Kenan Doğru
Hayranlık ve irkinti duydum karşıtlığımıza. Görünce başım dönüyor, duyunca nehirler tersine akıyordu içimde. Tek bir arzum vardı: Sadık olunmasını istemiştim düşlerime, sonsuz bir sadakat dilemiştim senden. Palavralardan arınmış bir gerçeklikle geride iz bırakılmasını değil. Hani “Sen benim,” diye bir lafügüzaf etmiştin ya az kalsın inanmıştım sana o esintili tepelerde; bir de başkasının sözleri imiş, sana ait bile değilmiş. Ben zannetmiştim ki kumulları aşıp karışacağız seninle. Ama sen, gözyaşınla bile değil, dilinin zehri ile ateşi söndürmeye çalıştın.
Diyelim ki içimizin nehirleri kurumuş olsun hadi, bir damla da karışmaz mı kalplerimizin ıslaklığı içimize? Nedir ki tutkulara kudret veren o iksir; çölde ıssızlığa sızan abıhayat değil midir, değil midir o derinlerindeki dünyanın hıçkırıkları? Tabii, sen de haklısın, nereden bilecektin ki tepelerin ıslak çukurları olduğunu, nereden görecektin hem, dışının beyaz içinin siyah olduğunu. Ama biliriz, kederlidir aşağılara yuvarlanan taşlar, bizden geriye kalanlar. Aşağı yukarı loş bir hayattır aşkın gözlerinden hayat ve pusludur safderûn kanaatlerimiz; öyle şaşırırız ki bazen…
Sen o pencereden dışarı baktığında gökyüzü zannettin gördüklerini, sözleri meşk bellediğin gibi. Adıma bir dünya yarattın, sonra kayboldun içimde. Ve beni suçladın yerime. Çünkü sen aşka gölgesiyle kılıç çekmiş bir riyakârsın, bir zahmetsin vesilesiyle.
Aslında izbenin izini sürerken biz, deli divane edebilirdim seni kendime. İstemedim, tiksindim bundan da. Büyüklük yapan aşkın, aşkın sorunları vardı aramızda. Bir mum gibi eriyerek yanık kokan lekeler bırakacaktık içimizde. Her dokunuşunda loş bir yere ışık tutuyordun çünkü, bir parça koparmak istiyordun karanlığımdan. Kimsesiz aşk olur mu hiç? Bir şans tanımak istemiştim arsızlığımıza. Bensiz değil, madem öyle o zaman, sensiz de olsun demiştim. Erimeni istiyordum bu yüzden, eriyip bükülmeni. Tabii ki karşılıksız ve en baştan. Sen henüz dil uzatmadan öpücüğü kondurmak istiyorum üzerine. O zaman karışabilir, kaynaşarak arınabilirdik uzaklıktan.
Bile bile ısırılmak felakettir, ölüye yaşam dilemektir; neye katlandığımızı anlarsan anlayacağını düşünmüştüm. Sonunda anladım ki karşılıksız olan boşluk bile değilmiş. Gittiğimde biliyorum hiç özlemedin, hiç “iyi miyim?” diye merak etmedin. Bir karşılığı yoktu ki.
“Hakikat, ruh emicilerinin en son hakkıdır; gerçek, faniler için her zaman böyledir: Son olandır, son gerçektir,” diye haykırmak isterken zalimce fısıldıyordum uzaklara sen yanımdayken. Senin maviyi sevdiğin gibi, beceremedim ben de. Söndürmeye çalıştığın ateşimi harlayıp, kızgınlığımla dönemedim gri tonlarına. Üzgünüm, ben de şeyler istedim karşılığında. “Bir aşk kuduz olup, yollarını şaşırmışsa kumrular, biri ötekine dar gelmiştir kalplerimizin,” demek gelmişti içimden o gece. Şimdi anlıyor musun; meşalesi yanmayan bir yolda yürümek, iz sürmek değil, kendi izini bile kaybetmekmiş.
Böyle uzadı bir ip gibi ucundan çektiğimizde zaman. Gölgesinde kaldık yumak olmuş gecelerin. Hiç görmedin nasıl da içi içe geçtiğimizi. Kördüğüm olduk sonunda. Ne zaman tozu dumana katsan, bir mahşer midillisi gibi şahlansan önümde, kulaklarımı tıkamak yetmiyordu artık, yarayı tuzlamak gibi acımasız bir çaba da istiyordu, bertaraf etmek için gözlerimi senden.
Evet, kafamı bizden yana çevirdiğimde görünüyordu iplerin ötesinde bir dünya: kaybolan yıldızları, taşmış gökyüzü ve rengi turuncuya çalmış ölü bir denizi vardı altımızda. Üşüyordu anlarımız, anılarımız soluktu; donuktu sözlerimiz biz boşlukta griye kalem çalarken. Hiç durmadan kazmalıydım bu yüzden karanlığı, bir yer bulmalıydım saklamak için seni içimde. Öykünürken kelebeklere bir köstebek olmuştum yolun sonunda. Sen, mağaranda özgürlük nedir, bilir misin hiç?
O karanlıkta savrulurken, boşlukta da duramazdım ya öyle, gözlerim dört açık! Sığındığım ağacın kökünü kazdım bu yüzden, kötülük işledim hepten. Sen vurdukça feleğin çarkına, ben kazdım; sen dövdükçe yerleri, ben indim derinlere; basamak basamak, tek tek, derin ve alçak, tıpkı senin gibi. Biliyor musun, seni kaybetmekten çok, kendimi bulamamaktan korktum yanında. Çünkü henüz bilmiyordun… Sebepsizdir güzel gülüşler, karşılıksız.

Kenan Doğru, Ardahan’da doğdu. İstanbul’da yaşıyor. Uluslararası bir firmada yönetici olarak çalışmakla birlikte, küçük yaşta tutku edindiği yazı alanında üretmeye devam ediyor. “Sapien Hislerim” adlı deneme aforizmalar kitabının yazarı olan Doğru’nun çeşitli mecralarda yayımlanmış pekçok öyküsü bulunuyor. Mühendislik eğitiminin ardından yüksek lisansını tamamlayan Doğru, şimdilerde İstanbul Üniversitesi “Felsefe” bölümünde eğitimine devam ediyor. Aynı zamanda ilk romanı ile okurlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.


