Close Menu
    Son Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Salı, Ağustos 25
    X (Twitter) Instagram Facebook
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    • YAŞAM
      1. Aktüel
      2. Beslenme
      3. Felsefe
      4. Fitness
      5. İlişkiler
      6. Kişisel Bakım
      7. Kişisel Gelişim
      8. Psikoloji
      9. Sağlık
      10. Seyahat
      11. Sürdürülebilir Yaşam
      12. Teknoloji
      13. View All

      Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği: “Türk Gençliğine Atasını Unutturamazsınız”

      Ocak 16, 2026

      Apaçık Radyo’dan gençlere açık çağrı: “Açık Alan” başvuruları başladı

      Ocak 15, 2026

      Nazlı Eray’a “Yaşayan Efsane” Onuru

      Temmuz 5, 2025

      Yüzüncüyıl Gazeteciler Derneği’nden anlamlı seminer

      Temmuz 3, 2025

      İnovatif makarnacı Pastavilla 32. yaşını ödülle kutluyor

      Nisan 22, 2024

      Buğday Derneği ‘zehirsiz kentler’ için harekete geçti

      Aralık 23, 2021

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      İkarus -Yükselme Arzusu, Protez Kanatlar ve Çöküş

      Mart 8, 2026

      Medusa – Kadın Öfkesi ve Öteki’nin Bakışı 

      Şubat 24, 2026

      Ailemizin ‘Sessiz Odası’

      Mart 23, 2026

      Ergen ebeveynleri için kılavuz

      Eylül 23, 2024

      Aşkın Lotus Hali… 

      Temmuz 4, 2024

      “Doktordan Az Kullanılmış” bu defa bir kitap adı oldu

      Ağustos 29, 2023

      Parfümde şişe tasarımı kokudan önemli olabilir mi?

      Mart 28, 2023

      Saç bakımına ilişkin merak edilen 6 soru ve 6 yanıt

      Nisan 17, 2022

      Melda Kamhi Kosif’in yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’ okurla buluştu

      Haziran 8, 2026

      Pandora – Yasak Bilgi ve Merak, Felaket ya da Umut

      Nisan 5, 2026

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Stresten Huzura: Deneyimlenmiş bir dönüşüm süreci

      Mart 6, 2025

      Beynini Resetle: Zihinsel rahatsızlıklar ve metabolizmayla ilişkisi

      Eylül 30, 2025

      Kimdir bu “Narsist Sapkınlar?”

      Mayıs 29, 2025

      Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi

      Mayıs 6, 2025

      Dementor – Ruh Emici: Narsisizmin gölgesinde bir yok oluş ya da yeniden doğuş hikâyesi

      Şubat 17, 2025

      Prof. Dr. Ahmet Karacalar’dan Lipödem Sendromu: Evrimsel Bir Uyumsuzluk

      Haziran 14, 2026

      ‘Bağımlılık’ bir hastalık olmayabilir (mi?)

      Şubat 18, 2026

      Longevity: Daha uzun ve daha iyi bir hayat mümkün mü?

      Şubat 4, 2026

      ‘Hepimiz Narsistiz’ kitabının yazarı Şule Öncü: Sanıldığından yaygın!

      Mayıs 17, 2024

      Sayım Çınar’dan Graz Notları: Sakinliğin, sanatın ve lezzetin şehri

      Şubat 6, 2026

      Melis Melek ile Yeryüzü Günlükleri

      Aralık 21, 2025

      IŞIĞIN İZİNDE, GÖLGENİN PEŞİNDE: PARİS

      Kasım 1, 2025

      ORTAÇAĞ’IN ORTASINDA BİR ŞEHİR: MDINA

      Kasım 1, 2025

      Nihal Gündüz’den ‘makarna’ ile ‘Çevre Krizi’ fotoğrafları

      Ağustos 15, 2025

      ‘Baumit ile Olasılıklar’ kitabı ile geleceği yeniden düşünüyor

      Eylül 20, 2023

      Heykeltıraş Varol Topaç’ın çelik üretim atıklarından yarattığı eser Contemporary İstanbul’da

      Eylül 17, 2023

      Jeotermal enerjiyi çocuklara anlatan kitap: Damla Adamlar

      Ağustos 31, 2023

      Kim Korkar Yapay Zekadan

      Haziran 8, 2025

      Türkiye’nin mutfak ve kültür mirasından seçkiler dijital erişime açılıyor

      Ekim 20, 2023

      Mevzular Açık Mikrofon, artık GAİN’de

      Eylül 1, 2023

      Akıllı makineler ve robotlar denilince akla gelen filmler

      Ağustos 31, 2023

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 2. MODÜL

      Ağustos 2, 2026

      MİTOLOJİDEN EDEBİYATA YAZI ATÖLYESİ – 1. MODÜL

      Ağustos 2, 2026
    • KÜLTÜR – SANAT
      1. Kitap
      2. Müzik
      3. Öykü
      4. Sanat
      5. Sergi
      6. Sinema
      7. Şiir
      8. Tiyatro
      9. Video
      10. View All

      Canavar’ın ‘saf’ değişimi ve dönüşümü

      Ağustos 12, 2026

      Elsa Morante’nin iki eseri aynı anda Türkçede

      Ağustos 5, 2026

      Anlama giden yol: Sembolizm

      Ağustos 3, 2026

      Bir yasın izinde: Tanrıların Tahtında

      Temmuz 31, 2026

      Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

      Ağustos 7, 2026

      AYIN ŞARKILARI: AĞUSTOS AYINDA NE DİNLEYELİM

      Ağustos 2, 2026

      Ayın Şarkıları: TEMMUZ AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Temmuz 1, 2026

      Ayın Şarkıları: HAZİRAN AYINDA NE DİNLEYELİM?

      Haziran 2, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – VII

      Temmuz 25, 2026

      AH BAVULUM VAH BAVULUM

      Temmuz 15, 2026

      İsmi Olmayan Hikayeler – VI

      Haziran 19, 2026

      İsmi olmayan hikayeler – V

      Mayıs 9, 2026

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      Görüş alanını aşan bir başarı: Dolunay Kocabağ’ın New York’a uzanan yolculuğu

      Nisan 29, 2026

      Gustav Klimt – Danaë: Altının içinden gelen sessiz uyanış

      Aralık 6, 2025

      Fotoğraf Sanatçısı Nihal Gündüz’ün Küratörlüğünü yaptığı “Yüzleşme: Hayalet Ağlar” Projesine Prestijli Ödül!

      Temmuz 5, 2026

      Serçe Limanı batığının 1000. yılına sanatsal bir selam: Marmaris’te Cam Sanatı Sergisi

      Mayıs 2, 2026

      Peaky Blinders’ın klasik otomobilleri Rahmi M. Koç Müzesi’nde

      Mart 23, 2026

      Meşher’den Çevrimiçi Rehberli Turlar Başlıyor: İstanbul Temalı Sergiler

      Mart 23, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      İBB Beyoğlu Sineması’nda Ağustos Boyunca Ücretsiz Film Şöleni

      Ağustos 4, 2026

      Obsession: Bir Dileğin Etik Bedeli

      Temmuz 27, 2026

      THE ODYSSEY ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: EN FAZLA TANRILAR KADAR KUSURLU

      Temmuz 26, 2026

      Bahar Geldi

      Nisan 26, 2026

      ŞİİR – KADİR HORZUM

      Ocak 12, 2026

      Şiir: Kapandık kaldık içimize 

      Temmuz 18, 2025

      Şiir: Huy İşte

      Temmuz 7, 2025

      Kültürler Mut! Tiyatrosu’nda buluşuyor

      Mayıs 5, 2026

      Moda Sahnesi’nde sıkışan zaman: blueScat prömiyere hazır

      Nisan 8, 2026

      Listeler, Hisler ve Kadınlar

      Nisan 6, 2026

      27 Mart Dünya Tiyatro Günü’nde ‘Bir Sahne Şövalyesinin’ mirasına bakmak

      Mart 27, 2026

      Parazit – Sınıfsal uçurumların sarsıcı anlatımı

      Haziran 30, 2025

      Garfield’in resmi posteri yayınlandı

      Aralık 19, 2023

      Napolyon bu kez Jaquin Phoenix’in yorumuyla sinemada

      Kasım 23, 2023

      Freud’s Last Session filminden fragman

      Ekim 27, 2023

      The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

      Ağustos 24, 2026

      Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

      Ağustos 24, 2026

      Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

      Ağustos 17, 2026

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026
    • KİTAPLIK
    • ATÖLYE
    • PODCAST

      Podcast: Hayati Tavsiyeler ‘Bahar ve Mitoloji’ ile yayında

      Mayıs 5, 2023

      Denenmiş, test edilmiş, onaylanmış: Hayati Tavsiyeler

      Mayıs 5, 2023

      Meraklı bünyeler için podcast kanalı: Suare Online

      Mayıs 1, 2023

      Akla takılan sorulara yanıt arayan podcast: Neymiş?

      Nisan 9, 2023

      Hayati Tavsiyeler: Kendine yatırım yapanlara özel podcast

      Nisan 9, 2023
    • YAZARLARIMIZ
    • SuareMag
    • Öykü
    • SD+
      1. Röportaj
      2. Haber
      3. Makale
      4. Portre
      5. Diğer
      6. View All

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      Kapı tokmaklarından kuş evlerine izleri görünür kılan bir sanatçı: Ayşen Erte

      Temmuz 1, 2026

      ‘Hikâye Hepimiz İçin Temel İhtiyaç’

      Haziran 23, 2026

      Feriköy Antika Pazarı kapanıyor mu?

      Nisan 13, 2026

      79. Cannes Film Festivali seçkisi duyuruldu

      Nisan 10, 2026

      Yeşilçam’ın köklü şirketi Erman Film’de yollar ayrıldı

      Şubat 6, 2025

      Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar: Herkes kendi hikayesine sahip çıksın!

      Kasım 16, 2024

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir: 8 Mart’ta Gloria Steinem’i yeniden okumak

      Mart 8, 2026

      Tahakküme Meydan Okuyan Küçük Harfler: bell hooks ve Duygu Yoldaşlığı

      Mart 8, 2026

      Bir gölün kıyısındaki Leylâ: Epstein ve depremin kayıp çocukları

      Şubat 17, 2026

      100 Yıllık Bir Ses: David Attenborough

      Mayıs 8, 2026

      Sinemanın Şairi Béla Tarr’ın Ardından

      Ocak 7, 2026

      Yolda Olmak, Var Olmaktır

      Ağustos 9, 2025

      Maria Anna Mozart

      Temmuz 20, 2025

      Gülhane Parkında sarnıç olduğunu biliyor muydunuz?

      Nisan 2, 2023

      Klasik mobilyada en çok tercih edilen ağaç türlerini biliyor musunuz?

      Nisan 1, 2023

      Mart ayında Türkiye’nin en çok konuştuğu başlıklar

      Nisan 1, 2023

      Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

      Ağustos 13, 2026

      Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

      Ağustos 10, 2026

      Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

      Ağustos 5, 2026

      TUZ DENİZİ

      Ağustos 1, 2026
    Suare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve DahasıSuare Dergi – Film – Kitap – Sanat – Hayat ve Dahası
    Buradasınız:Anasayfa » ATEŞİ HARLARKEN SORMAK: MUTLU MUSUN?
    Nilgün Karataş - SuareMag

    ATEŞİ HARLARKEN SORMAK: MUTLU MUSUN?

    Mayıs 1, 2026Yorum yapılmamış9 dk Okuma Süresi
    Facebook Twitter Pinterest LinkedIn WhatsApp Email
    henize Nilgün Karataş
    Paylaş
    Facebook Twitter Pinterest WhatsApp Email

    Nilgün Karataş

    Kitapları yakmaya gerek yok artık; elimize sığabilecek birer ekran edindiğimizden bu yana merak duygumuzu algoritmaların insafına bırakıp, hipnotize edilmiş robotlara dönüştük. Ateş artık yakmıyor; mavi ışığın hem bizi birbirimize gösterip hem de gerçek acılardan koruduğunu keşfettiğimizden bu yana, konfor alanımızın alevden duvarlarını her gün biraz daha yükseltiyoruz. 

    Ray Bradbury’nin bile belki bu kadar hızlı olacağını tahmin edemediği bir distopyanın tam kalbindeyiz. Bizim durumumuz Mildred’e benziyor daha çok; salonunun üç duvarını kaplayan dev ekranlardaki o hayali “aile” ile konuşurken, kulağındaki “deniz kabuklarıyla” dış dünyanın sesini bastıran o kadına.

    Acı çekmemek için hissetmemeyi, düşünmemek için gürültüye sığınmayı seçmiş o kadının seri üretimleriyiz; uydurduğum kelimenin absürtlüğüne aldırmayın, mutlu olmasa da hazla uyuşturulan hipnotize edilmiş robotlarız diyeceğim bir kez daha.

    Yüklenmeye biraz ara verip minik bir hatırlatma yapayım: Sırça Fanus’tan sızanların bu serisinde kadın karakter üzerinden değil, erkekler üzerinden bakıyorum dünyamıza; patriyarkanın cinsiyet ayrımı yapmadan herkesi nasıl sindirdiğini görmek için.

    Şimdi henüz Clarisse ile tanışmamış, Mildred ile evliliğin ve işinin ona sunduğu o uyuşturucu ‘huzur’ içindeki Guy Montag’ı düşünün. Hatırlatırım Montag, düzenin sadece bir parçası değil, tam merkezindeki adam; kitap yakan bir itfaiyeci.

    İşinde ne kadar iyi değil mi?
    Sistemin asıl başarısı erkeklere rollerini bu kadar özümsetmek olmalı! 

    Yakmak bir zevkti.

    Bazı şeylerin yitmesini, kararmasını ve değişmesini görmek özel bir zevk veriyordu. Avuçlarında, dev piton yılanını andıran bakır çinko alaşımı hortumla dünyaya zehirli gazyağı püskürtürken, kanının beyninde zonkladığını hissediyordu… Elleri, tarihin paçavralarını ve kömürleşmiş kalıntılarını yok etmek için ateş ve alevin tüm senfonilerini olağanüstü bir şekilde yöneten bir orkestra şefinin elleriydi. 

    Montag, her sabah aynada kendine benzeyen ama kendine ait olmayan bir adama bakarak başlıyordu güne; yüzündeki is lekesini bir nişan gibi taşıyor, parmak uçlarına sinmiş yanık kokusunu parfüm gibi soluyordu. Onun dünyasında gökyüzü hiçbir zaman tam mavi değil, her daim dumanlı bir griydi ve bu gri, ruhuna da sirayet etmişti. 

    Sokaklarda devasa bir metal böcek gibi süzülen itfaiye aracının üzerinde, elindeki alev makinesini bir asa gibi tutarken kendini muktedir bir tanrı, düzenin sarsılmaz muhafızı hissediyordu. 

    Onun itaati klasik bir korkuya değil, yaptığı işin “yanlış” olabileceğini düşünmediği bir normalliğe dayanıyordu. Kitap yakmak onun için görev değil, bir kimlik, bir var oluş biçimiydi; alevlerin o düzen kurucu gücüne tapıyordu.

    Hiçbir şeyi merak etmiyor, hiçbir şeyi özlemiyor, sadece yakıyordu; ta ki o gece, ayakları toprağa değil de bir rüyaya basan o genç kız karşısına çıkana kadar. 

    Küçücük bir pürüz, koca bir mekanizmayı bozabilir! 

    Montag için o pürüz, ayakları yere basmayan, rüzgarla konuşan bir genç kızın, Clarisse’in sorusuydu: “Mutlu musun?” 

    Önce savuşturmak istedi bu soruyu, heyhat! Bir kere duymuştu. Yıllardır biriktirdiği o isli huzur, ruhuna bulaşmış bir kire dönüşüyordu yavaş, yavaş. 

    Mutluluğunu bir maske gibi takmıştı ve Clarisse maskeyi kapıp çimenleri üzerinde koşmuştu; gidip kapısını çalarak maskesini geri isteyemezdi.

    Artık ateş onun için bir zevk değil, her sayfasında kendini yeniden inşa edeceği o sancılı uyanışın ta kendisiydi. Montag için uyanış bir fikirle değil, bu soruyla ve kendisine dayatılan o taşlaşmış erkeklik rolünün sarsılmasıyla başladı. Gücü yıkımda bulan bir adamın, gücü bir kitabın sayfalarındaki o kırılgan kelimelerde aramaya başlamasıydı bu.

    Uyanış birden bire olmaz her zaman, bazen yavaş yavaş kendine gelir insan. Bazen de şoke edici bir sarsıntı gerekir. Bir kadının kitaplarıyla birlikte yanmayı seçtiği o an, geri dönüşü olmayan bir kırılmaya dönüştü onun için.

    Düğmenin yerini fermuar aldı, insanın gün doğumunda giyinirken düşünecek kadar bile zamanı, bir felsefe saati, dolayısıyla da melankoli saati yok. 

    İtaat, yaktığın şeyin ne olduğunu bilmemektir; isyan ise onu ilk kez gerçekten görmek!İnsan bir kez gördüğünü unutmamayı seçebilir! 

    Ray Bradbury’nin dediği gibi, kitapları yakabilirsiniz Fahrenheit 451 yeterlidir. Ya hafıza? Hafızayı yakmak için ne gereklidir?

    Zihnimize atılan o “isli” ateş hafızayı kül edebilir elbette. Ancak bu yangını içimizdeki “hakikat ateşi” ile dağıtabileceğimizi iddia edeceğim.

    Ateşe karşı ateş.

    Orman yangınlarını durdurmak için kontrollü küçük bir ateş yakarlar ya büyük yangının önündeki yakıtı tüketsin diye. Öyle işte… 

    İçimizdeki ateş bir kez harlandı mı, kim durdurabilir ki?

    İşte o sorudan sonra Guy Montag’ın önü açılır; tutkusu yakmak değil meraktır, keşiftir artık: Yakmayan aksine aydınlatan bir ateşin büyüsüne kapılır… 

    Dikkatli bakarsanız, göreceksiniz; Bradbury’nin dünyasında itfaiyecilerin hepsi erkek. Bunun bir tesadüf olduğunu hiç sanmam; otorite, düzeni koruma görevini yıkıcı bir “erillik” üzerine inşa ediyor. Montag da başlarda ateşi, sistemin kendisine verdiği o muktedir olma halini seviyordu.

    “Ateş yakmak bir zevkti” cümlesi, aslında sistemin erkeğe sunduğu o sahte güç illüzyonunun ifadesi. 

    İtfaiyeciler birbirine benziyor bu arada; hepsi isli yüzlü, kömür saçlı ve duygusuz. Erkek, bu sistemde sorgulayan bir özne değil, emredilen yeri ateşe veren kaslı bir mekanizma… Duygularından, şüphelerinden ve zayıflıklarından arındırılmış, sadece “yakan” bir kuvvet… 

    Kitap insanların erkekleri öyle mi? Sistemin dışına kaçan, içindeki insanı keşfediyor, yakmıyor, yıkmıyor, paylaşıyor. Onlar “yakan kuvvet” değil, “yaşatan hafıza” olmayı seçenler.

    Montag’ın ağlamaya başlaması da o “robotlaşmış erkek” imgesinin ilk çatlağı oluyor.

    Robotlar ağlamaz! Erkekler ağlar…

    Gözyaşları, ruhuna bulaşan isi yıkayan o ılık su; sistemin ‘kusursuz’ dediği mekanik işleyişin en büyük arızası değil de ne?

    Montag artık yanık mantara benzeyen yüzüyle aynaya bakıp kendine göz kırpamayacak. Uykuya dalarken, karanlıkta, yüz kaslarının yakaladığı alev alev gülümsemeyi hissedemeyecek…

    Ne olduğunu bilemiyorum. Lanet derecede mutsuzum, öylesine deliyim. Neden bilmiyorum, kendimi kilo alıyormuşum gibi hissediyorum. Şişmanlamış gibi hissediyorum. Bir sürü şey toplamış, saklamışım gibi hissediyorum, ne olduğunu bilmiyorum. Belki de kitapları okumaya başlayabilirim. 

    Ray Bradbury, Fahrenheit 451’i yazarken asıl korkusu devlet sansürü değildi; toplumun kendi isteğiyle düşünmekten vazgeçmesiydi. İnsanların kısa içerikleri tercih ettiği, rahatsız edici fikirlerden kaçıp eğlenmeyi seçtiği bu dünya, Michel Foucault’nun işaret ettiği gibi baskıyla değil, “içselleştirme” ile çalışan o dünya. İçselleştirme denilen; iktidarın dışsal bir zorlama olmaktan çıkıp, bireyin kendi kendisini denetlediği, yönettiği ve disipline ettiği içsel bir mekanizmaya dönüşmesi süreci.

    Panaptikon’a bile gerek yok: Denetim dışarıda değil, içeride artık. Montag’ı da kimse zorlamıyordu; o kendi kendini denetliyordu. Yüzbaşı Beatty’nin otoritesi değil, Montag’ı asıl hapseden o emirleri kendi doğrusu sanan zihniydi. Montag’ın dünyasında itaat, bir baskı değil bir “konfor” meselesiydi.

    Distopyalar genelde acı üzerinden kurgulanır ama Bradbury bize haz üzerinden gelen bir köleliği anlatıyordu. İnsanlar mutsuz olmamak için düşünmemeyi seçer çünkü. İtaat, acıdan kaçmak için ödenen bir bedeldir sadece.

    Neden?
    Çünkü doğal olan budur! Çünkü disiplin toplumlarında ‘mikro iktidar’ bireyin hareketlerini, zamanını, bedenlerini hizaya sokar ve itaat etmeyi benimsetir. Bize dayatılan doğruları sorgulamadan uygulamak bize kendimizi iyi hissettirir. Bu normlara uymayan anormaldir!

    Bradbury ve Foucault, aynı tespitleri farklı anlatılar üzerinden yaparken, yaptıkları bize sadece ayna tutmak aslında.  Biliyoruz biz de bunları; itaat etmenin konforunu seviyoruz aslında. İster ‘Sosyal Bukalemun’ desinler ister “Otomat Uyumu” adını versinler kavramları bilmezken bile yapıyoruz biz bunları. Otantik benliklerimizden vazgeçip, uyum adına kalıplaşmış davranışları ödünç alıp sonra da kendi seçimlerimiz sanıyoruz. Erich Fromm’un dediği gibi, özgürlük belirsizlik getirdiği için insan bazen ondan kaçıyor ve rahatsız olmamak için itaat ediyor. Bilmemeyi seçmek, bilmenin getireceği o muazzam yükten kaçmanın en kestirme yolu zira.

    Ve daha da fenası; isyan, dünyayı değiştirmeden önce insanı değiştiriyor ve yanında büyük bir yalnızlık getiriyor.

    Dönelim romana: Montag kendindeki ve hayatındaki tuhaflıkları görmeye başladığı andan itibaren arafta kayboldu. Artık ne eski dünyasına aitti ne de yeni bir dünyaya tam ulaşabilmişti. 

    Gerek var mıydı bunca sıkıntıya?

    Robotlar asla acı çekmez; çünkü programı buna izin vermez. Ama insan olmak, o programın dışına çıkıp kendi “hata payını” keskin bir acı olarak hissetmeyi gerektirir.

    Mildred gibi evinin salonunda, duvarındaki koca ekrana bakıp mutlu mesut yaşayıp gitmek varken, Guy neden kendini tehlikeli bir maceraya attı ki?

    Belki de cevap; hipnotize edilmiş bir robot olmayı reddedip, sancılı da olsa yeniden insan olmak, kendini küllerinden tekrar kendini doğurmaktır.

    Sahte bir cennetin uysal bir parçası olmaktansa, gerçeğin cehenneminde kendi adımlarınla yürümek… İnsanlık onuru denilen şey bu olabilir mi?

    Bradbury’nin bu hikâyeyi önce öykü olarak yayımlayıp sonra bir romana dönüştürmesini de çok anlamlı buluyorum; isyan gibi bazı fikirler de insanın içine sığmıyor, taşıyor. Roman boyunca Plato’nun Devlet’inden Cervantes’in Don Kişot’una, Swift’in Guliver’inden Kutsal Kitap’a uzanan göndermeler sanki bize farklı ihtimaller bulunduğunu da hatırlatıyor. İnsan kendine ulaşmak için farklı yollar deniyor elbette; itaat ettiğin an yolun bittiği (ya da senin öyle sandığın) yerde duruyorsun. Yanıyorsun.

    “Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” diyen şair geliyor aklıma. 

    Granger’in romanda Anka Kuşu’nu hatırlatması da boşuna değil… 

    İsa’dan önce Anka adı verilen lanet, saçma bir kuş vardı. Her birkaç̧ yüzyılda bir, bir odun yığını kurup kendisini yakardı. İnsanın ilk kuzeni o olmalı. Fakat her kendini yakışında, küllerden fışkırarak yeniden doğardı. Görünüşe göre sanki biz de defalarca aynı şeyi yapıyoruz, fakat bizim, Anka’nın hiç yapmadığı lanet bir şeyimiz daha var. Yaptığımız bu kahrolası saçmalığı biliyoruz. Binlerce yıldır yapmakta olduğumuz kahrolası lanet şeyleri biliyoruz. Bunları bildiğimiz için ve hep görebileceğimiz yerlerde oldukları için, bir gün belki lanet ölüm ateşlerini yakarak kendimizi onun içine fırlatmaktan vazgeçeriz. Her nesilden birkaç kişiyi daha hatırlamaları için seçeriz.

    Bradbury’nin sorduğu soru hâlâ masamızın üzerinde: Konfor alanımızdan çıkıp birer Montag’a dönüşür müyüz? Yoksa Mildred’ın robotlaşmış huzurunda yaşayıp gider miyiz?

    Yanıt belli gibi duruyor ama o iş öyle değil. Bu da bu işin yanılgısı.

    Bugünün dünyasında Montag olmak… İçimizdeki Montag’ı uyandırmak… “Mutlu musun?” diye o yanıtsız soruyu sormak… 

    Bu kadar esip gürledikten sonra sukûnet istesem abes mi olur? Düşünmeliyiz biraz.

    Ne diyordu Granger?

    Bir şeyi kafanızdan çıkarmayın. Sizler önemli değilsiniz. Siz hiçbir şey değilsiniz. …  Bize ne yaptığımızı sordukları zaman onlara, hatırladığımızı söyleyebilirsiniz. İşte uzun vadede kazançlı olacağımız nokta burası. …  Gelin artık, öncelikle bir ayna fabrikası kurmaya ve gelecek yıl boyunca sadece ayna imal ederek onlara uzun uzun bakmaya gidiyoruz.

    Ne yazmıştı Bradburry?

    Her şeyin bir mevsimi vardı. Evet. Yıkmanın bir zamanı ve yeniden yapmanın bir zamanı. Evet. Susmanın bir zamanı ve konuşmanın bir zamanı. Evet, bu kadar. Fakat daha başka? Daha başka? Bir şey, bir şey… 

    Ve nehrin her iki kıyısında da, dallarında on iki tür meyve bulunan ve her ay aynı meyveyi veren, bir hayat ağacı vardı. Ve bu ağacın yaprakları uluslara şifa vermek içindi. 

    Kaynaklar:
    Ray Bradbury – Fahrenheit 451
    Kitâb-ı Mukaddes – Vaiz & Vahiy Bölümleri 
    Michel Foucault – Hapishanenin Doğuşu
    Erich Fromm – Özgürlükten Kaçış
    Mark Snyder –Kendini İzleme Teorisi
    Nazım Hikmet – Kerem Gibi Şiiri


    Henize Nilgün

    H. Nilgün Karataş, İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Henüz öğrenciyken çalışmaya başladı, Milliyet, Dünya, Akşam, Günaydın, Business Week Dergisi ve Hürriyet’te gazetecilik yaptı. İlk romanı Defne ya da Bazı Tuhaf Hayatlar’ın yanı sıra birçok kolektif kitapta öyküleri yayımlandı. Yayın yönetmenliği yaptığı Suare Dergi’de ve Bianet’de yazıyor. İkinci üniversite olarak da felsefe okuyor.

    YAZARIN DİĞER YAZILARI

    nilgün karataş suaremag yazar

    Related Posts

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026 Manşet 2

    Gotik Mimari: Gotik edebiyatın görkemli yapıları

    Ağustos 10, 2026 Edebiyat

    Klasik Müziğin çağdaş yorumcularından Janoska Ensemble Bodrum’da

    Ağustos 7, 2026 Etkinlik

    Nilgün Karataş: ‘Tanrıçalar ölmedi, sadece kostüm değiştirdi’

    Ağustos 5, 2026 Edebiyat
    Yorum Yap
    Yorum yazın Cancel Reply

    Yeni Eklenenler

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026 KÜLTÜR - SANAT

    Çağdaş cazın özgün topluluklarından The Bad Plus, 12 Eylül’de Fiba Salon İKSV sahnesine konuk oluyor.…

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026

    Nebahat Kavak ile ‘Medeniyet Hamuru’: Kültürel bir mirası görünür kılmak

    Ağustos 13, 2026
    Sosyal Medya'da Biz
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    • YouTube
    Bu Haberleri Kaçırmayın

    SAYIM ÇINAR İLE KÜLTÜR SANAT TURU

    Temmuz 1, 2025 KÜLTÜR - SANAT

    Akbank Sanat’ta nisan ajandası

    Mart 28, 2023 KÜLTÜR - SANAT

    İnkılap Kitabevi yazarları 10. Sarıyer Edebiyat Günleri’nde

    Eylül 21, 2023 Etkinlik
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Film, kitap, sanat, hayat ve daha fazlası için haber, röportaj, makale, podcast, güncel bilgiler içeren e-dergi.

    Email : editor@suaredergi.com.tr

    Künye

    Son Eklenen Yazılar

    The Bad Plus veda turnesi için 16 yıl sonra Salon’da

    Ağustos 24, 2026

    Eskişehir’de festival zamanı: Porsuk kıyısında beş gün

    Ağustos 24, 2026

    Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yaşını dünyanın öne çıkan filmleriyle kutluyor

    Ağustos 17, 2026
    X (Twitter) Instagram Facebook
    © 2026 Tüm Hakları Saklıdır. Do Medya & Ekipbizz İçerik İşbirliğiyle hazırlanmaktadır.

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.