Mahinur Çenetoğlu
Fırat elinde davetiye Nevizadeoğulları oteline girdi, bakışları önce kapıda duran valeyi, sonra kontrol noktasındaki adamı daha sonra resepsiyondaki kızı deldi geçti.
“Buyurun efendim size nasıl yardımcı olabiliriz?”
“Gözde Hanımla görüşeceğim.” Elinde tuttuğu davetiyeye bakarak oda numarasını söyledi. 1071.
Fırat bunu söylerken ağzından birtakım ifrazatları da bankonun üzerinde bulunan kâğıtlara doğru fışkırttığını, yağmur yağıyormuşçasına düşen damlalardan anlamıştı fakat umursamaz bir halde gür, siyah ona adeta ağır bir mafya babası havası veren bıyıklarını aşağıya doğru çekiştirdi. Resepsiyondaki ufak tefek sarışın kız gülümseyerek “Gözde Hanım’a kim geldi diyelim efendim?” dedi. Fırat yerinde duramıyordu, bir aşağı bir yukarı yürümesini sürdürürken kız onu takip etmekte zorlanıyordu. Bu soru karşısında kısa bir duraklama ve sessizlikten sonra elindeki davetiyeyi bankoya doğru sallayarak bağırdı.
“Baban geldi dersiniz!”
Bir anda etraftan koşuşan birkaç görevli personel, resepsiyonun karşısında bulunan bir odaya kibarca davet ettiler. Fırat giydiği takım elbisenin ceketini ani bir hareketle çıkartıp bankoya koydu, kollarını sıvadı, siyah gömleğiyle bordo yeleğinin düğmelerini de kontrol ettikten sonra ceketi omuza attı, bir eliyle ceketini tuttu, diğer kolunu yana doğru açıp sallayarak ve yaylanarak gösterilen odaya doğru yürüdü.
Zevkle döşenmiş bir odaydı, duvarlardan birisi pastel renkli duvar kâğıdı ile kaplanmış, diğer duvara gelinciklerin, yeşilliklerin bolca olduğu büyük bir tablo asılmıştı. Su yeşili renginde iki berjer koltuk, dikdörtgen sekiz kişilik bir çalışma masası, kenardaki dresuarın üzerinde çay kahve su her şey hazırdı. Fırat hemen kendisine bir şişe su açarak kafasına dikti, bir nefeste içtiği su şişesini aldığı yere bıraktı. Hala sakinleşememişti. O anda gördü köşedeki kamerayı, yeşil ışığı yanıp yanıp sönüyordu, ‘biri bizi gözetliyor’ diye geçirdi içinden, bıyıklarını aşağı doğru sıvazlarken kaşının birisini kaldırıp ters ters baktı kameraya. Bu küçük odada her şey ne kadar da yerli yerinde gözüküyordu, bir su daha alıp koltuğa oturdu, kamerayı gördüğünden beri biraz daha sakin olduğunu fark etti. ‘Şimdi bir sigara yaksam’ diye iç geçirdi ama biliyordu buralarda içmenin yasak olduğunu. “Kendileri purolarını yakıp ayaklarını da masalarına kaldırıyorlardır ama, kodamanlar,” diye söylenirken kendileri ve kodaman diye tanımladığı kişilerin kimler olduğunu hiç önemsememişti. Dört yanı tamamen camla kaplı bu odada adeta büyük gözaltında hissediyordu kendisini. Yine de biraz gevşediğini duyumsadı. Acaba dışarıdan da içerisi gözüküyor muydu? Ayağa kalktı dışarıya doğru bir adım atıp baktı, evet gayet de net gözüküyordu, “bu ne saçmalık insanın hiçbir mahremiyeti kalmayacak mı? Ne bu şimdi ya!” diye söylenerek bu kez masanın sandalyelerinden birisini geriye çekerek oturdu. ‘Nasıl da rahat bu sandalyenin minderi, şu zenginler kıçlarının kıymetini çok iyi biliyorlar.’ Bir anlığına da olsa konudan sıyrıldığını düşündü kameraya baktı dinlendiğini ve gözlendiğini hatırlayarak biraz toparladı kendisini. Camlı odanın önünden yürüyen insanlar bilinçli ya da bilinçsiz olarak kafalarını çevirip şöyle bir bakış atmadan geçmiyorlardı, huzursuzlandı, ‘her yerden de gözaltına alınılmaz ki yahu’ diyerek tekrar ayağa kalkmakla bu odadan çıkmak arasındaki tedirginlikle oturduğu yerde kaldı.
“Gelsin de Gözde Hanım, bakalım sonra ne yapacağımıza,” dedi.
Gözde kapıdan girdiğinde Fırat’ın ellerinin titremesi, bacağının seğirmesi artmıştı, dudaklarının kuruduğunu hissetti, bir yudum daha su aldı ağzına, dilini dudaklarının üzerinde gezdirerek ayağa kalktı kızına doğru yürümek istedi.
“Kızım.”
“Merhaba baba!”
Gözde korkmuş muydu? Mesafeli mi davranıyordu çok anlamadı, bir adım atarak kollarını uzattı. Gözde sakince masanın öteki ucuna gidip oturdu. Fırat’ın kolları havada kalmıştı.
“Böyle iyi baba, hoş geldin demek ki davetiyemizi aldın.”
“Aldım,” dedi Fırat, kızına sarılamadığı için kolu kanadı kırılmış, dokunsan ağlayacak bir haldeydi. Gözde’nin karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Neden kızım? Bak şu anda çok çok sakinim, sadece seni anlamak istiyorum. Ben sana yeterince iyi babalık yapamadım mı? Ben bir şeyleri korumak zorundaydım, mecburdum. Başka çarem yoktu.”
Gözde önüne bakıyor, masanın üzerinde otelin adı yazılı olan not defterine bir şeyler karalıyordu. Arada başını kaldırıp yukarıdaki kameraya, camlı bölmenin önünden geçen insanlara bakıyordu. Fırat da sustu. Bir süre öylece kaldılar. Sessizliği Gözde bozdu.
“Baba sen beni evden kovdun hatırlıyor musun o günü? Ne için? Birkaç saat geç geldim diye.”
Fırat bu sebebi ilk kez duyuyormuşçasına hayretle baktı kızının yüzüne, elini ağzına götürerek hayret nidasını pekiştirdi.
“Sadece geç geldin diye mi kızım? Sarhoş geldin hem de sabaha karşı. Üstelik kim olduğu belirsiz insanlar vardı yanında onlarda sarhoştu hepiniz adeta birer sokak iti gibiydiniz.”
Gülümsedi Gözde, “Devam et baba, daha fazla söyleyecek bir hakaretin varsa söyle. Dök İçini. Aynı senin geldiğin gibi di mi baba? Kaç gece sabaha kadar annemle seni beklediğimizi ne çabuk unuttun. Ayrıca biz seninle kadeh tokuşturan baba kızdık, ne oldu da sen bir anda böyle değiştin. Sürekli beni kontrol etmek isteyen bana hesap soran bir adama dönüştün.”
“O başka. Ben babayım, aile arasında olan şeyler orada kalır. Ben sana güvendim, kızım benden hiçbir şey saklamaz dedim, bana açık ol, şeffaf ol dedim ama sen iyice zıvanadan çıktın, aklına geleni yapmaya başladın. Sana bir şey sorduğumda da bunu hesap vermek olarak değerlendirdin. Oldu mu yani şimdi?”
“Sen de aynısını anneme yapıyorsun ne var bunda? Sen yapınca normal ben yapınca anormal öyle mi? Her yaptığım şey için amma da uzattın kendine gel, sen de iyice saçmaladın, diye diye, benim kolumu kanadımı kırıyorsun. Sen tek kişilik tarikat şeyhi , annem de senin tek müridin. Di mi baba?”
Fırat yıllarca nasıl da alışmıştı sahiden bu kadınlar üzerinde tahakküm kurmaya, onların sessiz duruşlarına, hoş karısı hâlâ öyleydi de sıkardı biraz sesini falan çıkartmak, bu kıza bir haller olmuştu, sapıtmıştı. ‘İnsanların yüzüne nasıl bakacağım kızı da kendi başına gitmiş de evlenmiş mi dedirteceğim?’ Bu düşünceler arasında şaşkın şaşkın bakarken birden oraya gelişinin asıl sebebini anımsadı. Ayağa kalktı, cebinden davetiyeyi çıkartarak masaya şiddetle çarptı. Camın önünden geçenler sanki aynı anda kafalarını çevirip onlara baktılar. Dresuara yürüdü iki şişe su aldı açtı birini Gözde’nin önüne bıraktı. Kız su şişesini hiçbir şekilde görmemeyi tercih ederek başını çevirdi. Kamera hâlâ kayıttaydı. Fırat az önce çekindiği kamerayı şimdi tamamen unutmuşa benziyordu.
“Bu ne peki kızım? Ayıp değil mi bu ne? Sen ananı babanı çiğneyip kendi başına mı evleniyorsun? Kim bu adam neyin nesi? Hırlı mı hırsız mı? İt mi kopuk mu?”
Fırat sesinin tonunu yükselterek, elini kolunu sallayarak odanın içerisinde dört dönmeye başladı. ‘Ayıp ayıp, gelsinler bi tanışalım di mi ama, istesinler bi Allah’ın emri falan…’
“Sen beni evden kovdun ya, git artık senin gibi kızım yok benim demedin mi? Allah’ın emri falan diyorsun, beni evden kovarken bu kız hangi Allah’ın evinde kalacak dedin mi? Demedin. E ne yapsaydım yani?”
“Bak Gözde! Babayım ben, sana kızınca öyle şeyler söyleme hakkım var. Hem ben biliyordum senin yanlış bir şey yapmayacağını?”
Gözde uzun bir kahkaha attı, “Sana inanamıyorum baba, az önce güvenmiyorum diyordun şimdi biliyorum yanlış bir şey yapmazdın diyorsun. Bir karar ver artık.”
Fırat’ın kafası iyice karışmıştı, ‘sahi nasıl böyle bir şey yaptım’ diye düşünmekten, ‘oh çok iyi yaptım Allah’ın belasına’ geçişi arasındaki o ince çizgide adeta cambaz gibi yürüyordu. Yirmi beş yaşında bir bireydi artık Gözde. Bunu anlamakta çok geç kaldığının bile farkında değildi. Gözde gülüşüne bir ara vererek devam etti konuşmasına.
“Babalar çocuklarının ya da aile bireylerinin çanlarına ot tıkar, açtığı ağızlarına kürekle vurur, öyle mi baba? Kim demiş, öyle bir kanun mu var? Sen bizi ez, biz de susalım öyle mi? Sahi annem nerde? O neden kızının ardına düşemedi, çünkü onu tehdit ettin di mi? Seni boşarım falan demişsindir. Kadın burada bile sesini çıkartamıyor. Allah bilir tüm hırsını ondan çıkartmışsındır.”
Fırat sustu, suratı kıpkırmızı olmuştu.
“Yalan söyleme, ben size her zaman çok iyi davrandım, annene de sana da elimden gelen her şeyi yaptım nankör, sen nankörsün kızım, yazıklar olsun sana. Ben size hiç kötülük etmedim. Sor bak akrabalara, komşulara, nasıl iyi bir aile babası olduğumu herkes söyleyecektir. Sizleri hep korudum kolladım.”
“Biliyor musun baba, önemli olan seni içerdekilerin takdir etmesi, dışardakiler nerden bilsinler bizim içimizi dimi ama, onlar nankör değildirler ama kör olabilirler.”
Gözde bir anlığını da olsa babasına acıdı, içinden geçen isyan cümlelerine bastırarak kendisini sakinleştirmeye çalıştı. Fiziksel olarak ve karakter olarak ne kadar da benziyorlardı, aynı ten, aynı göz rengi ve aynı inat. İkisinin de attıkları adımdan geri dönmeye niyetleri yoktu. En güzel şey belki de her şeyi zamana bırakmak diye düşündü. Önce kameraya sonra camın önünden geçen insanlara baktı. Ruhunda ve bedenindeki sıkışmışlıkla kapıya doğru yürürken masada oturan babasına dönerek konuştu.
“Hoşça kal baba, gelirseniz düğünüme sevinirim, belki de bizim için yeni bir adım atabiliriz.” Dedi. Kapıdan çıkmıştı ki birden geri döndü hâlâ masanın ucunda elleri çenesinde oturan babasına seslendi.
“Damadı merak ediyorsanız babacığım bu otelin sahibi oluyor kendisi Murat Nevizadeoğulları.” Diyerek camlı kapıdan bir gölge gibi çıkıp resepsiyonun önünde yeni gelen turist kafilesinin içerisinde kayboldu.

Mahinur Çenetoğlu, Ankara’da dünyaya geldi. Otuz beş yıl beyaz yakalı olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nda çalıştı. Profesyonel yazım hayatına 2020 yılında başladı. 2021 yılında Yaşar Kemal Anısına Öykü Halk Bilim Araştırması ve Şiir Yarışması’nda Öykü dalında “Bezgin Demokrat” isimli öyküsüyle finalist oldu. Beş kollektif kitapta öyküleri yayımlandı. 2023 yılında Banliyö Kitap tarafından basılan ilk novellası “Aşkın Istırabı”, Ekim 2004’te Mahal Edebiyat tarafından basılan ilk öykü kitabı “Evlilik Fotoğrafını Kim Aldı” okurla buluştu. Distopya Dergi’de yazıları yayımlanıyor. Otuzdan fazla öyküsü çeşitli internet dergilerinde yer aldı.


