Close Menu
    Son Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Salı, Ağustos 25
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

      Ağustos 12, 2026

      Elsa Morante’nin iki eseri aynı anda Türkçede

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

      Ağustos 24, 2026

      Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

      Ağustos 24, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » BAKIR KULPLU BAVUL
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    BAKIR KULPLU BAVUL

    Temmuz 15, 2026Yorum yapılmamış10 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Melek Toksoy

    Taş parke döşeli dar sokaklarda ıslık çalarak yürüyordu. Sırt çantası göğsüne bağlıydı, elinde ise bir kabin bagajı vardı. Sokak lambaları ara ara karanlıkta kaybolsa da ilk fırsatta bastığı yerleri aydınlatıyordu. Nihayet küçük bir meydana ulaştı. Karşılıklı kepenkleri kapalı birkaç işletme arasından geçip sola dönecekti ki, bir kafenin önünden gözüne bir ışık yansıdı. Duraksadı. Yorgundu, kendini zorlayarak telefonundan saatine baktı.

     02:00

    Aynı anda telefonu güncelleme mesajı veriyordu. Cebine geri koydu, tekrar o tarafa baktı. Daha güçlü bir yansımayla gözleri iyice kamaştı, havada da bir uğultu… Sokak lambası titreşti.

    Uğultu geçti, her şey gecenin sessizliğindeydi ama kafenin eşiğinde küçücük ama dimdik duran bir bavul vardı. Hiç düşünmeden o tarafa yürüdü. Gövdesi tahtaydı ama kulpu bakırdandı; çok şaşırdı.

    “Allah Allah,” diye mırıldandı. İşletme sahiplerinden birinin olsa dönüp alırdı. Müşteriden kalmış olsa son çıkan görevli görür, içeri taşırdı diye hızlıca düşündü.

    Kabin bagajını metal masanın üstüne bıraktı. Çömelip bu sürpriz nesneyi incelemeye başladı. Yer yer çizikleri vardı; köşeleri aşınmaktan kirli sarıya dönmüştü. Kulpu oksitlenmiş, yer yer yeşilimsi ve kahverengi ağır tonlara bürünmüştü. Başını hafifçe eğince, meydanın ışıkları bavula vurdu. Antik bir hazineye rastlamışçasına heyecanlandı, yüzüne bir sıcaklık geldi. Elini uzatıp yavaşça dokundu. Dört parmağını dolayarak bakır kulpu kavradı. Bakırın sağlam duruşunu, oksitlenmenin getirdiği o pürüzlü dokuyu hissetti. Tam o anda, elinden vücuduna doğru bir sıcaklık yürüdü; sanki bavulun canı kendi canıyla buluşmuştu. Panikle parmaklarını geri çekti.

    “Of be bavulcuk! Şurada iki bina sonra evime girecek, harika bir seyahatin ardından keyifle yatağıma uzanacaktım. Ne diye çıktın karşıma şimdi?”

    Etrafına bakındı. Gecenin huzurunu ve derin sessizliğini bozmaktan çekiniyordu. Masaya dayanmış sandalyelerden birini usulca çekip tam bavulun karşısına oturdu.

    “Sen de epey yorgun görünüyorsun. Baksana, her yerin leke içinde. Çiziklerin de maşallah derin derin… Oo burasını neredeyse içine kadar yarmışlar. Çok mu üzdüler seni?” diye fısıldadı adeta. Elini tekrar uzatıp bakır kulpu tuttu. Elinin sıcaklığı bavula, bakırın o şifalı ılıklığı ise adamın ruhuna aktı. Dedesini, hatta çocukluğunun komşu teyzelerini hatırladı. Herkesin bileğinde biraz geniş, biraz ağırca bakır bileklikler olurdu; romatizmaya iyi gelir, derlerdi.

    “Beni evine götür.”

    Adam yerinden sıçradı. Sandalye bir gıcırtıyla geriye gitti. Karşı çaprazdaki apartmanın bir penceresinde perde oynadı. Gecenin o derin sessizliğe yeniden dönmesini bekledi. Eğilerek yine fısıltıyla sordu:

    “Anlamadım… Konuştun mu sen?”

    “Haydi, ne bekliyorsun? Sokakta herkesi uyandıracaksın.”

    Bavulcuk sanki her an basamaktan aşağı inecekmiş gibi duruyordu. Adam döndü, yine o bakırın ılıklığına tutunarak temkinli adımlarla yürüdü.

    “Ruhumuz kendimize en hakiki dost, senin de öyle sanırım. Kim bilir ne zamandır ortalarda yalnızdın ve böyle dimdik durduğuna göre…” Diyordu; bir yandan yürüyor, bir yandan konuşuyordu eliyle sıkı sıkı tuttuğu o bakır kulplu bavulla.

    “Hey, beni nereye götürüyorsun?” “Valla sahibin var mı bilmiyorum ama gel seninle gecenin bu yaşayan ama huzurlu saatlerinde hem hasbihal edelim hem sahile bir varalım, bakarız sonrasına.” “Ne yani, benden kurtulmayı mı planlıyorsun?” “E tabii, eninde sonunda herkes kendi yoluna.” “Bırakma beni bak söyleyeyim, benim sahibim yok; şu durumda sensin zaten!” “Bırak velveleyi, haydi anlat bakalım neler yaşadın, seni bu noktaya getiren hikayen neydi ha?”

    Bavul anlatmaya başladı. Konuştukça kilidi sallanıyor, adam yorumlar yapıyor, o da anlatıyordu. Anlattıkça arada diğer eliyle kalbine vuruyordu. Bu karşılıklı sohbetle dünyayı dolaştılar; doğumlarından bugüne ve hatta geleceğe kadar yürüdüler. Denize yakın bir banka çoktan oturduklarının bile farkında değillerdi. Adam denizin hafif hışırtısına, az uzaktaki köftecinin tahta taburelerde oturanlara servisine, ayakta sıra bekleyen tek tük insanlara dalmıştı.

    “E hadi, içimi merak etmiyor musun? Açsana.”

    Adamın gözleri şaşkınlıktan yusyuvarlak oldu. “Ah, evet, sen konuşan bavuldun.” Sesini alçalttı, omuzlarını içine çekerek mırıldandı. “Kafayı üşüttüm kesin. Bu defa ‘bavulum kapıda’ yaşama seyahati yaramadı bana, belli.”

    “Çok düşünme, aç haydi!” diye titredi bavul. Sokak lambaları, onun kahverengi, yıpranmış ve adeta sıkışıp beklemiş zeytin posasını andıran renklerine değdikçe, gövdesinin alt kısmında sanki iki göz parıldıyordu. Adam kendi gözlerini ovuşturdu.

    “Açıyorum valla!” diyerek banka yerleştirdi bavulu.

    “Hey, gıdıklanırım ben! Bak, kıkırdarsam şaşırma.”

    Adam ellerini dizlerinin üzerine çekti. “Yok, açmam. Bu etik değil, seni kafeye geri götürmem lazım.”

    “Götür, sen bilirsin. Ama sahibim çıkmayacak. İddiaya girelim mi?”

    “Sahibini bulsam da ‘nasılsa içinde kimlik var mı diye baktım’ derim, olur biter.” Bu fikir biraz vicdanını rahatlatmıştı.

    Bavul kilitli değildi. Geniş metal kilitlere bastırdı; metal uçlar “şak” diye yukarı kalktı. Kapağı kaldırdı. Gözleri kamaşmıştı.

    İçinde deniz kabukları vardı; gecenin ışıklarıyla sarıları, beyazları parıldıyordu. Kabukların derinlikleri, çatlakları, tırtıklı yüzeyleri adeta kahve falı gibi sahnecikler gösteriyordu. Burnuna keskin bir yosun kokusu yayıldı; bir kısmı denizden miydi, denize doğru uzattı burnunu. Sonra saydı, tam yedi taneydiler, boy boy… Parmaklarıyla tek tek dokundu, onları okşadı. İkişer ikişer alıp kulaklarına dayadı. Gözlerini yumdu; yosun kokusuna, kulağına gelen o uğultulu, uzaktan yaklaşıp sönen dalga sesleri karıştı.

    Kendi kalbinin sesini duyuyordu artık: Küt, küt, küt…

    Arada tuhaf, çocuksu bir kahkaha sesi işitiliyordu. “Delirmiş olmalıyım,” diye fısıldadı.

    Kabukların altında bir plaj havlusu vardı; ceviz kabuğu renginde, yer yer dokumasından iplikleri fırlamış, rengi solmuş ama yumuşacıktı. Havluyu kaldırıp banka usulca bıraktı. Altında ufacık bir erkek çocuğuna ait olduğu belli olan birkaç parça giysi ve o çocuğun suratı kesilmiş aile fotoğraflarında olduğu belli üç tane fotoğrafı vardı. Bakışları buğulandı, hemen geri koydu. Bir de eski bir çıngıraklı tekerlek oyuncağı çıktı içinden, kırılmış iki parçalıydı. Onları da yerine bıraktı. Kıyafetleri bozmamaya gayret ederek avuçlarıyla giysilerin arasını yokladı. Aynı anda hâlâ hafif bir kıkırdama sesi geliyordu.

    Eline sert ve yuvarlak bir nesne çarptı. Çekip çıkardı. Bu, kalın, dar boyunlu ve tıpa kapaklı bir cam şişeydi. Ağzı ve dibi sarı yaldızlıydı, hatta altın renginde parlıyordu. Gözleri doldu, elleri titredi. Kalbinin ritmi yine hızlanmıştı: Küt küt de küt küt… Saçlarından süzülen boncuk boncuk terler burnundan dudaklarına aktı; tuzlu ve sıcaktı.

    “Bu kadar yeter, anlaştık mı? Aç dedin, açtık işte.”

    “Tamam, zaten çok kıkırdamamaya çalıştım.”

    “Ha, o ses senden mi geliyordu? Ne garipsin yahu.” Hızla ama özenle her şeyi yerli yerine koyup kapağı kapattı.

    Kapatırken bavul, “Sen de öylesin; çok benziyoruz farkındaysan,” diyordu.

    Bakır kulpu okşadı. “Sahibinin kaderini doldurmuşsun içine. Ama merak etme, onu bulacağız.”

    Kulp altındaki o hayali gözleri kapandı bavulun, sanki yere gözyaşları akıyordu. O an adamın gözünün önüne gözyaşı şişesi ve içindeki yaşlar geldi. Bir kadın tutuyordu şişeyi; ağladıkça dolduruyor, doldukça yeni şişelere geçiyordu. İçi buruldu, dudakları titredi. Aniden dikleşti oturduğu yerden.

    “Allah Allah, e benim bavulum nerede?” Anlam veremedi. Meydanda mı bıraktım yani onu da şimdi!

    Bavullar arası bir kaosun sancısıyla gerildi. “Gece kim görüp alacaktı, anca benim gibi evine geç dönen biri denk gelirse,” diye mırıldandı. Canı sıkıldı. Kendi bavulunu bulup evine dönünce içini yeniden hazırlayacaktı. O bavulun yeri daima eşiğe yakındı. Bunaldı mı, sıkıldı mı, gece ya da gündüz demezdi; içinde temel ihtiyaçları, gizli bölmesinde parası hazır dururdu, her an bir bilete bakardı evden çıkışı. Evi sadeydi, teferruatsızdı. Kitapları, birkaç defteri, dosya kağıtları ve birkaç albümü dışında kocaman bir masası, iki uzun oturağı vardı. Salonda üçlü bir koltuk, mutfakta üç beş tabak, bardak ve fincan… Odasındaki tek yatak ise yer yatağıydı.

    “Eşya yüktür, eşyanın hizmetçiliği insanı bitirir,” derdi hep. “Evet… Eşya bir yüktür, hadi gidiyoruz,” diye seslendi.

    Bakır kulpu tutar tutmaz içine ılık, sevgi ve özlem karışımı duygular tekrar hücum etti; hemen ardından da yasın kaçınılmaz ağırlığı. Omuz silkti, sağdan soldan İstanbul’un şafağını yaşayacakları belli tek tük insanlar geçiyordu. Elindeki bavulu fark eden tanıdık biri şaşkınlıkla, “Hayırdır, antikacıdan mı aldın bunu?” diye sorunca aceleyle bir şeyler mırıldandı.

    Bavulu kaldırdı, birden hafiflemiş gibi geldi; eliyle tekrar kaldırıp tarttı. “Allah Allah, boş gibi bu!”

    Salladı, hayır, doluydu. Bakır ona bir güç mü vermişti ne!.. Tam o sırada kulağına denizin dalga sesleri uzandı. Sahibi bulunmayacaktı tahmini. Zaten bavul da susmuştu.

    “Hayır susmadım, beni bir yere bırakacaksın, hissediyorum. Yastayım yani…”

    “Sus yahu, duyan da bizi deli sanacak!”

    “Değil miyiz?” diye kıkırdadı bavul; hem de sallana sallana. Bu bakır kulplu tahta bavul onu germeye başlamıştı. Ayağa kalktı, denize doğru yürümeye başladı.

    “Fazla eşya yüktür demiştim, değil mi?”

    “Evet, içinden konuşurken demiştin.”

    “İyi o halde, bekle de gör.”

    Adımları hızlandı. Deniz kenarına iyice yaklaştı; beton bariyerlerin üzerinden ayaklarını sarkıtarak kayalıklara indi. Yol üst tarafta kalmıştı; yukarıdan geçen insanlar şaşkınlıkla birbirlerini dürterek adamı işaret ediyorlardı. Onları görmemeye çalıştı, hatta bazılarına “ne var” dercesine elini salladı. Nihayet kuytu bir noktaya oturdu. Kucağına koyduğu bavulu ağır ağır açtı. Deniz kabuklarını görünce içi yeniden huzur ve neşeyle doldu.

    “Yok ya, sizi atamam ki,” diyerek sırt çantasını açtı ve onları özenle içine yerleştirdi.

    Bavul hıçkırıyordu.

    “Yok, seni duymayacağım. Deniz sonsuzluktur. Sonsuza dek yaşayacaksın, fena mı?”

    “Sulara gömülüp karaya vurmak mı sonsuza dek yaşamak? Hadi be sen de! Tatsızsın.”

    Adam güldü. Bir an eli tereddütte kaldı ama devam etti; içindeki çocuk kıyafetlerini denize üçer beşer fırlattı. Fotoğrafları cebinden çıkardığı çakmakla yaktı, küllerini bir yandan üflüyordu. Çıngıraklı kırık tekerleği ve parçasını iki eline alıp sıkıca yakaladı, kayalara vurdu, denize fırlattı. Gözyaşı şişesine gelince onu güneşe doğru tuttu. Katıla katıla ağlamaya başladı. Gözlerini yumdu. Dalgaların kırıldığı yeri hedefledi; ayaklarına kadar gelen serin su geri çekilirken şişeyi “şak” diye fırlattı. Dalgalar şişeyi kapıp götürdü. Üzerinden büyük bir yük kalkmıştı, bu rahatlamaya kendisi de şaşırdı. Bavulun içi artık bomboştu.

    “Beni de atıyorsun anladığım kadarıyla…” Sesi kırgındı.

    “Bekle,” dedi adam. Bavulu kapattı, sahildeki köfteci arabasına doğru yürüdü.

    “Burhan Usta, kolay gelsin.”

    “Vay, evlat nasılsın? Yapayım mı bir çift porsiyon?”

    “Yok ustam, senden bir ricam var. Kabul edersen tabii…”

    “Buyur, elimden gelirse elbette.”

    “Şu bavulu alsan, arabanın arkasındaki şu boşluğa yerleştirsen… İçine toprak doldursan, ben de sana çiçek fidanları getirsem, olur mu?”

    “Şaşırdım evlat. Böyle bir isteğin ciddi bir anlamı olmalı. Ha, ‘sorma’ diyorsun, peki. Yaparız. Şayet burada zorlanırsam evimin bahçesine koyarım, olur mu?”

    “Çok iyi olur be ustam, sağ ol. Ha, bir de içine bakır levha yerleştirsek? Bunu ben yaparım, böylece daha dayanıklı olur, ne densin?”

    “Bakır mı? Hiç duymadım çiçek için ama… Aman, ne dersen olur be evlat!”

    Bavulu oraya bıraktı. Arkasına döndüğünde, bavulun kulpundan el salladığını, sanki gülümsediğini görür gibi oldu.

    “Yarın bakır alır yaparım artık,” diyerek eve doğru yürürken kafenin önünden geçiyordu. Tam evine dönüyordu ki işletmenin kapı dibinden, sokak lambasının vurduğu o sarımsı kahverengi nesneden gözlerine sert yansımalar çarptı; sendeledi, titredi, yere çöktü. Bavulu serbest kalmış, tıkır tıkır kendi sokaklarına doğru sürüklendi. Gözlerini bastıra bastıra ovaladı. Önüne asılı sırt çantası çok da dolu değildi. Kafenin kapısına baktı, bavul falan yok!

    “Olamaz çünkü dağıttım ben onu ve içindekileri,” diye hatırlattı kendine. Kulaklarında önceden var olduğunu fark ettiği uğultu uzaklaşıyordu. Sıcak, pürüzlü ve tanıdık bir parıltı hissi içinde… Zihnindeki o uğultu durdu aniden. Havada asılı tuhaf, aynı zamanda bir hafiflik hissinden gerçekliğe inmiş gibi şaşkınlık içindeydi.

    Saatine baktı.

    02:05.

    Ve tarih? Dehşetle kalktı, bavulunun ardından koştu, evine yürüdü. Bavulunu girişteki dolabın önüne koydu, sırt çantasını masaya ve doğruca koltuğuna attı kendini de. Uykuya dalarken mırıldanıyordu: “Kafeyi arayıp soracağım.”

    Sabah kahvesini bile içmeden kafeye gitti; sahibine, elemanlara tek tek derdini anlattı ama kimse bir şey bilmiyordu.

    “Rica etsem kamera kayıtlarına bakabilir misiniz?”

    “Şimdi işimiz çok yoğun. İlk fırsatta bakarız. Gece 02:00 ile bizim çıkış saatimiz arasına… Zaten uzun sürer bu.”

    “Teşekkür ederim. Bu benim numaram, buyurun.”

    Evine döndü, kahvesini hazırladı. Bir dizi devamlı sallanıyordu. İkinci kahvesini içti. Üçüncü kahvesinde büyük masasına geçti, “bilgisayarda biraz gezineyim” dedi. Zaman durmuş, seyahatten dönmüş ama kaldığı yerden devam edemiyordu.

    Nice sonra telefonu çaldı.

    “Alo, buyurun.”

    “Merhaba komşum. Uzun uzun kameralara baktık. Fakat bizim kapı önünde bavul falan yok.”

    “Nasıl yani? Peki beni gördünüz mü?”

    “Sizi mi? Şey… Hmm…”

    “Evet?..”

    “Siz… Yerdeydiniz…”

    Telefon kapandı. Adam elindeki telefona bakakaldı.


    bavul melek Toksoy öykü suare öykü

    Related Posts

    ÇIT… ÇIT…

    Ağustos 1, 2026 Melek Toksoy

    İsmi olmayan hikayeler – VII

    Temmuz 25, 2026 Edebiyat

    EDİTÖR’DEN

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ 5. SAYI

    Temmuz 15, 2026 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Çağdaş cazın özgün topluluklarından The Bad Plus, 12 Eylül’de Fiba Salon İKSV sahnesine konuk oluyor.…

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    BİR YUDUM SEVGİ

    Ocak 1, 2026 Duygu Görücü

    ‘Koleksiyonlarda Devrim Erbil’ sergisi

    Eylül 29, 2023 Sergi

    Altın Ayı Ödüllü yönetmen Dag Johan Haugerud, İstanbul Film Festivali’ne geliyor

    Şubat 27, 2025 Sinema
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.