Buğra Kaleli
Ömrümü uzatmanın yolunu buldum sevgilim. Gün boyunca her fırsatta saatime bakıyorum. Zaman daha da yavaşlıyor böyle. Farkında olmadığım bir ‘An’ yok artık. Gün sonunda ne zaman ne yaptığımı tüm ayrıntılarıyla hatırlayabiliyorum. Yatağa başımızı koyduğumuzda yalnızca günün flaş sahneleri gelir ya aklına. Bende öyle olmuyor işte. Çayıma şeker attığım kaşığın çekmecedeki duruşunu bile hatırlıyorum. Durakta gördüğüm yaşlı amcanın elinde sıkıca tuttuğu poşetin rengini, market kasasındaki kızın izlerken güldüğü videodaki sinkaflı küfrü, bilgisayar ekranımda bir anda beliren gereksiz bildirimleri.
Gitmeden önce bana “Önünde uzun yıllar var. Dolu dolu yaşa olur mu?” demiştin. Uzatma kısmını hallettim ama doluluk kısmı tartışılır. Hayatımdaki tekillik ‘Sen’ iken, dopdolu görünüyordu her şey. Sana dair olanlar, var oluşun amacı gibiydi. Tüm eylemler sana ulaşacak şekilde planlanıyordu. Tek sorun; zamanın hızlı adımlarını yavaşlatamıyordum sen varken. O sıralar saate sık sık bakmak aklıma gelmemişti. Gerçi işe yarar mıydı bilmiyorum. Ben yine zamanın sayısal bölümleri arasında sana ulaşacağım kısmı bekler, diğer tarafları umursamazdım galiba. Uykudayken geceyi bilmezsin ki; uyanış farkındalığın başlangıcıdır. Ve benim uyanışlarım da senli anlardı.
Artık yoksun. Ne uykuya dalabiliyorum şimdi ne de mutlulukla uyanabiliyorum. İşte tam da bu haldeyken hayatın hilesini anlamış oldum. İnsan, algıladığı gerçekliğin kapsamına göre zamanı hissediyormuş. Ruhunu beslediğin gerçeklik ne kadar tekil ise zaman da o denli hızlı akıyormuş. Sen gidince tekilliğim binlerce parçaya bölündü. Her birine ayrı anlar bahşedildi. Her biri zihnimin ayrı yerinde kendine yer buldu. Öylesine önemsiz, sıradan şeyler ki hepsi. Ya da bana öyle geliyor. Bilmiyorum. Yaşamımdaki hakikatin ne olduğuna dair hiçbir fikrim yok.
Yağmur toprağını iyice çökertmiş mezarın. Pek bir aşağıda kaldın böyle. Çiçeklerini de yenilemem gerek. Bir kısmını koparıp yan taraftaki mezarın başına koymuşlar. Kızmadım buna. Bir dahakine daha fazla ekip koparılsa bile az görünmemesini sağlarım. Mermerin su görmeyen tarafındaki karınca yuvası baya hareketli. Ne ironik değil mi; birinin yok oluş mekânında yaşam kurmaya çabalıyor başkaları. Acaba biz de evrenin bir köşesinde çırpınıp duran karıncalar gibi mi gözüküyoruz? Yakın galaksilerde canlılardan en ufak iz bulamıyor bilim insanları. Belki evrenin mezarlık bölümünde var olmaya çalışan karıncalarız biz.
Öyle işte… Yine çok konuştum. Gitme zamanı. Hoşça kal hakikatime en yakın tarafım…

Ankara’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimi Ankara’da tamamladı, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’ndan mezun oldu. MEB bünyesinde Sınıf Öğretmeni olarak atandıktan sonra sırasıyla Şırnak, Mardin, İstanbul ve Konya’da görev yaptı. 2022 yılında Selçuk Üniversitesi Çizgi Film ve Animasyon bölümünü kazanıp örgün eğitime başladı. 2025 yılında Pötikare Yayınları’ndan ‘Bir Dileğe Yolculuk’ ve MSE Yayınları’ndan ‘Pampas’ isimli kitapları basıldı. Öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanıyor. Halen Konya Karatay Yavuz Selim İlkokulu’nda Sınıf Öğretmeni olarak görev yapıyor. Evli ve bir çocuk babası.

