AYŞEN ERTE İLE GRAVÜR SANATI ÜZERİNE
Özlem Güller Ünal
Bazı sanat dalları yalnızca göze hitap etmez, zamana da dokunur. Bazı sanatçılar da sadece yüzeyi değil, yüzeyin altındaki saklı hafızayı görünür kılar. Değerli sanatçı Ayşen Erte de yıllardır gravürlerinde; kapı tokmaklarından kuş evlerine, sudan doğaya kadar pek çok izi sabırla görünür kılan isimlerden biri.
Gravür, tekrar eden emeği, izi ve dönüşümü içinde taşıyan en özel anlatım biçimlerinden biri olarak onun çalışmalarında güçlü bir karşılık buluyor. Çizginin metalde bıraktığı iz ise kimi zaman bir hafızaya, kimi zaman bir duyguya dönüşüyor. Gravürün inceliklerini, özgün baskının bugün hâlâ neden güçlü bir anlatım dili olduğunu ve sanat yolculuğundaki izleri kendisiyle konuştuk.

- Ayşen Erte öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
İstanbul doğumluyum. İlk ve orta öğrenimim süresince piyano eğitimi aldım. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Dekoratif Sanatlar Grafik Bölümünden 1976 yılında mezun oldum. “Sanat insan içindir” düşüncesi ile Ayşen Erte “gravüResim Atölyesi’ni kurdum. Kendim ve atölye grubumla yurt içi ve yurt dışı bienallere, trienallere ve Uluslararası Ekslibris Dernekleri Federasyonu (FISAE)* ekslibris kongrelerine, sanat fuarlarına ve sergilere katıldım, katılmaya devam ediyorum.
Önemli koleksiyonlarda müzelerde, kataloglarda eserlerim bulunuyor. Bu zamana kadar 29 kişisel sergi açtım. Ayrıca çeşitli ödüller aldım ve birbirinden değerli sanat etkinliklerine jüri üyeliği yaptım, yapmaya devam ediyorum. Halen İstanbul’da atölyemde çalışıyorum ve eğitim seminerleri veriyorum.
*Fransızca: Fédération Internationale des Sociétés d´Amateurs d´Ex-Libris
- Sanat yolculuğunuzda piyanoyla başlayan eğitiminizin görsel sanatlarınıza nasıl bir etkisi oldu?
Dikkatimin, ritm duygumun, algımın ne kadar geliştiğini ve yaratıcı düşünme biçimimi ne kadar etkilediğini anladım.
- Sanat hayatınıza bugün başlıyor olsaydınız, yine aynı yolu mu seçerdiniz yoksa farklı bir yön mü izlerdiniz?
Sanat hayatıma bugün başlıyor olsaydım kesinlikle yine aynı yolu seçerdim.
- Gravür tekniğiyle ilk tanışmanız nasıl oldu, sizi bu alana çeken neydi?
Gravür tekniği ile ilk tanışmam, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphanesinde’ki ilgimi çeken tarihteki gravür tekniklerini seçip çalışmış ustaların kitapların incelerken tanıştım.” Oralardaki yaratıcı duygular ve teknikler beni çok meraklandırıyor ve heyecanlandırıyordu. Dadaizm ve Gerçeküstücülük (Sürrealizm) akımlarının en önemliöncülerinden sayılan alman ressam, heykeltıraş ve şair Max Ernst’e karşı çözemediğim bir ilgi duyuyordum. Beni bu alana çeken, sonsuz deney ve araştırma tutkusu oldu.

- Gravür üretim sürecinde en çok zorlayan ve en çok tatmin eden aşamalar hangileri?
Gravür üretiminde zorlanmıyorum. Beni en çok tatmin eden aşamalar: Üretime başlama süresi ile sonuca varana kadar ki, mücadele… Sıfırdan yepyeni bir görsel sonuca ulaşma heyecandır.
- Geleneksel gravür teknikleri ile çağdaş yorumlar arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Çağın içinde samimiyetle yaşayan, bu dönemin bir sanatçısı olarak elbette günün gereği olan gelişen teknolojiye, yeniliklere heyecanla uyum sağlama isteği hep var olacak. Ve bu dengeyi her ikisini birbirlerini tamamlayan çağdaş görsel sonuçlar olarak görmeye devam edeceğim.
- Gravür ve exlibris arasında sizin için nasıl bir ilişki var? Bu iki alan birbirini nasıl besliyor?
Exlibris bir kitabın kime ait olduğunu anlatan, kitapların iç kapağına yapıştırılan, çeşitli özgün baskı teknikleri ile üretilen küçük grafik tasarımlardır. Exlibrisler sanatçının hangi tekniği kullandığı ile ilgili olarak özel olarak sonuçlandırılan çalışmalardır. Exlibrisler tüm çinko, bakır v.s gravürler, ağaç baskı, linolyum baskı, litografi, serigrafi ve digital teknikleri kullanılarak yapılırlar.
- Türkiye’de gravür sanatının gelişimini nasıl görüyorsunuz? Yeterince ilgi görüyor mu?
Türkiye’de gravür sanatı biraz yavaş gelişiyor.

- Dijital sanatın yükselişi gravür gibi el emeği teknikleri sizce nasıl etkiliyor?
Sanat tarihine de bakıldığında her dönem kendi gerçeği içinde geçmişten geleceğe olan yolculuktaki değişimleri reddedemeyecektir. Yaşadığı zamanın tanıkları olarak üretimlerini samimiyetle sürdüreceklerdir. Tabii ki el emeğinin değeri kategorik olarak her zaman onu anlayanlar oldukça ve insan varoldukça devam edecektir.
- Uluslararası sergiler ve bienallerde yer almak sanat pratiğinizi nasıl dönüştürdü? Gravür eserlerine olan yaklaşım Türkiye’den farklı mı?
Uluslararası sergiler ve bienallerde yer almak sanat pratiğimdeki deneyimlerimde cesaretimi, kendime güvenimi ve sanatımla mücadele gücümü artırdı. Gravür eserlerime olan yaklaşım Türkiye’den çok farklı.
Avrupa kültüründe 500 yıldır var olan ve kullandıkları gravür teknik ve üretim sonuçları ile onların doğallıkla başarılı sonuçlarını görmek çok doğaldır diye düşünüyorum.
- Sizin için iyi bir gravür eserini “iyi” yapan şey nedir?
İyi bir gravür eserini iyi yapan şey sadece tekniği mükemmel kullanmak değil, sanatçının çalışmalarında kendisinin özgün ruhunu hissettirebilmesidir.
- Atölyenizde gravür eğitimi verirken öğrencilerin en çok zorlandığı noktalar neler oluyor?
Atölyede kişilerin en çok zorlandığı nokta, çinko kalıba görsellerin ters olarak aktarılıp çalışılmasıdır.
- Gravür çalışmalarınızda malzeme seçimi (plaka, boya, kağıt vb.) ifade biçiminizi nasıl etkiliyor?
Hangi türde malzeme seçersem sonuçta istediğim hedefi tutturmak, bir kompozisyonu oluşturmanın her zaman ana gayesi oluyor. Her türde doğru seçilmiş malzeme genel anlamda bu amaca hizmet eder.
- “GravürResim” atölyesini kurma fikri nasıl ortaya çıktı ve bu atölye sizin için ne ifade ediyor? Hem sanat üretimi yapıp hem de eğitim vermek sizin için nasıl bir denge gerektiriyor? Öğrencilerinizden siz ne öğreniyorsunuz?
Gravür atölyesini kurma fikri 25 sene evvel İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinden birkaç arkadaşımın “Ayşen şu gravür deneyimlerini bize de anlat ve birlikte çalışalım.” şeklinde samimi isteklerinden ortaya çıktı. Onların yapmak istediği her fikir, çinko üzerinde benim için hep yeni bir problem çözme ve tartışma alanı açtı. Bu çözüm arayışlarının sonunda birlikte var olmanın hazzını yaşamaya başladık. İnanmazsanız rüyama giren çözüm arayışları olmuştur. Sanat üretiminde eserler ortaya çıkarken sanatçıların ortak sinerjisi ile kurulan denge çok değerlidir.
Atölyeye gelen herkes aklımdan geçen bir sorunun cevabını farklı şekillerde algılayabilir ve kendine göre yorumlayıp bambaşka çözüm yollarına gidebilir. Zaten istenen herkesin etrafındakilerden beslenip kendine ait olan özgünlüğe varma ve var olma hali değil midir?
- Eserlerinizde tekrar eden temalar veya sizi sürekli besleyen kavramlar neler?
Değişen heyecan ve duygularımın yanı sıra temelde binlerce yıllık kültürümüz, doğa, deniz ve insan sevgisinden besleniyorum.
- Günümüz dijital çağında geleneksel baskı tekniklerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Günümüz dijital çağında çağın ve sanatın sürdürülebilirliğinin ortak paydasının gerektirdiği şekillerde gelişmesini ve kabul görmesini dilerim.


