakalıyorum genç, saçsız bir kadını” cümleniz beni çok etkiledi.  Ve kitabın sonlarına doğru, son PET/CT çekiminizi anlatırken aynı koridorda, “Bu kez ben kel, diğer kapının önünde güzelim bir genç kadının sarı saçlarıyla beklediğini görüyorum.” Gülümsüyorum tüm kalbimle ve geçecek diyorum,” satırlarını okumak ironik ve umut doluydu. Bu estetik dönüşümle baş etmekte zorlananlara neler söylersiniz.

    Evet o anlar çok net hatırımda. Sessiz konuşma dedim ben buna. Hiç kelime kullanmadan gözden göze kalpten kalbe konuşma. Bu saçsız kalma durumu kemoterapi alıyorum bayrağı gibi bir şey. Hemen fark edilmek, bakışların değişmesi, meraklı sorular, aynanın sana hasta olduğunu hatırlatması. Aslında bir savaşçı tarzı, savaşçı olduğunu tüm dünyaya haykırmak. Ama işte savaşçı da olsan hele kadınsan saç, kaş mühim. Bir tavsiye vermek çok zor çünkü bu durum parmak izi gibi herkes değişik yaşıyor. Kimisi takılmıyor, kimisi saçlarını kazıtma anını kayda geçiyor, kimisi saçlarını saklıyor. Ben hiçbirini yapmadım, yapamadım usul usul her gün vedalaştım saçımın her teliyle. Sonradan o kadar hızlı ve çok geri geliyorlar ki insan tedavinin bittiğini ve normalleştiğini o zaman hissetmeye başlıyor. Ben böyle anları çok hayal ettim ve hiç cesaret edemediğim kısalıkta saçlarım olmasının keyfine vardım sonradan. Ben bol bol saç kesim, saç boyama videoları izledim itiraf ediyorum motivasyon oldu biraz.

    AN YARATMAYA ÇALIŞMAK

    • “Hayat kaçıyor, her şeyi yapalım” kafası değil de “Doya doya yaşayalım, gezelim” daha baskın. Şimdi daha çok önemsiyorum neşemi,” manifestonuzu çok sevdim. Ansızın “an” yaratma gayretini biraz anlatır mısınız?

    Bir buçuk yıl neredeyse ev ve hastane arasında geçti o zaman hayatın sadece sağlığın gittiğinde kaçtığını anladım. Biraz telaşlı biriyimdir, (biriydim demek artık daha doğru galiba.) Vapura koşardım, sahile koşardım, işler biriktiğinde aynı anda üç işi yapmaya çalışıp şahane kargaşalar yaratırdım hayat kaçıyor diye. Şimdi hayat geçiyor artık hiç acelem yok. Doya doya yaşama gayreti şu içtiğim kahvenin güzelliği, kaçırdığım vapurun arkada bıraktığı köpüklerin eğlencesi hepsi ama hepsi daha anlamlı. Ve ansızın an yaratmak birdenbire program yapmak ya da ellerinle kurduğun  basit bir sofrayı şölene çevirmek. Hepsinden önemlisi karşılıklı sevdiğin ve sevildiğin insanlarla “an yaratmaya çalışmak”. İyileşmeye çalışırken hep daha önce yaşanılmış komik, yıllarca anlatılıp gülünen güzel anlara sığındım ve anladım ki bu bir şifa ve yapılacak çok iş var, gezilecek çok yer var ve atılacak çok kahkaha. Artık odağım tamamen bu oldu galiba. Sakince, gelene şükürle hayatla birlikte yol almak.

    • İz bırakan mekanlarınızdan bahsedelim biraz, özelikle ‘parktaki bank’ tan. Hâlâ aynı banka oturuyor musunuz? 

    Ah o bank:) Bütün ihtişamıyla orada öylece duruyor. İhtişamıyla dediğime bakmayın standart bir bank aslında ama büyüsü var, büyülü bir bank… Evet oturdum gözlerim dolu dolu gülümsedim. Hatta hafif bir kahraman edasıyla. Sonra yine denize baktım, aslında ufka baktım neler neler bekliyordu acaba?  Ama dürüstçe itiraf edeyim bir kere oturdum iyileşmenin şerefine, büyülü bank anladı beni. Başka bankları tercih ediyorum ama geçerken göz kırpıyorum ona.

    Bir de kitabımın her bölümünün başında bir ağaç figürü var. Kitapta da çok bahsettim. İşte o ağaç, alt sokaktaki o güzelim ağaç. Ona gidip teşekkür ediyorum. Çok sarıldım o ağaca sokağa her çıktığımda hastayken. Dimdik duruyordu kolları iki yana ayrılmış ne karar verirsen ver sağlamsın dercesine. Yaprak döktü tekrar yeşillendi ben gibi. Ona çok gidiyorum sarılıyorum bakıyorlar bana etraftan hiç umursamıyorum ağaç çok güzel iyileşmek çok güzel.

    • Bu sorum sevgi çemberiniz hakkında; aileniz, dostlarınız, süreçte hep yanınızda olanlar, yardım timi. Onlardan bahseder misiniz? Kanserle savaş veren, kendi hikayesinin kahramanlarına verilecek en güzel hediye bu olur sanırım. Yakınlarına küçük bir tavsiye.

    Doğrusu bu çağda dost edinmek ve dost kalabilmek çok zor ama galiba biz başarmışız arkadaşlarımla emekle, çabayla sevgiyle yıllarca sığınmışız birbirimize. Arkadaşlarım, ailem hepsi birlikte sarıp sarmaladılar sağ olsunlar. Zaten böyle ağır bir hastalıkta insan çok garip duygular hissediyor. Yalnız kalmak istiyor, yalnız kalınca insan istiyor sonra kalabalıktan sıkılıyor. Çok gelgitli bir durum. Kendimce tavsiyem hiç alınmadan ve şefkatle destek olmaları. Sık sık haberdar olmaya gayret etmeleri. Buradan kastım şu üç ay da bir “ne durumdayız “ gibi soru soranlar beni çok yormuştu. Bana iyi gelenler tedavi sürecini değil beni merak eden, duygularımı merak eden, canımın bir şey isteyip istemediğini merak eden, benim için peruk fiyatı araştıran, bahar kokusu eve girsin diye eve nergis getirenlerdi. Bu ayrım çok önemli merak gidermeye çalışmak değil gerçekten nasıl olduğunun sorulması diye düşünüyorum.

    • Yazmaya devam ediyor musunuz? Bundan sonrası için bir reçeteniz var mı? Yeni bir Kitaptan söz etmek mümkün mü?

    Yazmaya devam ediyorum, henüz klavyeye dokunamasam da yavaş yavaş kafamda oluşuyor hikayeler notlar alıyorum zaten yazmak uzun bir süreç . Ama şu ara kitabım satsın ve kanser hastaları için bağış yapayım hevesim daha ağır basıyor. Yine de yazma sevdası içime düştü. Okuyanlardan aldığım geri bildirimler de beni hayli motive etti.  Hep iyi bir gözlemciydim ama şimdi yazmak isteği beni bu konuda daha hassas yaptı. Her şeye hikâye yazabilirim gibi geliyor. Siz ne dersiniz? 


    Arzu Kurt

    Arzu Kurt, Karabük doğumlu, evli, iki çocuk annesi. İstanbul’da yaşıyor. Denize ve kitaplara aşık. Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunu. Bir kamu bankasında şube müdürü olarak rakamlarla geçen yılların ardından emekli olup kelimelere yöneldi. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde başladığı ikinci kariyerinde kolektif kitaplarda çok sayıda öyküsü ve dergi yazıları yayımlandı. Yazı yolculuğuna aynı zaman da Yazı İşleri Koordinatörü olduğu Suaremag’da devam eden Arzu Kurt, bir yandan öykü yazmayı sürdürürken, ilk romanı üzerinde de çalışıyor.

    ARZU KURT’UN DİĞER YAZILARI

    kitap

    Related Posts

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026 Manşet 2

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

    Ağustos 12, 2026 BURAK SOYER
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Çağdaş cazın özgün topluluklarından The Bad Plus, 12 Eylül’de Fiba Salon İKSV sahnesine konuk oluyor.…

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Arter’den avangart bir müzik festivali

    Şubat 11, 2025 Müzik

    Magarsus dizisi zleyici ile buluşuyor

    Ağustos 1, 2023 Video

    KURGU SANCISI

    Temmuz 1, 2025 Benan Bilek
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.