Saliha Demir
“Zamanı takip edemiyorum.”
Yok yok yok. Arabesk bir tarafa kaçmayalım. Bu havaları perdenin arkasındaki kuşlar yapıyor, ben değil. Yoksa “Yazımı kışa çevirdin miydi?” Şöyle bir çekiversem iki yana uçuşacaklar da neyse. Nemrut suratımı görmesinler şimdi.
Azıcık aralasam mı acaba?
Çantasındaki koka kolayı görünce bütün ciddiyetim yok oldu. Kitabı da merdivenin basamağına koymuş, göstermelik. Bugün onun sevmediği bütün arabesk şarkıları dinleyeceğim. Kitabı merdivenden almayacağım.
“Bir şeyi de tam yap be çocuk!”
İçinden homurdandığını zannediyor ama duyuyorum. Sesinin cırtlak tınısı saçlarının yarısı dökülmüş kafasından boş bir tencereden çıkar gibi çıkıyor.
Böyle biriyle yaşarken güneş selamlanır mı?
Ay hevesle kucaklanır mı?
Görünmeyen yıldızlar hayal edilebilir mi?
Hepsini ezberledim o şarkıların. Senin inadına hepsini. İkimiz de öleceksek en iyi ben öleceğim, senin ölemediğin kadar öleceğim.
“Yalnız kendinle olmak.” Söylediğim bütün şarkıların özeti o. Sen burun kıvırırken içimden bağıra bağıra diyorum. Çantandan çıkardığın kolayı masama koyuyorsun. Yaklaştıkça konserve domatesli bamya kokuyorsun.
Çantan her an gidecekmiş gibi yine merdivende ve yine kitabın. O eskitmeden okuduğun zavallılardan biri basamağın ortasından bana bakıyor. Kaşıntı tutuyor, almam lazım.
Sayfaların arasından baş karakter kolunu uzatmış bana doğru. Okuduğun satırlar bile eziyet çekiyor, eminim.
İnsan, toplum, yalnızlık, yabancılaşma zırvaları yazıyor kitapta. Perdemi açamadığım her gün birini bitirdim o kitapların, ondan biliyorum. Ama sen bir kutu kolayla ve birkaç kalın kitapla benim pencerelerimi aralayamazsın anne.
Senin pencerelerin açık. İçinden sızan tozlu ışık aydınlık. Önüne bir koltuk koyduysan da tek kişilik.
Mutlu olacak kadar günışığı sızardı bu pencerelerden. Huzurlu ve güvende hissettirmeye yetecek kadar ağaç gölgesi de vardı. Ama sen dışarıda köklenen filizlerine kapılarını açmadığın gibi içeride de yeşerenleri budamayı tercih edersin. Sen o pencere önündeki derli toplu temiz koltuksun bu evde. Kucağına bile sığmaz insan senin.
Günışığına, ay ışığına, göz ışıltısına bir tepki gibisin ve ben huzmelerinde başı dönmüş bir toz tanesiyim.
Defalarca gidip döndüğün kararsızlıklarının kelimelerini üzerinde taşıyan Arnavut kaldırımında bekleyişin. Elinde seni asla uzak ülkelere götüremeyecek eşyalarla dolu bavulun. Gitmeyeceğini pekâlâ bilen hastalıklı adamın önünde kapıya süzülüşün ve hep geri dönüşün.
Sen döndüğün için ben uçamadım.
Ama yeniden iyi olmak, olası.
Ayıldım daldığım o geceden…
Perdeyi hafifçe açtım. Kuşlardan biri cama pisledi. Pislediği yerde bir halka oluştu. Halkanın ortasından başka bir pencerede güne benzeyen bir kadın göründü. Zihnimdeki şarkıyı değiştirdi, aklımı bulandırdı. Beyaz elbisesi tatlıca canımı yaktı. Kolumu kolaya çarpıp devirdim. Annem içeride homurdandı. Kuş pisliğine yeniden baktım. Beni gördü mü bilmiyorum. Dökülen kola şimdilik umurumda değil. Kalbim hızlandı onu biliyorum. Biraz daha odaklandım. Pisliğe burnumu yaklaştırdım. Diğer kuşlar da uçtu. Elinde kalın bir kitap vardı. Kitaptan bir karakter elini uzattı, onun saçlarını okşadı, yuvarlak, pembe omuzunu sevdi. Penceresinin perdesine uzandı. Kapattı.
“Kendi içine bağırmak için bir kuyuya ihtiyacın yok,” diye fısıldadı içindeki karakter. İlk defa çıkma hayali kuruyorum. Anneme duyurmadan. Kollarımı bacaklarımı duvarlara dayayarak yere basmadan geçeceğim koridordan. Arnavut kaldırımındaki kelimelere takılmadan bina duvarlarından ilerleyeceğim. Bir böcek gibi, kuyudan çıkar gibi perdesinin kenarından girip kitabının içinde onu bekleyeceğim. Kimse görmeden saçının topuzuna ilk ben dokunacağım. Saçları okşanmamış bir küçük kızdır o. Onun istediği şarkıyı söyleyeceğim. Ona kitabından cümleler okuyacağım.
Onun için evcil olmaya, vahşi olmaya, ağlamaya ve gülmeye katlanacağım.
Onun için bütün pencereleri, kapıları açacağım. Gülüşüm eksildi birden. Cesaretim üzüldü. İçeriden olanca gölgesiyle geliyor annem.
Perdeleri kapattım tekrar. Gözümü duvara diktim. Hesap yapıyorum.
Onurunu alıp defolup gitmişti babam. Ev ile sokak arasındaki köşe kapmacaya dayanamamıştı. İçinde defolup gidebilecek kadar eşya olmayan bavul babamdan çok dönmüştü bu eve.
Duvarları süzüyorum. Sürünerek de olsa çıkacağım bu kuyudan. Yine babamın sesini duyuyorum. Merdivendeki kitaptan çınlıyor bu sefer.
“Geciktin mi başlamadığın güne?”
Yeni şarkımın sözlerini dalga geçer gibi gözüne gözüne püskürteceğim.
En arabeskinden hem de…
“Işıksız bir yerde uçmaya çalışıyorum
Seni olmayan bir şehirde bekliyorum
Yüreğimin kırbacı ve ruhumun gardiyanı
Zamanı takip edemiyorum.”
Ve o an bir çocukluk şiirim ağlıyor kitabın arasından:
Kavanozdaki İpler
Dünya’nın en büyük ip fabrikasında
Çalışır benim babam
Dünya’nın en renkli ipinin ucundan
İlk o tutar
En sağlam ipi o yapar
Bütün uçurtmaları tutsun diye rüzgârda
Dünya’nın en yorgun babasıdır o
Aldırmaz buna
Ayakları dinlenmek istese de
Yürümeyi sever
Pabuçları somurtur
Ve bazen dil çıkarır bize, olsun
Ben pabuç sevmiyorum
Ama ayağının sıcağına sokup ayaklarımı
Babammışım gibi
Elimi de çeneme dayayıp şöyle
Düşünmeyi seviyorum
Çok çalışır babam
Her gün bir parça ip alırım sırtından
Onun haberi olmadan
Kavanozuma saklarım onları
Yorulduğu günleri severim
Çok ip getirir sırtında
Babam böyle çalıştıkça
Dünya’nın bütün iplerini toplayan o çocuk
Ben olacağım, bilirim

Saliha Demir, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalı mezunudur. Gazi Üniversitesi’nde Eğitim Bilimleri Enstitüsü Eğitim Yönetimi ve Denetimi; Hacettepe Üniversitesinde Uzaktan Eğitimde Bilişim Teknolojileri alanlarında yüksek lisans yaptı. TED Ankara Kolejinde sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü Sınıf Eğitimi alanında doktora çalışmalarının tez dönemindedir. Sanal Gerçeklik Defteri, Tersyüz ve Salyangoz, Yaman’ın Tarhana Kavanozu, İnsanın İçinde Ne Var, Şiirlerle Öykülerle Cumhuriyet (Bölüm yazarlığı: Begonvil öyküsü) kitaplarının yazarıdır. Yetişkinlere yönelik şiirleri, öyküleri Dil Derneği Çağdaş Türk Dili, Distopya Dergi gibi yayınlarda yayımlanmaktadır. Verdiği yüz yüze ve çevrim içi eğitimlerin yanı sıra Kapadokya Edebiyat Buluşmalarının kurucusu ve koordinatörüdür. Evli ve iki çocuk annesidir.


