Close Menu
    Son Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Perşembe, Nisan 30
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      1 KAVRAM 10 DÜŞÜNÜR: Varoluşun On Yüzü

      Ağustos 2, 2025

      Ulus Baker: Kısacık hayatına çağları sığdıran ‘birisi’

      Temmuz 12, 2025

      Institut français, Fransız yazar, felsefeci ve filolog Barbara Cassin’i ağırlıyor

      Şubat 25, 2025

      Sade Yaşamın Gücü: Epikür ve Tao’nun izinde sadeleşmek

      Aralık 7, 2024

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Yeni Eril: Dr. Nil Keskin’den kapsamlı bir dönüşüm rehberi

      Mart 4, 2025

      Cansel Oruç’un ‘Başarmaktan Korkma’ kitabı okuyucuyla buluştu

      Aralık 26, 2024

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      “Bir ‘teselli’ ver…”

      Nisan 20, 2026

      Sandviç Kuşağı: Arada Kalmışlık

      Nisan 19, 2026

      Var ol! Kelime büyücüsü çok yaşa!

      Nisan 15, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026

      Filiz Çiçek’ten adalet ve intikam romanı: Kayıp Ada ve Şeytanları

      Nisan 22, 2026

      Adını Sen Koy: İki farklı zaman, iki farklı kadın ve benzer bir hikaye

      Nisan 21, 2026

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Ayın Şarkıları: MART AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Mart 8, 2026

      İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar konserleri devam ediyor

      Ocak 15, 2026

      AYIN ŞARKILARI: OCAK AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Ocak 1, 2026

      Sanatın özgür ruhlu bilgesi Patti Smith İstanbul’a geliyor

      Aralık 14, 2025

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lV

      Nisan 12, 2026

      Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

      Mart 16, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – lll

      Mart 16, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Río Sur, Pera Müzesi’nde

      Ekim 16, 2025

      Dalí’nin Tavşan Deliği: Bir romanın resme dönüşen rüyası

      Haziran 12, 2025

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nden ücretsiz sergi turları

      Şubat 20, 2026

      Isabel Muñoz’un Göbeklitepe fotoğrafları Berlin’de

      Şubat 10, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Palu Ailesi skandalı belgesel oldu

      Nisan 10, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      İstanbul Film Festivali 9-19 Nisan’da sinemaseverlerle buluşuyor

      Mart 24, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Sahnede paranormal bir deneyim: “Geceyarısı Hayaleti” başlıyor

      Mart 19, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

      Nisan 29, 2026

      Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

      Nisan 27, 2026

      Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

      Nisan 27, 2026
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      Ebru Karaayvaz’dan ağlarken güldüren kitap: Reçeteye Mizah Ekledim

      Mart 9, 2026

      Bozkurt: Yeni nesil yayıncı Toros, kitabı sadece basılı ürün gibi görmüyor!

      Mart 2, 2026

      “Gençler Nereye?” kitabının yazarı Tuğçe Tatari: Türkiye gençlerini duymuyor ve görmüyor

      Şubat 27, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      Don Quixote’un zırhı: Dünyaya karşı giyinmek

      Ocak 10, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Pablo Neruda: Aşkın, kavganın ve sessiz coğrafyaların şairi

      Temmuz 12, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Duygularımı Tanıyorum Serisi

      Nisan 20, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      Vildan Külahlı Tanış: Kelimeler efsunlu nesneler gibidir

      Nisan 11, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Suare Öykü
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ANNEANNEMİN BELİĞİ
    SUARE ÖYKÜ DERGİSİ

    ANNEANNEMİN BELİĞİ

    Ocak 1, 2026Yorum yapılmamış8 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Ayşe Kocabağ

    “Çekmeceleri düzenleyeceğim’’ dedim anneme. İzin vermedi. Dursun, öylece kalsın. Yorulma sen. Odanın duvarlarına tavana kadar gömme dolap yapılmıştı; dolabın yarısından zemine kadar olan bölümde çekmeceler… Çocuktum.Çekmeceleri karıştırmaktan büyük bir zevk duyardım, kırmızı elmalı şekeri yalar gibi, elmanın tadını değil, kırmızı rengini yerdim, o lal dilimin üzerinde yayılır, kendi renginin varoluşunun dayanılmaz hazzını yaşar, haz doruklara ulaşınca kanıma karışırdı, büyülü bir şey yaşardım. Gece karanlığında uykuya dalardım, aslında uyku değildi belki de bir araf bölgesinde, bir eşikte uykuya dalmadan öncesi bir buğulu alem; on üç on dört yaşımın ergenliğinin coğrafyası, puslu nemli, bahara yakın.

    Tavşanların seviştiğini görürdüm dolapların içinde. Hazlarının kokusu kapaklardan dışarıya sızar, odanın havası birden ağırlaşırdı. Çığlıklarını fısıldaşarak bastırmaya çalışırlar, sesleri yine de pencere camlarında yankılanır, solukları pencerede buharlaşırdı. Korkudan ses çıkartamaz, uzun süre titreyerek yorgana sarılır, uykusuzluktan baygın düşünceye kadar kulaklarımı tıkardım. Annemi çağıramazdım yanıma, avazım çıktığı kadar bağırmak ister; bağıramazdım, sesim içime kaçar nefes bile alamazdım.

    Anneannem otuz yaşına varmadan ölmüştü bu evde, dedemin evi. Beline kadar upuzun simsiyah örgülü saçları vardı, belik örgüsü. Bir belik dedemin elinde kalmıştı. Anneannemi o upuzun tek beliğiyle tabuta koyup mezara götürmüşler…

    Annem beş yaşlarındaymış. Anneannem öldüğü gece birlikte sabahlamışlar koyun koyuna; o gecenin sabahında ölmüş. Evin içinde kadınların ve çocukların feryatları birbirine karışmış. Bir kazan dolusu kızgın yağ ortalığı eritmiş akıtmış.

    “Eğer benim bir anam olsaydı saçlarımı tarardı. Analığım bir kere olsun saçlarımı taramadı.”

    Teyzem büyütmüş annemi. Teyzem seksen sekiz yaşında vefat edince annem çok ağladı. Ağlaya ağlaya beş yaşına vardı, o ilk kaybın acısı yüreğinde yeniden yankılandı. Hem anlattı hem ağladı; annesini kaybetmiş bir çocuğu dinledim. Bir teyzeme, bir annesinin ölümüne, bir de annesini kaybetmiş ikiz oğlaklarına ağlıyordu. Süt verimi yüksek diye aldıkları Saanen keçisi hastalanmış, veteriner bir çare bulamamış, üç gün üç gece ağrıdan kıvranmış keçi tıpkı anneannem gibi, üçüncü günün sabahı öldüğünde ikiz oğlakları çığrışa çığrışa akşamı etmişler o gün. Anneannem öldüğünde dayım bir aylıkmış, emziren olmayınca akşama kadar annemle bir olup kuşlar gibi çığrışmışlar.

    Teyzemin vefatı anneannemin ölümüne,oradan da Saanen keçisinin kaybına ulandı. Çektiği bütün acılar yumak gibi dolandı. Bir annesine, bir ablasına bir de oğlaklarının yerine ağladı.

    Anneannemin upuzun ince örgü beliğini hatırladı. Kavga ettikleri bir gün dedem şiddetli bir öfkeye kapılmış, anneannemin beliğini kuvvetli kolları ve elleriyle kavramış, öyle bir çekmiş ki belik elinde kalmış. Anneannem dışarı kaçmış, dışarda yakalamış dedem, balkona kaçmış balkonda yakalamış sonra içeri kaçmış içerde yakalamış dayağı basmış, tekme tokat dövmüş, “Allah yarattı” dememiş. Kimsecikler kurtaramaya cesaret edememiş. Bütün çığlıkları vadiden ormana yayılmış, kızılca kıyamet kopmuş, kuşlar ağaçlardan gökyüzüne süzülmüş,köpekler uluya uluya havlayıp sağa sola saldırmış. Annem üç dört yaşlarındaymış, hatırlamıyor annesinin dedemden yediği bu dayağı ama teyzem on on iki yaşlarındaymış; hiç unutmamış. Dedemin öfkesinin şiddeti anneanneminsaçlarını kökünden koparmış. O kadar büyük bir şiddet. Evde ne kadar çoluk çocuk varsa kaçacak delik aramış, hepsi birer deliğe saklanmış.

    Günün birinde anneannemi bir tabuta koymuşlar, mezara götürmek için yola çıkmışlar kasabanın eski bir mezarlığına götürmüşler. Rivayet o ki, mezar kazılırken tabut kaybolmuş. Annem ve dayım tüm aramalarına rağmen mezarı hiçbir zaman bulamamışlar.

    Anneannemden geriye sadece upuzun simsiyah beliği kalmış.

    Dedemin elinde kalan beliği çekmeceye kaldırmışlar. Bazı geceler çekmecelerden çığlıklar yükseliyordu odanın içinde. 

    Bin feryat bin figan. Kıyamet kopuyordu çekmecede, tıkırtılar yükseliyor, çekmeceler sarsılıyor, dolap kapakları gıcırdıyordu. Dedem anneannemi öldüresiye dövüyordu. Kan ter içinde uyanıyordum, boğazım kupkuru, nefes alamıyordum. Sesimi çıkartamıyor, yorganın altına kaçıyordum, annemi çağıramıyordum.

    Bir süre sonra anneannem çekmecenin içinden kıvrana kıvrana çıkıyor, yerdeki halının üzerinde yürüyor, üç hamleden sonra yatağıma çıkıp başını yastığıma uzatıyordu. Saçları ve teni çürümüş et kokuyordu.” Korkma, her şey geçecek, bana güven” diyordu sadece ; başka hiçbir şey konuşmadan uykuya dalıyorduk.

    Ben uykuya daldığımda anneannem tül perdelerin arasında gözlerden kayboluyor, dışarı çıkıyor, vadide geziyor, elma ağacından elma kopartıp yiyordu.Papatyaları toplayıp saç örüyor, eksik beliğinin yerine upuzun takıyordu. Güneş doğmadan eve dönüyor, odalarda salınarak yürüyor, cebinde birkaç elma, papatyadan örülmüş beliği ile çekmeceye girip uykuya dalıyordu. Çekmeceye papatya sarısının o acımsı ekşi kokusu doluyor, ahşap kokusu canlanıyor, çekmecenin ahşabın kokusu sızıyordu. Çekmecelerden sızan ahşap ve papatya kokusu ile uyanıyordum sabahları.

    On sekiz yaşında askere alınmış dedem. Birinci Dünya Savaşında cepheden cepheye savaşmış. Arada bir izin verdiklerinde eve gelir birkaç ay kalırmış; sonra yine askere. Birinci Dünya savaşı bittikten sonra Doğu Anadolu’da çıkan isyanları bastırmak için yine askere çağrılmış. Senelerce 

    Kadınlar ve çocuklar kıtlıktan, yoksulluktan ve açlıktan sapır sapır dökülmüşlerAnadolu’da. Kalanlar birbirine bakmış. İstiklal savaşında kalbinden kurşun yarası almış dedem. Gaziydi. Madalyasını göğsünün üzerinde gururla taşır, cephede geçen yılları uzun uzun anlatırmış. Öfkesinin şiddetinden dokuz çocuğu da ölesiye korkar karşısına geçip ağızlarını açamazlarmış. 

    Tavşanların kokusu kapaklardan taşarken odanın havası birden ağırlaştı, dayanılmaz oldu. Kapı da yerinde duramaz oldu, bir ileri iki geri gıcırdamaya başladı. Annemin ayak sesleri geliyordu.

    Annem içeriye girdi, yanıma oturdu, elini alnıma koydu. Ateşim çıkmıştı. İstediğin bir şey var mı?  diye sordu annem eli alnımdayken.

    “Bisiklet istiyorum” dedim.

    “Kızlar bisiklet sürmez” dedi. “On dört yaşına giriyorsun, artık çocuk değilsin.”

    Ne zaman mahallede çocuklarla oyun oynamaya çıksam ardımdan bağırıyordu. “Memelerin büyümeye başladı, sokakta oyun oynama yaşın geçti, otur evde dantelini çeyizini ör. Mahallede adın çıkacak, komşular dedikodunu yapar!”

    Annem evde yokken bisiklete biniyor, bisikletin üzerinden düşmeden durabilmeye, pedalları çevirmeye,çevirirken direksiyonu sağa sola kaydırmadan kontrol etmeye, yoldan geçen arabalara çarpmamak için de karşıma bakmaya çalışıyordum. Bazen kontrolü kaybediyor, bisikletle beraber yola devriliyordum. Defalarca deniyordum. Saatler geçiyor, bisikletle birlikte düşüp bisikletle beraber kalkıyor, bisikletle beraber yol alıyordum, öğle sıcağında yorgunluktan baygın düşünceye kadar sürüyordum, sürünüyordum. Bisiklet bizimle yaşayan amcama aitti. Bisikleti sevmiştim. Ben de öğrenmek istiyordum. 

    Amcamdan öğretmesini istedim. Öğretmek istemedi. “Kızlar bisiklet sürmez yeğenim” dedi.

    Sabahçıydık. Okul dönüşlerinde çantayı bir köşeye fırlatır, öğle yemeğini aceleyle yer, mahallenin sokaklarına koşardık. Sekiz on çocuk, kızlar oğlanlar. Futbol oynardık. Yakan top, seksek, körebe, beştaş, misket. İp atlardık. Evcilik ve saklambaç. Cam bilyelerimiz vardı rengarenk, bakkaldan torbalarla alırdık. Hep birlikte misket oynardık kızlı oğlanlı.Acıkmışsak salçalı ekmeklerimizi ısırırdık bir yandan kan ter içinde. Sanki bu dünyaya yalnızca oyun oynamak için fırlatılmıştık.

    Kız çocuklarına yüklenen ataerkil değerlerden ve rollerden bihaber yalnızca oyun oynamanın tadını çıkartırdık.

    Hepimiz çocuktuk; henüz cinsiyetimize ayrı oyunlar icat edilmemişti. Oyun oynamaktan başka hiçbir şey düşünmez, doyumsuz tadına varırdık. Çocuk dünyamızda yalnızca özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve adalet vardı; oyuna katılan hiç kimse bunların dışına çıkmazdı.

    Bisiklet sürmek istiyorum, bisiklet sürmek istiyorum, bisiklet, bisiklet, bisiklet… Sayıklıyorum. Sesim kısıldı, göz kapaklarım kapandı. Bir düş görüyordum ama belki de bu bir düş değildi. Bisiklet sürüyordum, bazen düşüyor, bazen kalkıyor, bazen bisikletimle havalanıyor, havalanırken aşağıda kalan ev küçüldükçe küçülüyordu. Çekmeceler evin üstünden bir labirent gibi görünüyordu. Gökyüzünden bulutların üzerinden aşağıya bakıyordum, mahallenin çocukları bağırıyorlardı, el sallıyorlardı. Aşağıya bakıyordum ben de onlara el sallıyordum, direksiyonda değildi ellerim, boşlukta çocuklara sallıyordum onları şimdi. Derken aniden bisikletten düştüm, büyük bir hızla kaydım ve kendimi çocukların arasında buldum. Gerçekten yaşıyorum sandım ama bu bir düştü.

    Mahalledeki arkadaşlarım toplanmış, odamın pencerelerine cam bilyelerini fırlatıyorlardı. Renkli bilyeler cama çarpıyor sonra yere düşüyor, çocuklar yerden toplayıp yeniden fırlatıyorlardı. Bilyeler cama çarptıkça gök kuşağının bütün renkleri evin içine sızıyor, dolapların aynasında yansıyor, duvarlara gölgeler yansıyordu.

    Bilyeler camlara çarptıkça önce çekmece sarsılmaya; sonra bütün dolap ve çekmeceleri sallanmaya ve çatırdamaya başladı. Kapağı açtığımda askıların arasında gölgeler vardı, dolaptan çıkmak istiyorlar çıkamayınca birbirilerini boğazlıyorlardı.

    Kargaşa ve gürültü gittikçe çoğaldı evden çıkıp gitmezsem beni de boğazlayıp yutacaklarını hissetmeye başladım. Çekmecelere sığamayan gölgeler dolabın içine yerleşmişlerdi. Gölgeler çoğalıpdolaplara da sığamaz olunca dolaptan çıkacaklarını ve beni de yutacaklarını seziyordum. Eğer beni yutarlarsa onların gölgesi olacaktım ve bir gölge olarak yaşayacağımdan korkuyordum.

    Bin bir düşünce arasında dolap kapakları sarsıldı, gölgeler hızla odaya dolmaya başladı. Bir gölge bana yaklaştığındanefes alamaz ve iyiden iyiye hareket edemez oldum, uyuşuyordu bedenim.“Gitmeliyim” dedim. “Gitmezsem gölgelerin arasında kaybolacağım, beni yutacaklar ve ben de onlardan biri olacağım. Canavarlardan korktuğum gibi korkuyordum gölgelerden, onların da birer canavara dönüştüklerini ve yakaladıkları çocukları yutarak silip süpürdüklerini görüyordum.

    Ben büyüdükçe üstüme daha çok gelmeye başlamıştı gölgeleri.

    Daha önceleri de dolapların içinde askıların arasında gölgelerigörmüştüm;elbiselerin içine saklanmışlardı. Beni yutacak tehlikenin farkındaydım. “Biraz daha büyü, biraz daha bekle, biraz daha sabret” diyordum sürekli içimden kendikendime.” “Teslim olmazsam belki sıkılırlar, gözüme görünmez olurlar ve çekip giderler buralardan.” …

    Cam bilyeler cama çarptıkça gölgeler huzursuzlandı, dolabın içinde cirit atıyorlardı. Biraz daha beklersem dolabın kapılarını kırıp beni boğazlayıp yutacaklardı. Nefesimi tuttum, yatağımdan fırladım, pencereyi açtım.

    Bilyeleri atan arkadaşlarım hep birlikte çığlık attılar ve alkışladır, sevinç çığlıkları odaya doldu. Hep birlikte “atla, atla, atla,atla” diye bağırıp alkış tutuyorlardı.”Korkudan ikiye yarılacaktım.

    Gürültüyü duyan annem içeriden bağırdı: “Gelinlik kız oldun, memelerin sallanmaya başladı, kız nereye, getirme beni yanına, sakın gitme, bacaklarını kırarım.” Paltomu ve şapkamı hızlıca giydim, pencereyiaçtım, atladım. Annemin gölgesi yoktu, o evde kaldı, diğer gölgelere karıştı.

    Dışarıda ılık güneşli bir hava vardı, Nisan’dı ve günlerden pazardı.


    Ayşe Kocabağ öykü suare suare öykü suare öykü dergisi

    Related Posts

    İsmi olmayan hikayeler – lV

    Nisan 12, 2026 Edebiyat

    SuareMag Nisan 2026

    Nisan 7, 2026 Manşet

    Sibel Kırcadere Uslu ile İsmi Olmayan Hikayeler

    Mart 16, 2026 Öykü

    İsmi olmayan hikayeler – lll

    Mart 16, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026 Sanat

    Dolunay Kocabağ, New York’taki oyunculuk kariyerine yeni başarılar eklemeye devam ediyor. Sahne adıyla Luna Vintner…

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026

    Mayın Tarlası: Sessiz gerilimlerin izinde bir ilk kitap

    Nisan 27, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    Paradise ile dispotik bir dünyada etik sorgular

    Ağustos 8, 2023 Alperhan Benlioğlu

    ZİYARET

    Temmuz 1, 2025 Duygu Görücü

    RENKLERE VEDA

    Kasım 1, 2025 SUARE ÖYKÜ DERGİSİ
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

    Nisan 29, 2026

    NİHAL GÜNDÜZ ile GÖRÜNTÜNÜN SESSİZ İZLERİ

    Nisan 29, 2026

    Kadıköy Sinematek’te Louis Malle Retrospektifi ve dünya sinemasından özel seçki

    Nisan 27, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.