Sibel Karaca
Mucizelere inanır mısınız? Ben de…..
O sabah, Mimoza Apartmanının ikinci katında normalin dışında bir hareket bir koşuşturma vardı. Apartman sakinleri hem meraktan hem şaşkınlıktan kapılara çıkmış, ayakaltında dolaşıp engel olmamak için merdiven kenarlarına kuşlar gibi tünemişlerdi. Ambulanstan sedye ile indirilen Ferit Bey, altı ay sonra evine dönüyordu. Sağlık çalışanları ellerinde türlü cihazlarla binaya girip çıkıyor, İdil hanım ise ortalarda görünmüyordu. Birkaç saat sonra ikinci kat yedi numaralı dairenin kapısının kapanması ile fısıltılı konuşmalar hariç sükunet geri geldi. Daire sakinleri Ferit Bey’in geri dönmesine, İdil hanımın ketumluğuna dair yorumlarına gecikmiş sabah kahvesinde devam etmek üzere sözleştiler.
İdil hanım, evin daimi güneş alan, öncesinde oturma odası şimdi tam teçhizatlı hastahane odası görünümünde olan odanın kapısında durmuş gözleri ile etrafı tarıyordu. Odanın ortasına kadar memnuniyetle yürüdü, yatakta gözleri tavana dikili yatan kocasına “ Evine hoş geldin,” dedi gülümseyerek. “Sakın merak etme. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Hemşiremiz de var.”
Kazadan sonra uzun bir müddet komada kalmış, yaşama umudu kesilen Ferit Bey, bitkisel hayata girmişti. Altı ay… Tam altı ay boyunca bitkisel hayatta kalan adam için doktorların yapacağı bir şey kalmamış, İdil hanımın talebi üzerine evine getirilmişti.
“Sen bir mucizesin hayatım,” dedi. Yatağa iyice yaklaşıp elini tuttuğu kocasına;
“Nasıl rahat mısın? Özledin mi evini? Burada olmak sana çok iyi gelecek. Kim ne derse desin ben senin duyduğunu, hissettiğini çok iyi biliyorum. Söylediklerimin her bir kelimesini anlıyorsun. İnanıyorum. Şu anda gerçekliğin yüzüne bakıyorsun, gözlerinde görüyorum. Anlamlı bakışlar değilmiş doktorlar öyle söylüyor. Nereden bilecekler ki? Otuz yıl bu gözler onların gözüne mi değmiş hah! Bilemezler bu bakışların neleri anlattığını. Yeniden başlayacağız sevgilim, ta en başından. Otuz yıl öncesine kadar gideceğiz yavaş yavaş acele etmeden, tadını çıkara çıkara. Sana tek tek her şeyi anlatacağım, hatırlatacağım, hissettireceğim. Yine yeniden başlayacağız. Ölümünü bekliyorduk evet kimse senin komadan çıkabileceğini düşünmüyordu. Ben dahil. Ama dedim ya bir mucize oldu ve sen tekrar hayata döndün. Bitki mitki ne fark eder ki? Komada kalsaydın bunların hiç birini duyamayacak, evine gelemeyecek, ben sana tekrar bu kadar yakın olamayacaktım. Hem bitkiler de canlı değil mi? İşte sen de canlısın, nefes alıyorsun karşımdasın. Ufak tefek hareketlerin beni heyecanlandırmamalıymış. İstem dışı, beynin yolladığı sinyallermiş. Hiç inanmadım inanmayacağım da. Bitkiler su verildiğinde başını kaldırır bakar sana, güneşe döner yüzünü, coşturur çiçeklerini. İşte hayat. Sen de böylesin sevgilim, beni duydukça, hissettikçe oluyor bu kıpırdanmalar biliyorum. Bundan ala mucize mi olur? İlahi adaletin tecelli edeceği günü sabırsızlıkla beklemiştim. Başınız sağ olsun cümlesini işiteceğim güne hazırlarken kendimi “Bizim yapabileceğimiz bir şey kalmadı. Bundan sonrası Allah’a kalmış” sözlerini duyduğumda yer altımdan kaymıştı sanki. Kulaklarımda ziller çalıyor, enseme binlerce karınca hücum ediyor, kafatasım beynime dar geliyordu. Sonrasında acilde yatarken yavaş yavaş sakinleşirken, beynimin sisi dağılırken anladım ki bu benim için Allahın bir lütfuydu. Bir kadın için intikam olasılığı nedir? Hele benim gibi bir kadın için, senin gibi bir adama. Tek bir olasılık vardı. Kaçmak. Senin de dediğin gibi yapamazdım yapamadım da zaten. Neden biliyor musun? Çünkü, geri döneceğime emindim ve korkutucu olan da döndükten sonrasıydı. Sen sakın korkma sevgilim geri döndüğün için.“
İdil hanım, terleyen avuçlarına gözlerinden damlayan yaşlara, titreyen bacaklarına rağmen bir bebekle konuşur gibi usul usul konuşuyordu. Birikimlerini bir anda sarf etmekten çekiniyor, zamana yaymak istiyor, diğer yandan da düşünerek konuşmaktan korkuyordu. Yeteri kadar düşünmüştü ancak şimdi böyle yüz yüze yan yana olunca o eski bildik duygular sarıyordu zihnini. O girdaba tekrar giremezdi, tekrar o tutkunun esiri olamazdı. Heyecanına yenik düşmemek biraz nefes almak için pencereyi ardına kadar açtı. Baharın tatlı, taze akşam üzeri esintisi odaya ferahlık katarken, Ferit beyin bedeninde gözle görülür bir titreme oldu. Sağ bacağı seğiriyor, göz kapakları açılıp kapanıyordu.
Harcanan anlar, paylaşılmayan yaslar, avuntular… Aşkın en saf en derin en tutkulu en gözü kör halinden, nefrete, yanılgı hissine, uyanışa ne zaman geçmişti İdil? Uzun ve derin bir uykudan uyanmış gibi mahmur ve hantal hissediyordu kendini. Hasta karyolasında yatan adama gözlerini kırpıştırarak korku ile karışık güvensizlikle baktı. Sahi Ferit miydi orada yatan? Öyle aciz, öyle bitkin, öyle sessiz… Konuşabilseydi şayet, kazanın suçunu İdil’e yükleyecekti. Ne olduğunu anlamadan yine kendini özür dilerken bulacak, vicdan azabı çekecek, affettirmek için kulu kölesi olacaktı. Konuşabilseydi şayet, kendini yine yetersiz ve değersiz hissettirecek sözler sarf edecekti. Bu haldeyken bile iyi ki varsın yerine iyi ki varım da bensiz halin nice olurdu diyecekti. İşte yine çekiliyordu o kuytu karanlığa. Elinin tersi ile gözyaşlarını silerek derin bir nefes aldı kocasının yatağının başındaki koltuğa oturdu.
“Seni asla bırakmayacağım,” dedi arkasına yaslanarak. “Tıpkı senin bana dediğin gibi ;
“Nereye gidersen git seni bulur geri getiririm. Ben de öyle yaptım. Her nereye gittiysen bulup geri getirdim seni. Bir bitkinin ihtiyacından daha fazlası emrinde. Bir kadının ihtiyacından daha fazlası emrimdeydi. Değil mi? Öyle diyordun. Suçluluk duyuyor musun benim gibi? Yük oluyorum, yatağa mahkumum, her şey elimden alındı diye. Duyma. Duymazsın biliyorum. Gözünden akan yaşlar en azından benimki kadar yoğun değil. Anlıyorum seni. İstemsiz olabilir demişlerdi. Benimkiler de istemsizdi. İçimin taşkınlığı göz pınarlarımdan süzülürdü usul usul. Tıpkı seninki gibi. Kötü değil mi, zor, hatta dayanılmaz. Hiçbir ilaç, ağrı kesici o iç taşkınlığını durduramaz. Kabarır da kabarır kimse bilmez duymaz. Ama bak ben seninkileri anlıyorum görüyorum. Çenen düştü diyorsundur sen şimdi. Bunca yıldır konuşmadığın kadar konuşuyorsun. Evet, elbette. Çünkü niye? Roller değişti Ferit’ciğim. Ben bitkisel hayattan çıktım. Varlığımı kendime armağan ediyorum. Hayat bana öyle güzel bir armağan verdi ki. Suskunluğun, hem de karşımda böyle kanlı canlı suskunluğun bana hayatın en büyük armağanı, mucizesi. Hiç merak etme o kendine gösterdiğin özen, bakım itina ile devam edecek seni bundan mahrum bırakmayacağım. Sen kendini beğenmeden, övülmeden yaşayamazsın Dur dur salyan aktı, bacakların da kıpır kıpır sakin ol. Öfkelendin mi yine yoksa? Doktorlar anlamaz bu bakışların değişkenliğini bir ben bilir bir ben anlarım. Şimdi biraz dinlen. Vaktimiz bol daha konuşacak çok şeyimiz var. Biliyor musun, uzun zamandır kalbimin en kuytusunda en derininde ürkek bir kuş titrerdi. Artık titremiyor. Bir mucize gerçekleşti ve o kuş özgür kaldı.”
Kocasının yanağına ürkek minik bir öpücük kondurdu İdil. Camın dış pervazına konmuş iki kumru birbirlerine cilve yaparken, odanın içinde sinir bozucu bir sesle vızıldayan kara sinek Ferit beyin yüzüne konup konup kalkıyordu.


