Mahinur Çenetoğlu
Sırtımda tuhaf bir ağrı var. Ben farkına varmadan önce bizim Osman fark etti, ne bu, neden kamburunu çıkartarak oturuyorsun be, diyerek sırtımın ortasına kocaman bir şaplak attı, hayvan, eli de bir ağır, e dul herif ne olacak. Osman’ı karısı boşadı, beni de kocam. Osman böyle eline ayağına sahip olamayan birisi, bu bok gibi hayatta yalnızlığın türküsünü birlikte çığıralım diye bir araya geldik, belki beraber bir şeyleri hafifletiriz dedik, yok sevgilim falan değil, Osman kim sevgili olmak kim?
Pencerenin önünde bu eski püskü sandalyede otururken evdeki eşyanın hayatımdaki yerini düşünüyorum. Şu üzerinde oturmaya çalıştığım, kıçımı zor sığdırdığım sandalye Allah bilir kaçıncı kez paramparça olmuştu. Hıyar kocam içip içip yerlere atar, ertesi gün uyanınca da kim kırdı lan bu sandalyeyi diye tamir ederdi. Bunu atmıyorum belki onun kafasında kırıp tamamen kurtulurum diye. Şu köşedeki saat bana çok şey anımsatıyor, her gece o saate bakarak ha geldi ha gelecek diye bekledim. Gözüm bir saatte, bir kapıda, bir kapıda, bir saatte. Tiksinti ve tutkuyla geçen yıllarımı hatırlatıyor bana. Şeytan diyor ki, kalk şimdi şu köşede duran çekici al; ki o çekicin de hayatımdaki yeri çok önemli, o saati de şu sandalyeyi de kır.
Osman, Osman bi gel hele, ne dersin şu çekiçle ben bu eşyalara yüklediğim anlamı ortadan kaldırabilir miyim?
Osman’da bu kurduğum cümleyi anlayacak kabiliyet var mı ki?
Camın önünde uzun uzun dışarıya baktım. Karşı apartmandaki adamı izliyorum, saatlerce bakıyorum, işim yok ne yapayım. Uzun sakalları olan bir adam, geleni gideni pek yok, müthiş merak içerisindeyim, balkona çıktığımda bakışıyoruz, farkındayım o da bana bakıyor. Geceleri ışığı kapatıp perdenin arasından bakıyorum, onu izlediğimi bildiği halde umursamaz bir tavırla davranıyor. Çok merak ediyorum, acaba gey mi? Geçen gün çok açık bir kıyafetle balkona çıktım, gözlerimi de üzerine diktim ama hep kaçamak bakışlar atıyor. Geceleri her zamanki karanlığında oturuyor, ben de ışıkları kapatıyorum, karşılıklı bakışıyoruz bir işaret bekliyorum, ama karanlığın içerisinden sadece sigarasının kıpkırmızı ateşini görüyorum bir de açık duran camdan çıkan dumanları.
Bazen sürekli mini etek giyen çıtı pıtı bir kız gelirdi evine, mutfağa beraber girerlerdi, benim baktığımı bilirdi ya da bana mı öyle gelirdi bilmiyorum, odada karşılıklı oturup sigara içerlerdi uzun uzun sohbet ederler sigaranın ateşi önce karşılıklı, sonra yan yana, sonra teke düşerdi. Ben o zaman öfkeyle camın önünden içeriye kaçar ağlardım. Giden kocama mı yoksa o kadına mı ağladığımı bilmeden.
Geçtiğimiz hafta da büyük bir fırtına oldu. Ben alelacele pencereleri kapatıp balkona koştum, benim balkonda sadece bir sandalye vardı, hiç oturmadığım kırılmamış sandalyelerden birisi, karşı balkonda da dev gibi bir kauçuk çiçeği, adam balkona çıktı, çiçek çok büyük, saksısı ondan büyük, bakındı çekmek istedi çekemedi işte o zaman kaldırdı kafasını göz göze geldik, rüzgâr beni alıp götürmeden soran gözlerle bakıyordum adama, gel dese uçup gider miydim acaba? Adam sadece baktı baktı ve kapıyı kapatıp içeriye girdi.
Fırtına dinmişti, sabah uyandım hemen pencereye koştum. Gecenin gizemi geçtikten sonra, gündüzleri gözüme bir başka gözüküyordu bu adam, gecelere dev gibi geliyordu yakışıklı, esrarengiz, hele o sigaranın ateşi, dumanı, ocak başındaki halleri, karnıma ağrılar giriyor. Gündüz de tam bir beyefendi, beyaz yakalı, kolalı pantolonlu, akşamları iri yarı kabasakal gibi, gündüz Ayhan ışık. Gece George Clooney.
Günlerim böyle hayaller içerisinde geçip giderken bir sabah kapıdan çıkmıştım, o da kendi kapısından çıkmış orta bir yerde karşı karşıya geldik. Allah’ım kalbimin gümbürtüsünü duyacak diye çok heyecanlandım. Gözlerimi kıstım, dudaklarımı hafifçe yaladım, adımlarımı küçülttüm tam da yan yana geçerken bakışlarımı buğulu bir şekilde gözlerine diktim. Günaydın dedi ve yürüdü gitti. Yok bunda bir numara var ya korkak ya ibne. Aylarca bakıştık, bakıştık, karşılıklı geldik yürüdü gitti. Ne bu şimdi? Bu gece yine onu pencereden izlerken düşündüm, gündüz yanımdan İstanbul beyefendisi gibi kırıtarak geçip gittiği için artık onu eskisi kadar sevmediğimi anladım. Evet ya benim gibi bir kadın öyle baksın dursun da sen orda kılını bile kıpırdatmadan dur, taş olsan çatlarsın be. Yok yok bunda iş yok, zamanımı boşa harcadı, öküz bu ya, tüh sana yazıklar olsun. Ben böyle düşünürken sanırım perdeyi de çok açmışım bir anda göz göze geldik. Kafasını kaldırıp yüzüme bakmayan adam gözlerini gözlerime dikmiş gülümsüyor. Aylar sonra bir ilk yaşanıyor ya da yaşanacak. Adamın dudaklarındaki o tuhaf gülümseme beni bir parça huzursuz ediyor. Yoksa bu bir sapık mı? Elimi ayağımı nereye koyacağımı bilemeden titrediğimi hissediyorum. O bana bakıyor, ben ona bakıyorum dondum kaldım. Eliyle yanına gelmemi işaret ediyor. Nasıl yani? Arkama bakıyorum, iyice salaklaştım, ben mi diye işaret ediyorum, yok eben dese yeridir, aylardır beni gözetleyen sen değil misin, dese yeridir. Ellerimin titremesine engel olamıyorum. Ne yapacağım şimdi? Ya adam beni orada doğrar da bavula koyup çöpe atarsa? Saçmalama be! Karnıma ağrı girdi. Yok yok gitmeliyim, ne olacak en fenası bağırır kaçarım, dur şu saçımı falan bir düzelteyim. Of acaba yanıma bir bıçak falan mı alsam. Hah bir katil olmadığın kaldı.
Sokağa fırladım, karşı apartmanın kapısına geldiğimde tedirginliğim iyice artmıştı, kapı aralıktı içeriye süzüldüm, bir katı nefes nefese çıktım, evin kapısı da açıktı, ne apartmanda ne evde çıt çıkıyordu, korkmaya başladım, dönemiyordum da Allah kahretsin diye söyleniyordum içimden, korkumdan birkaç damla çişi de külotuma bırakmıştım bile. Aralık kapıyı ittirerek içeriye adım attım, ortada eski bir kilim, köşede bir yer yatağı. Yok artık! Bu zamanda yer yatağı mı kaldı? İşte orada koltuğun üzerinde, dizlerinde bütün havları dökülmüş telize dönmüş battaniyesi, iki elini karnında birleştirmiş, kafası hafifçe yana düşmüş, uyuyor mu? Öldü mü? Bana mı numara yapıyor? Ay bu ne ya beni çağırıp on dakikada ne uykusu bu? Birden televizyonu fark ediyorum, sesi çok kısık, belgesel izliyormuş, aslanların seks hayatı, tövbe tövbe diyerek televizyonu kapatıyorum. Ee ne yapacağım şimdi? Öldü mü ki? Biraz yaklaştım, yakından da hiç fena gözükmüyordu. Hafif kırçıllaşmış sakalları, saçları ile gece gördüğüm iri yarı yakışıklı adama dönüşmüştü. Gece gündüz farkı diye gülümsedim. Elimi burnunun ucuna götürdüm nefes alıyor mu almıyor mu diye, alıyordu. Bir yandan da gözüm kapıda bir numara olursa fırlayacağım. Etrafa tekrar şöyle bir göz attım, kitaplar, eski bir koltuk, üzerinde kırk yama örtü, benim eşyalardan daha boktan bir ev bu ama temiz yani benden temiz, içime bir ferahlık geldi, aman ne olacak yani işte buradayım, iyi ki gelmekten korkmamışım. Bekleyelim bakalım uyanacak mı, diye düşünürken ve odanın ortasında mal gibi bakınarak adamın uyanmasını beklerken birden o mini etek giyen çıtı pıtı kız salonun ortasında tepeden ışınlanırmış gibi belirdi, korkudan üç damla kaçırdığım çişimin yarısını donuma bırakıp bir çığlık attım, adam uyandı, koltuktan fırladı, mini etekli kız bağırıyordu, kim bu kadın, diye, adam yüzüme bile bakmadan iki elini ben nereden bileyim der gibi kaldırdı, ben adama baktım o yine gözlerini kaçırdı. Vay puşt, dedim bu kez sesli sesli, soğuk gecelerimde o camdan bakarak hayallere dalmışım, ilk kez ısınmayı özlemeden üşüyorum. Kapıdan çıkarken son kez döndüm baktım adama, hâlâ önüne bakıyordu. Hırsla bağırdım, kapa la kapa, kapıyı kapa.

Mahinur Çenetoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Otuz beş yıl beyaz yakalı olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nda çalıştı. Profesyonel yazım hayatına 2020 yılında başladı. 2021 yılında Yaşar Kemal Anısına Öykü Halk Bilim Araştırması ve Şiir Yarışması’nda Öykü dalında “Bezgin Demokrat” isimli öyküsüyle finalist oldu. Beş kollektif kitapta öyküleri yayımlandı. 2023 yılında Banliyö Kitap tarafından basılan ilk novellası “Aşkın Istırabı”, Ekim 2004’te Mahal Edebiyat tarafından basılan ilk öykü kitabı “Evlilik Fotoğrafını Kim Aldı” okurla buluştu. Distopya Dergi’de yazıları yayımlanıyor. Otuzdan fazla öyküsü çeşitli internet dergilerinde yer aldı.


